AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ali Savaş
    • Akademisyenlerimiz tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Savaş Hekimlik bir hayır kurumu değil, bir meslektir.

28 Ekim 2007, Pazar

Prof. Dr. Ali Savaş
Akademisyenlerimiz tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Savaş Hekimlik bir hayır kurumu değil, bir meslektir.

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1986 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini; 1992 yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde Nöroşirürji uzmanlığı eğitimini bitirdim. Daha sonra Freiburg Üniversitesi (Almanya) Tıp Fakültesinde, doktora ve yüksek ihtisas yaptım. 2000 yılında nöroşirurji doçenti; 2006 yılında nöroşirürji profesörü oldum.

2002 yılında Avrupa Nöroşirürji Topluluğu (EANS) Araştırma Birincilik Ödülü’nü aldım. 2006 yılında Münih Üniversitesi Tıp Fakültesinde “davetli profesör\" olarak çalıştım ve halen çalışmaktayım.

Genel nöroşirürjinin yanısıra, özellikle hareket bozuklukları (Parkinson Hastalığı, Tremor-titreme vb.), ağrı (trigeminal nevralji, kanser ağrısı vb.) ve beyin tümörlerinin cerrahi tedavisi üzerine çalışmalarımı sürdürüyorum.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Tıp eğitimini seçme nedenim onun bir insanın alabileceği en yüksek eğitimlerden biri olduğunu düşünmemdir. Bu eğitim özellikle antropoloji ve humanistik değerler açısından insanı en üst düzeyde eğitilmiş hale getirir. İnsanla ilgili olarak en somut ve direkt bilgiler tıp eğitimi ile elde edilir. Bunun ötesinde tıp ve tıpta uzmanlık eğitimi sonucunda insana direkt müdahale etme becerileri geliştirilir. Kanımca, bu yönüyle tıp eğitiminin değeri diğer hiçbir disiplinle kıyaslanamaz.
Tıp eğitimi gördüğüm için çok memnunum, ancak hekimlik mesleğinden memnun değilim. Hekimlik dünyanın her yerinde sorunları olan bir meslektir. Türkiye’de ise sorunlar çok daha ciddi boyutlarda sürmektedir.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Tıp genel olarak uygulanması zor bir disiplindir. Bazı tıp alanlarındaki çalışma zorlukları ancak savaştaki sıcak çatışma ve maden işçiliğiyle kıyaslanabilir. Bir de, hekim, bu sıkıntıları eğitim, akıl ve teknik beceri ile aşmak zorundadır. Bununla birlikte, hekimlik mesleğinin en zor tarafı kanımca hekimlikle ilgili konularda idari, mali ve yasal düzenlemelerin ilkel diyebileceğim ölçüde yetersiz kalmasıdır. Bu gelişmiş ülkelerde de böyledir. Hekimlik insanların sağlıkla ilgili sorunlarını çözmeye çalışan ve bunda beceri sahibi olan bir çalışma alanıdır; bu nedenle politik güç her zaman bu meslek grubunu kullanmaya çalışmıştır. Uygar ülkelerde bu sorunların çözümünde halk ve hekimler arasında adil bir denge gözetilmeye çalışılır; geri kalmış ülkelerde ise hekimler üzerinde politik ve idari baskı kurmak en kolay çözümdür. Kısacası, hekimlikle ilgili ana sorunlar politika ve rejim sorunlarıdır; Politika ve rejim düzelirse hekimlikle ilgili sorunlar çözülme yoluna girer.

İkinci önemli sorun mali sorundur. Hekimlik bir hayır kurumu değil, bir meslektir. Hekimlik mesleğini seçen kişiler bu zor mesleği sadece insanlara yardım etmek için değil, yaşam standartlarını ortalamanın üstünde bir gelirle sürdürebilmek için yaparlar. Bir klinisyen olarak hekim, bir insana sağlığıyla ilgili bir yardımda bulunduğunda, bu hastanın ve ailesinin son derece özel bir sorununun çözümüyle ilgili bir katkıda bulunur. Bu katkı sadece özel değildir; kamu açısından ek olarak genel bir katkıdır. Bu katkılar, masa başı işleri veya bürokratik işlerden çok daha direkt, operasyonel ve çok yönlüdür. Bu açıdan tüm bu özel ve genel katkıların kabul edilebilir mali karşılığı olmalıdır. Bu karşılık verilmeden yapılacak hiçbir düzenleme sorunları çözmez.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyenlik, kurumsal bir yapı altında, akla ve gözleme dayalı bir düşünce sistematiği oluşturmaktır. Akademisyen her türden düşüncesini şüphe üzerine kurmalıdır. Hiçbir hazır bilginin doğruluğu üzerinde kesin kanıya sahip olmamalıdır ve bu düşünce akışı içinde bilgiyi bilinmeyen kaynaklardan değil, direkt olarak sınanabilir gözlemler üzerinden edinmelidir. Gerçek akademisyenin düşünce sistematiği, inanca değil, bu yoldan elde edilmiş bilgiye dayanır. Bu akademisyenliğin anayasasıdır. Bu anayasayı uygulamayanlar, ilim adamı olabilirler, ancak bilim adamı olamazlar.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yukarıda bahsettiğim sorunlar Türkiye söz konusu olduğunda çok daha fazla derinleşiyor. Türkiye, tıp alanında son derece gelişmiş uygulamaların yapıldığı bir ülke. Kamusal sağlık hizmetleri açısından bakıldığında ise dünyanın en geri ülkeleri arasında. Bunun başlıca nedeni, sağlık hizmetlerinin sunumunun politik yönetimlerce sürekli olarak kötüye kullanılmasıdır. Diğer bir deyişle sorunları çözmek için en önemli itici gücün popülizm olmasıdır.

Dünyada sağlık sistemini sağlıklı işletebilen hiçbir ülke yoktur. En iyi sistem olarak görülen Alman sisteminde bile son yıllarda bir çöküş yaşanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise homojen ve karşılığı tam olarak ödenmeden verilen bir sağlık hizmeti sunumu yoktur; kaliteli tıp hizmetine toplumun sadece bir kesimi ulaşabilmektedir.

Tıp hizmeti giderek daha da artan ölçüde yüksek maliyetli bir hizmet olmaktadır. Bu hizmetin reel bir maliyet dengesi kurulmadan sürdürülmesi mümkün değildir. Gelişmiş ülkelerde vatandaşlar, istisna gözetilmeden, sağlıkları için kamu veya özel sigorta kuruluşlarına düzenli ödeme yaparlar ve hasta olduklarında bu ödemelerin kendilerine dönmesini beklerler. Bizde ise vatandaşların büyük bir çoğunluğu hiçbir ödeme ve katkıda bulunmaksızın sağlık hizmeti beklemektedirler; bu bedava hizmetin karşılığında ilgili partiye oy vermektedirler. Sağlık fonunda toplanan para yetersiz olduğu için ve seçim kaygılarından dolayı hükümetler bedava sağlık hizmetini yatırım fonları ve dış borçlanmayla yürütmeye çalışırlar. Bu ekonomik bir suistimaldir ve bu şekilde ülke genelinde sürekli ve iyi bir sağlık sisteminin kurulması imkansızdır. Ayrıca, sağlık için ödeme yapan vatandaşların birikimleri, ödeme yapmayan kesime aktarılmaktadır; bunun çağdaş anlamda bir sosyal adalet anlayışı olmadığı ortadadır. Kısacası halk genel olarak sağlık için para ödemeyi ve sağlığı bozulduğunda bu ödemelerden yararlanmayı kabul etmelidir. Gerçek ödemeye dayalı bir sağlık sigortası sistemi kurulmadan yapılan hiçbir şey kalıcı ve etkin olamaz.

Kanımca, Türkiye bireysel özgürlüklerin özellikle son yıllarda oldukça genişletildiği bir ülkedir. Buna karşın, hekimler ise Türkiye’de büyük bir politik ve yasal baskı altındadır. Türkiye’de 1980 askeri darbesinden kalan tüm toplumsal baskı yasaları temizlenmiştir. Bunlar arasında sadece hekimlere uygulananlar kalmış; dahası, sivil iktidarlar tarafından bunlara yenileri eklenmiştir. Mecburi hizmet yasaları ve yeni getirilen hekimlik uygulamalarına yönelik ceza yasaları, hekimler üzerinde, diğer meslek ve vatandaş gruplarında olmayan türde bir baskı ortamı oluşturmaktadır. Buna benzer bir örnek hiçbir uygar ülkede yoktur. Dünyada hekimlik uygulamalarını ve üniversite çalışmalarını, sadece baskıyla ve hekimlere yönelik düşmanlık duygularıyla düzenleyerek yürütmeyi başarabilmiş hiçbir örnek yoktur. Türkiye’de üniversite, sağlık ve hekimlikle ilgili sorunların çözümü için en çok akla ihtiyaç bulunmaktadır.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Daha önce söylediğim gibi yurt dışında da, daha az olmakla birlikte sorunlar mevcuttur. Ancak Türkiye’de durumun, medeni yaşam, üniversite ve hekimlik açısından bu noktaya geleceğini düşünebilseydim; dönmemek için daha çok çaba harcardım. Daha fazla olumsuzluk eklenirse yurt dışına gitmek için yeniden girişimde bulunabilirim.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Uluslararası dergilerde 75, ulusal dergi ve kitaplarda 30 kadar bilimsel yayınım bulunmaktadır.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Ankara Üniversitesi, Türkiye’nin en köklü ve düzgün işleyen üniversitelerinden biridir. Bu kurum özellikle üniversite eğitimi açısından Türkiye’nin itici gücüdür ve üniversite gelenekleri tam anlamıyla oturmuştur. Ankara Üniversitesi Cumhuriyet Dönemi’nin ilk üniversitesidir. Yapısı ve kuruluşu itibariyle, ülkesine, Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerine ve Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına sıkı sıkıya bağlı bir öğrenci ve öğretim üyesi kitlesini içinde barındırmaktadır. Ne yazık ki, son dönemlerdeki politik değişim nedeniyle, bu niteliğinden ötürü adeta cezalandırılmakta ve baskı görmektedir.

Akademik çalışmaların sağlıklı yürütülmesi için tüm Türkiye’de üniversite özerkliğinin kurulması gerekir. Bu özerklik Avrupa ülkelerinde olduğu gibi özellikle idari, yasal ve mali açılardan sağlanmalıdır. Kanımca, özerkliğin önündeki en büyük engel günümüzde artık YÖK değil politik idaredir. Politik güç üniversiteyi ve akademik kuruluşları ele geçirip yönetebilir, ona saldırabilir ve yok edebilir: ama bu ülkenin ve insanlığın yararına bir iş olmaz.

Bilim üretimi yüksek maliyetli bir iştir. Türkiye’de üniversite öğretim üyelerinin gelirleri ve özlük hakları kabul edilemez ölçüde düşük seviyededir. Buna karşın, kamu üniversiteleri baskı altındayken vakıf üniversitelerine birçok imtiyaz tanınmaktadır. Türkiye eğer bir Avrupa ülkesi olmak istiyorsa kamu üniversitelerini geliştirmeden bunu başaramaz. Avrupa’nın kalbi diyebileceğimiz Almanya ve Fransa’da akademik çalışmaların hemen hemen tamamı kamu üniversitelerinde yürütülmektedir. Hükümetler de onları geliştirmek için büyük çaba harcarlar ve özerkliklerine saygı gösterirler. En iyi beyinler artık Türkiye’de üniversite kurumlarında çalışmak istememektedirler. Yine de, özellikle mali sıkıntılar ve baskılar göz önüne alındığında Ankara Üniversitesi Türkiye’deki en iyi işleyen kurumlardan biridir.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Yukarıda düşüncemi özetledim. Ancak sorunların çözümü için YÖK’ten çok hükümetlerin akıllıca hareket etmesi gerekir. Üniversiteler birer Türk buluşu değildir. Çalışmalarıyla ilişkili yasalarda ve yönetmeliklerde icatta bulunmak gereği yoktur. Avrupa’daki iyi örneklerin Türkiye’de de uygulanabileceği kanısındayım.
Son dönemde, yakın döneme kadar en iyi tıp uygulamalarının yapıldığı kurumlar olmasına karşın, tıp fakültelerine karşı, adeta onları yok etmek ve sağlık sisteminden dışlamak gibi bir anlayış hakim olmaktadır. Politik idareyi yönlendirenler, bir ölçüde özerk oldukları için üniversitelerde, birtakım işlerini devlet dairelerindeki kadar rahat yürütemediklerinden dolayı rahatsızlık duyuyor olmalılar. Asıl bu anlayış gerçekten bir Türk buluşu olabilir; çünkü dünyada bir eşi benzeri yok. Gelişmiş ülkelerde tıp fakülteleri sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde altın standartları ortaya koyar, özgürce uygular ve akıllı idareler bunu kendileri için bir avantaj olarak görürler; yakın döneme kadar bu Türkiye’de de böyleydi. Türkiye’de idari ve politik olarak aklın, bilime ve eğitime saygının ve medeni anlayışların hakimiyeti kurulmadıkça, YÖK başkanı olsam bile sorunları kalıcı olarak çözebileceğimi sanmıyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Daha önce hedeflemiş olduğum yere ulaştım diyebilirim. Bu dönemde hedeflemiş olduğum yere ise henüz ulaşmadım.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Asistanken bir lomber disk hastasının yakınına bilgi verirken başka bir hasta ile karıştırdım ve hastasının durumunun kötü olduğunu, beyninde multipil metastaz olduğunu söyledim. Hasta sahibi, bilmiyorduk dedi; üzüldü ve gitti. Kısa bir süre sonra karıştırdığımı anladım ve hasta yakınına durumu anlattım. Sadece lomber disk hernisi olduğunu ve ameliyat olacağını söyledim; sevindi ve gitti. Disk hernili hastada ertesi gün ataksi ortaya çıktı ve BT çektiğimizde beyinde multipil metastaz olduğunu gördük. Bunu hasta yakınına açıklaması daha zor oldu tabii!

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Tam olarak gösterdiğimi söyleyemem.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Evet var. Klasik gitar çalmak, özellikle felsefe ve tarih alanında olmak üzere kitap okumak, tenis oynamak ve gezmek diyebilirim. Ama giderek daha az vakit bulabiliyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Evet; her zaman!

Teşekkürler.

27/10/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
2
1) Filiz (Estetisye)
16.05.2016 13:54:07
Ali Savas hoc am kadar bu meslegi severek ve titizlikle herseyi bizatt kedisi kontrulunde takip ederek calisiyor.Ben 12.05.2016 amaliyat odum hayatim degisti .Ali Savas hocama minnetarim.7 yildir ettigim dualarim Kabul oldu Allahs sukur
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer