AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ali Zahit Bolaman
    • “Akademisyen, bilimi yakın takip eden, alçak gönüllü, bilgilerini paylaşan, mesleki anlamda her türlü tartışmaya ve yeniliklere açık, sosyal, hoşgörülü, her türlü fikre saygılı kişi olmalıdır.”

27 Şubat 2011, Pazar

Prof. Dr. Ali Zahit Bolaman

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Başkanı  Prof. Dr. Ali Zahit Bolaman

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1959 yılında Fatsa’da doğdum. 1978-1984 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde  temel tıp eğitimimi tamamladım. Samsunun Kavak ilçesindeki sağlık ocağında pratisyen hekim olarak zorunlu hizmetimi gerçekleştirdim. 1991 yılında iç hastalıkları uzmanı, 1993 yılında hematoloji yan dal uzmanı oldum, aynı yıl genel dâhiliye ana bilim dalında doçent ünvanını kazandım. 1999 yılında beri Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında çalışıyorum. 2000 yılında profesör kadrosuna atandım. Halen aynı üniversitenin İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Evli ve iki çocuk babasıyım.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Hekimlik mesleğini kutsal, insanlara yardım eden tatminkâr bir meslek olarak düşünüyorum. İlk ve ortaokul dönemlerimde ilçemizde hekimlik hizmetini veren ağabeylerimizin insanlara yardımcı olması, herkes tarafından sevilmesi beni çok etkiledi. Bu nedenle hekim olmaya karar verdim. Tıp eğitimim sırasından itibaren herhangi bir yakınma ile gelen hastayı hata yapmayı kabul etmeyen bir bulmaca olarak değerlendiriyorum.  Bazen diğer meslektaşlarım gibi mesleki zorluklar yaşadığım anlarda  kısa süreli pişmanlıklar duysam da genel olarak hekimlik mesleğini seçtiğim için çok memnunum. Hekimliğin meslekten ziyade bir yaşam şekli olduğuna inanıyorum. Hekimliğin aktif ve yenilikler ile iç içe bir meslek olduğu kanaatindeyim.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Hekimlik mesleğinin öğrencilik hayatından itibaren usta-çırak ilişkisine dayandığına inanıyorum. Hekimlik mesleğinde başarılı olabilmek için tıp fakültesinden mezun olduktan sonra tıp alanındaki gelişmeleri yakından takip etme zorunluluğu mevcut. Bu da ister istemez belli bir mesleki disiplini ortaya çıkarmaktadır. Eğer şartlarınız uygun değil ise gelişmeleri yakından takip edemiyor ve uygulayamıyorsanız mesleğinizi icra etmekte güçlük çekebilirsiniz. Ayrıca, diğer meslektaşlarımda olduğu gibi bazı hastalıkları hasta ve hasta yakınlarına anlatmak insanın canını çok yakıyor. Keza bir hastanızı kaybettiğinizde maalesef acı çekiyorsunuz.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen, bilimi yakın takip eden, alçak gönüllü, düzenli, çalışkan, üretken, vicdanlı, iyi bir eğitimci, bilgilerini paylaşan, mesleki anlamda her türlü tartışmaya ve yeniliklere açık, sosyal, hoşgörülü, her türlü fikre saygılı, özverili, daima hedefleri olan, ülkesinin çıkarlarını koruyan, öğrencileri-araştırma görevlileri tarafından örnek alınmak için gayret gösteren  kişi olmalıdır.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Evet, hem mesleki hem de insan olarak kendime beni yetiştiren Prof. Dr. Ekrem Müftüoğlu’nu örnek alıyorum. Prof. Dr. Ekrem Müftüoğlu’nun bir eğitimci olarak çok müstesna bir yerinin olduğu düşüncesindeyim. Kendini mesleğine adamış, günümüzde en bilge iç hastalıkları uzmanı olduğu ve kendisinin bir bilim abidesi olduğu inancındayım. Bugünlere gelmem de büyük emeğinin hocama ait olduğunu hiç unutmadım. Kendisi ile birlikte çalışmamın ve onu tanımanın yaşantımda  büyük bir lütuf olduğu düşüncesindeyim.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu hangi açıdan bakıldığına bağlı olarak değişir. Hastalarımız için sağlık ortamının eskiye göre çok daha iyi olduğuna, buna karşılık hekimler için çalışma ortamının iyileşmediğine inanıyorum. Hekimlerin hastalara, yeni araştırmalardan bilgi sahibi olmaya yeterli vakit ayıramadığını düşünüyorum. Hekim bir hastaya kaç dakika ayırmalıdır, bir günde kaç hasta muayene edilebilir, her branş için hasta muayene süresi ve sayısı belirlenmelidir. Hekimlerin mesleki anlamda gelişebilmeleri eğitim hastaneleri dışında oldukça güçtür. Bu nedenle hekimlerin mutlaka mezuniyet sonrası eğitimleri olmalı, belki de zorunluluk haline getirilmelidir. Son zamanlarda farklı nedenlere bağlı olarak hekimlik mesleğinde yıpranma olduğu, eski saygınlığının azaldığı kanaatindeyim.
 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Yurt dışında bilimsel toplantılar dışında uzun süreli mesleki bir deneyimim olmadı.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Kesinlikle evet, yurt dışında mesleğimi yapmak isterdim. Yurt dışında (Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri, Kanada) mesleğini yapan arkadaşlarımın daha üretken, çalışkan ve mutlu olduğunu kendi ifadelerinden biliyorum.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

SCI kapsamında yurt dışı 73, yurt içinde 80 tane yayınlanmış yayınım mevcut.  

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Son zamanlarda ülkemizde tıbbi yayıncılığın büyük ilerlemeler yaptığına inanıyorum. Özellikle son yıllarda SCI kapsamında yer alan ulusal dergilerimizi çok başarılı buluyorum. Dergilerimizin çok taranan arama motorlarında yer almasının ülkemiz tıbbi yayıncılığı için çok önemli olduğu düşüncesindeyim. Ulusal dergileri bilimsel anlamda desteklemek ve kaynak olarak göstermenin bir görev olduğu kanaatindeyim.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Öncelikle belirtmek isterim ki YÖK başkanı olmak istemezdim. Zorunlu olarak olsaydım, rektör ve dekanların çok başarılı olmadığı sürece  tek dönem görev yapmasını, rektör seçimlerinin gerekli olup olmadığını, seçimde kimlerin oy kullanabilir olmasını  tartışmaya açardım. Üniversiteleri belirli sürelerle ziyaret ederek öğretim üyeleri ile üniversitenin ilerlemesi konusunda toplantılar yapar, üniversitelerin önüne fakülteler bazında  hedefler konulmasını teşvik etmeye çalışırdım.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Benim şartlarımda mesleğimde hedeflediğim yere ulaştığım kanaatindeyim.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Kliniğimizde vizit anında özellikle yeni yatan hastalarda uzun süreli olur ve araştırma görevlisi arkadaşlar ile hasta başında mesleki, hastanın hastalığı ile tartışmalar olağandır. Vizitte bulunanlar yeni yatan hastanın tartışılacağını bildiği için olası teşhisler için hazırlanır. Bu tartışmaları da stajyer hekimler yakından izler. Bu esnada hepimizin cep telefonları mutlaka sessiz modunda olur. Eğer herhangi birisinin telefonu çalar ise bu durum pek hoş kabul edilmez. Böyle bir vizit esnasında ciddi sağlık sorunları olan bir hastanın başında hastalık ile ilgili hasta başı tartışmanın tam ortasında aniden bir cep  telefonu o döneme ait İngilizce hareketli bir müzik çaldığında hepimizde bir gerginlik oluştu. Vizitte bulunanlar bu olayı en kıdemsiz araştırma görevlisine yakıştırdığı için pek de hoş olmayan bir şekilde kendisine baktılar, ancak araştırma görevlisi arkadaşta bir tepki yoktu. Bunun üzerine herkes müzik sesini takip ettiğinde hasta refakatçisi olarak bulunan ve vizit anında odadan dışarı çıkmamış kalın kaş ve bıyıkları olan, şalvar giymiş tipik bir Anadolu insanını gördük. Hasta refakatçisi ile göz göze geldiğimizde “Vallahi bana ait degildir babo” ifadesini duyduğumuzda hepimizin gerginliği geçmişti.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Bu soruya “Evet” diyebilmeyi çok isterdim. Çoğu arkadaşım gibi insan kendisi için bir fırsat bulamıyor.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Evet, sandalda balık tutmayı ve deniz kenarında dalga seslerini dinlemeyi çok severim.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Hayatın her alanında olduğu gibi mesleki olarak da keşke dediğim anlar mutlaka oluyor.  Olumsuz seyreden her olayın ardından doğal olarak pişmanlık duyuyorum.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Üzülerek söylemek isterim ki, doçentlik süreme kadar aileme hiç vakit ayıramadım. Son birkaç yıldır ayırmaya çalışıyorum.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
6
1) Ş. Eker (Uzman )
18.10.2014 10:10:43
Sayın Bahadır Hocam,
Sizi bir arkadaşımın arkadaşının önerisi üzerine bulduğum halde ilk görüşmemizde hiçbir öneri olmasaydı da göğüs kanseri ameliyatım için sizi seçeceğimi anladim. Hastaya tane tane ve ayrıntılı yaptığınız açıklama, dostça tavır ve güler yüzünüz sayesinde sizde karar kılıp devamında daha önceden randevu aldığım doktorlara gitmeye gerek bile görmedim. Öyle ki ertesi hafta hiç düşünmeden sizin öncülüğünüzde ameliyatımı gerçekleştirdim, aynen yabancı kaynaklarda okuduğum tekniklerle ne gerekiyorsa onu yaptınız. Bazen insanın içgüdüleri ile karar vermesi en doğru sonucu veriyormuş. Zaten bu hastalıkta en önemli şey doktorunuza güvenmektir derlerdi. Onkoloji Hastanesi gibi kalabalık bir hastanede (gerçi bu da sizin el becerinize katkı sağlamış sanırım) bu kadar maharetli bir doktorun bulunduğunu düşünemezdik. Özel sektörde ameliyat olmuş hastalardan hiçbir farkım olmadı, ikinci gün kalkıp dördüncü gün ailemi yemeğe çağırabilecek kadar kolay atlattım ameliyatı. Yara izim de memedeki bozukuluk da ancak bir özel hastanede sağlanabilecek kadar minimum düzeyde. Siz benim de ailemin de en büyük şansı oldunuz. Her kötüden bir iyi çıkar derler, bu kadar kötü bir hastalığın nesi iyi olabilir diye düşündüğümde sizin gibi iyi bir doktoru tanımış olmak diye düşünüyorum. Sonuçta kanser nüksedebilen bir hastalık ve sizin gibi iyi doktorların olduğunu bilince bu olasılık bile korkutmuyor artık beni. En derin minnet ve saygılarımızla...
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer