AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Atilla Erdem
    • Akademisyenleri tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Erdem

25 Kasım 2007, Pazar

Prof. Dr. Atilla Erdem
Akademisyenleri tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Erdem

“Akademisyen, senfonik müzik akışında farklı bir enstrümanla müziğe katılabilen bir kişidir”

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
7 Kasım 1954 yılında Gaziantep’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Ankara Dikmen İlk ve Orta Okulunda tamamladım. Lise eğitimimi Ankara Gazi Lisesinde 1968-1971 yılları arasında bitirdim. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine 1971 yılında girdim ve 1977 yılında mezun oldum. Nöroşirurji ihtisasımı 1978-1983 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalında tamamladım. Devlet hizmeti yükümlüsü olarak Sivas ve Ankara Numune Hastanelerinde 1984 ve 1987 yılları arasında nöroşirurji uzmanı olarak çalıştım. Bu hizmetimi tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalında yeniden göreve başladım ve ağırlıklı olarak uyku fizyolojisi ve epilepsi cerrahisi konularında çalışmalarıma devam ettim.

1988 yılında Amerika Birleşik Devletleri Houston Texas Baylor Medical College Sleep Research Center’de görev yaptım. Bu görevden sonra Anabilim Dalımız bünyesinde faaliyet gösteren Uyku Araştırma Laboratuvarında epilepsi monitorizasyonu ile ilgili çalışmaları başlattım ve bu alanda rutin hizmet veren bir ünite olması yolunda çalışmalarımı sürdürdüm.

1990-1991 yılları arasında Zürich Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Kliniğinde Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarına katıldım. Yine bu süre içerisinde mikronöroşirurji kursunu tamamladım ve hipokampus vaskülarizasyonu ve anterior koroidal arter mikronöroşirurjikal anatomisi ile ilgili laboratuvar çalışmalarını sonuçlandırdım.

1998 yılında Amerika Birleşik Devletleri Little Rock Arkansas’ta, Arkansas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ossama Al-Mefty ve aynı bölümde görev yapan Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarını izledim. Bu dönemde, nöroşirurji bölüm başkanı Prof. Dr. Andre Olivier’in daveti üzerine gittiğim Kanada Montreal Nöroloji Enstitüsünde epilepsi cerrahisi uygulamalarını izledim ve bu ünitelerde verdiğim ‘Vascularisation of the Hippocampus’ konulu konferans temelinde temporal lobun mikronöroşirurjikal anatomik özelliklerinin tartışıldığı bilimsel paylaşım süreçlerine katılma fırsatı buldum. 1990 yılında doçent, 1996 yılında da profesör unvanı aldım. Evli ve bir çocuk babasıyım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Hekimliği seçmemde biraz ailemin yönlendirmesi vardı. Bir bakıma da kutsal bir meslek. Memnun olmamak gibi bir şey söz konusu değil. Otuz yıl geçti üzerinden. Sevmediğiniz bir işi yapamazsınız, yapmamalısınız da. Sevgi olmadan hiçbir işi yapamazsınız. Bu yorum, bütün meslek gurupları için geçerli. Memnun muyum sorusunu aklıma bile getirmedim

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Bence zorluğu insanın beyni yaratıyor. Teorik olarak kolay gibi görünen bir tıp alanında aklınızı bir konuya takıp sabahlara kadar laboratuvarda çalışabilirsiniz. Ama zor varsayılan bir alanda da yüzeysel uygulamalarla bütün kariyerinizi tamamlayabilirsiniz. Yani zorluğun, insan beyninin ürettiği göreceli bir kavram olduğunu düşünüyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Bu sorunuzla beyin cerrahisi ihtisasını nasıl seçtiğim sorusu örtüşüyor. Türkiye’de modern mikronöroşirurjinin ve aynı zamanda kliniğimizin kurucusu rahmetli hocamız Prof. Dr. Nurhan Avman’ın 5. sınıfta öğrencisiyken, ders anlatma yöntemi, ameliyat tekniği, fikir içeriği ve davranışları beni çok etkiledi. Prof. Dr. Nurhan Avman’ın beyin cerrahisi ihtisasını seçmemde etkin olan bir kişi olduğunu söyleyebilirim. Yaşam felsefesi, tümüyle beyin cerrahisi uygulamaları üzerine kuruluydu. Bu kapsamda bana, bir çeşit vasiyet olarak algıladığım, epilepsi cerrahisini ülkemizde geliştirme işini vermiştir. Bu konu, o dönemde diğer meslektaşlarımın henüz ilgi odağını oluşturmayan bir uygulama alanıydı. Hocamızın bu önerisini görev olarak kabul ettim ve olabildiğince ileri düzeylere taşıma çabası içerisindeyim.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Kesin çizgilerle anlatılamasa da evrensel ilkeleri vardır akademisyen olmanın. Benim ilk aklıma gelen, söylediklerinizle yaşam tarzınızın uyum içerisinde olması zorunluluğu. Ben hep bunu düşünürüm.Kendimizle yüzleşmeliyiz, hayat felsefemizi yaşam sahnelerine aktif olarak yansıtmalıyız. Önce buralardan başlamalı akademisyen olmaya diye düşünüyorum.

Nurhan Hocamızın bir yorumunu size aktarmak isterim: Diğer yaşam alanlarında olduğu gibi müziğimizin de solo notalarla çalındığını söylerdi. Bireysel olarak bakıldığında tüm yorumcularımızın kendi alanlarında birer usta olmalarına karşın farklı enstrümanlar ve farklı notaların bir araya geldiği senfonik müzik tarzında ortak uygulamaları üretemediğimizi vurgulardı. Medikal süreçlerde de bu böyle. Solo notalarla müzik yapıyoruz. Özet bir anlatımla akademisyen, senfonik müzik akışında farklı bir enstrümanla müziğe katılabilen bir kişidir. Farklı alanlardaki üretim süreçlerinde yol alan kişilerin, bir amaç doğrultusunda bir araya gelebilmesi, akademisyenlerin temel özelliklerinden birisi olmalıdır. Ancak bizim en çok zorlandığımız nokta da budur.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk aklıma gelen, insanlarımızın bedava sağlık hizmeti alma yönünde şartlandırılmışlığı. Başka sosyal alanlarda sınırsız harcamalar yapabilirken, konu sağlık harcamalarına geldiğinde ücretsiz hizmet beklentisi oluşuyor. Olası sağlık problemleri için koşulların ve hazırlıkların önceden ayarlanmış olması gerekir. Bu konuda insanlarımızın boş vermişliğini yanlış buluyorum.
Muayenehane hekimliği ile ilgili düşüncelerimi şöyle özetleyebilirim: Özel hastaneler, devlet ve üniversite hastanelerinde olduğu gibi hastalarımızın sağlık güvencesi olanaklarını kullanabildikleri üniteler olarak organize edilmeli. Diğer taraftan devlet hastaneleri de özel hastanelerin işletme modeline uygun bir tarzda, devlet memuru felsefesinden uzak bir anlayış içersinde hizmet vermeli. Bu düşünce, bir anlamda iki ayrı uygulama alanının birbirine yaklaştırılması hedefini içermektedir. Bu şekilde sağlık hizmeti üretim sürecinde haklı ve sağlıklı bir yarış ortamı yaratılabilir. Hastalarımızın, tedavi hizmeti göreceği hastane ve hekimini seçme özgürlüğüne sahip olması gerekir. Bu kapsamda düşünüldüğünde, sadece muayenehanelerin kapatılıp hekimlerin tam gün çalışma koşullarında görev yapmaya zorlanması, devlet hastanelerinin standart kamu kuruluşu mantığı ile işletilmeleri gerçeğiyle uyum içerisinde olamaz.

Özel hastanelerde yaptığım tüm beyin cerrahisi ameliyatlarını, epilepsi cerrahisi uygulamaları dahil, koşullarım gereği hafta sonu tatil günlerinde gerçekleştirdim. Hiçbir devlet ya da üniversite hastanesinde, acil durumların dışında hafta sonu ameliyathaneleri açtıramazsınız, gerekli ekibi oluşturamazsınız. Tam gün çalışma formunun, bu detaylardan uzak bir tarzda ve sadece politik malzeme aracı olarak kullanılması düşüncesine karşıyım. Düşük bir üretim temposunda hekimleri tam gün hastanede tutma zorunluluğunun getirilmesi, daha yüksek düzeyde sağlık hizmeti sunma hedefine kanımca bizleri ulaştıramaz. Sabit gelirle çalışan kamu görevlileriyle bu işletme mantığını yakalayamazsınız.

Ben şu dönemde sürüklediğim cerrahi tedavi hizmetini, sabit gelirli vatandaş mantığı ile çalışan ve aldığı ücret gereği çalıştığı süre sona erdiğinde, operasyonun önemli bir safhası da olsa, işi bırakıp görevini başka bir kişiye devreden bir anlayışla sürdüremem.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
1988 yılında ABD Texas Baylor College of Medicine’de uyku fizyolojisi ile ilgili araştırmalara katıldım. 1990-91 yıllarında Zürich’te Prof. Dr. M. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarını izledim. M. Gazi Yaşargil, dünyada beyin cerrahisi uygulamalarına ışık tutmuş bir hoca. Bizlere mikroşirürji laboratuvarında çalışma imkanı verdi. Gazi Yaşargil Hocayı tanımak mesleğimde bir dönüm noktasıdır. Sağladığı imkanlarla mikroşirürji laboratuvarında nöroanatomi araştırmaları yaptım. Bu araştırmalar, ülkeye döndüğümde epilepsi cerrahisi uygulamalarının temelini oluşturdu. Daha sonra yine ABD Arkansas Little Rock’ta kendisiyle çalışma fırsatım oldu.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Daha önceki sorunuza verdiğim cevabı tekrarlamak isterim. Senfonik müzik yapmak için gitmek isterdim. Yani farklı branşlardan meslektaşlarımla ortak amaç doğrultusunda bir araya gelememek en fazla üzüldüğüm noktadır. Cerrahi tekniğimiz, kendi tahminlerimizin bile ötesinde, yurtdışındaki ileri merkezlerden hiç de geri kalmayacak düzeydedir. Ama en büyük eksiğimiz biraraya gelip ortak müzik yapma yoksunluğumuzdur.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt içi ve dışında yayınlanmış 130’un üzerinde çalışma var. Yurt içinde yayınlanmış bazı kitaplarda “Epilepsi Cerrahisi” konu başlıklı bölümler yazdım. M. Gazi Yaşargil’in Microneurosurgery Vol. IVB kitabında Contributors and Collaborators listesinde bulunuyorum.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
İsterseniz sadece çalıştığım kurumla ilgili değil genel anlamda cevap vermeye çalışayım: Takım çalışması misyonunun, ekip çalışması ruhunun ve felsefesinin kesinlikle akademilerde oturması lazım. Bunu çok önemli buluyorum. Özellikle biz klinisyenler için temel hedef, tedavi olmak amacıyla müracaat eden insanları iyileştirmektir. Hastalarımızın hiçbirisinin, yaptığımız bilimsel çalışmaların nicelik ve nitelikleriyle ilgilendiğini düşünmüyorum. Tek hedefleri, hastalıklarından kurtulmak ve şifa bulmaktır.

Yaptığınız yayınlar, eninde sonunda insan sağlığına ve mutluluğuna hizmet edecekse kutsaldır. Sadece adınızın başına etkileyici unvanlar getirme hedefi taşıyorsa hastalarımız için bir anlamı yoktur. Bence bütün akademik eylemlerin hedefi insan olmalıdır.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Birinci hedef olarak multidisipliner çalışma felsefesini tüm akademilerde adeta zorunlu hale getirirdim. Bu şekilde bireysel çıkışların, bireysel yıldızlaşmaların ötesinde ve daha etkin olarak takım faaliyetlerinin yükseğe taşınması mümkün olabilir.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
Nöroşirurji alanında sürüklediğim işlev adına kendimi yalnız hissettiğim olmuştur.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Hedef benim için durağan, statik bir yer değil. Bu gözle bakıldığında hiçbir zaman hedeflere ulaşılamaz. Daha fazla insanı sağlığına kavuşturmak, daha fazla insanı mutlu etmek adına yaşadığım sürece çabalarıma devam edeceğim. Hedef benim için tepede duran bir şey değil. Belki de yaklaştıkça daha da uzağa giden, bu şekilde daha fazla çabayla yürümemiz gereken bir süreç.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Çok fazla anı var tabi ki. Farklı zamanlarda ameliyat olan epilepsi hastalarımın, birbirlerine öğretilmiş gibi ameliyat tarihini nöbetsiz yeni bir yaşamın başlangıcını vurgulamak amacıyla doğum günü ilan etmeleri ve bu içerikte mektuplar göndermeleri, anılarım içerisinde önemli bir yer tutar.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Bunu yapmak zorundayım. Uzun süreli ameliyatları başka şekilde sonlandıramam. Ortalama 6-7 saat süren ve mikroşirürji tekniğinin kullanıldığı operasyonlar belirli bir kondisyon içerisinde olmadan sürdürülemez.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Var. Hatta tıptan daha önce uğraştığım bir konu müzik. Uzun yıllar gitar çaldım. Bu hekimliğimden daha eskidir. Ama ikisini bir arada yürütemediğim için ikinci planda kalmış bir uğraş olarak duruyor hayatımda.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Aslında siz yumuşatarak sordunuz. Bu sorunun bir başka versiyonu “Hiç yanlış yaptınız mı?” Yanlış yapmadan yaşanılamaz. Bir kitaptan alıntı yapayım: “Yanlış yapmıyorsanız, yaşamıyorsunuz demektir.” Tabii ki yanlış yapmışızdır. Yanlış yapmadan hayatı öğrenemezsiniz. Ancak benzer yanlışları da yapma lüksümüz yoktur.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Bu soruyu sanırım aileme sormak lazım ama zaman kavramı da çok göreceli. Aynı ortamda saatler geçirebilirsiniz ancak düşünceleriniz başka yerlerdedir. Bazen birlikte geçirdiğiniz 15 dakikada bütün yorgunluğunuzu unutabilirsiniz. Sağlığa özen gösterme konusunda sorduğunuz soru ile paralellik gösteren bir konu. Aile hayatınıza da yeterli zaman ayırmalı ve özen göstermelisiniz. Aile hayatınız da düzenli olmalı. Böylece yaptığınız iş de düzenli olur.

Teşekkürler.
26/10/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
4
1) Hülya kayayigen (Ev hanımı )
23.10.2016 23:32:56
Saygı değerli Atilla hocam 1992 yılında epilepside ilk beyin ameliyatını yapmıştınız o günden beri size minnet borcum vardır ve dualarım her gün sizinle beraberdir beni hayata geri döndürdüğü bu dünyanın sizin gibi insanlara her daim ihtiyacı vardır Allah sizden razı olsun saygılarımla
People
8
2) Hemşire (Hemşire)
06.01.2014 16:52:13
Röportajı gerçekleştiren kişiye teşekkür ediyorum. Sadece bir yeri eleştiriyorum. "Yardımcı personel durumunuz nasıl, yeterli mi?" sorusunu. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Hastane Hizmetleri Başkan Yardımcılığı'nın 06/12/20113 tarihli yazısı ile Hemşireliğin profesyonel bir meslek olduğu belirtilerek Yardımcı Sağlık Personelinin kaldırılması istenmiştir. Bilginize...
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer