AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu

25 Nisan 2016, Pazartesi

Prof. Dr. Ayfer Haydaroğlu

 

 

 

Prof. Dr. Haydaroğlu: “Akademisyen, akademik kariyerinin ilk basamaklarını hiç unutmayan, öğrencilerini seven, çevresine ‘neden, niçin, nasıl’ diye sürekli sorgulayarak bakan, üretken, titiz, dürüst ve araştırmacı olmalıdır”

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF)’nden 1976 yılında mezun oldum. Uzmanlığımı aynı üniversitenin radyasyon onkolojisi ana bilim dalından aldım. Akademik kariyerimi de keza yine aynı üniversitede yaptım. Anlayacağınız, kargadan başka kuş, Ege’den başka üniversite bilmem! Hâlen EÜTF Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve EÜ Kanserle Savaş Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürüyüm.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? 

Tesadüf sayılabilir. Lisede iyi bir fen öğrencisiydim ama gönlüm sanattan yanaydı. Resim öğretmenim yurt dışı bir burs bile ayarlamıştı, ancak ailem ressam olmamı asla istemedi. Üniversite giriş sınavlarında önemli bir derece yapmıştım. İstanbul’da İTÜ Mimarlığa gitmek istiyordum. Ailem ise İzmir’de mimarlık fakültesi olduğu için beni İstanbul’a göndermek istemedi. İzmir’de mimarlık okumamı uygun buluyorlardı. Ben de onlara inat İzmir’deki mimarlığa gitmedim, tıp fakültesine kaydımı yaptırdım. Sonradan mesleğimi çok sevdim. İyi ki tıbba girmişim, dedim.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Bence zor tarafı yok, sadece hekimlik özveri istiyor. Hekimlik diğer mesleklerden farklıdır. Bir hekim, bana göre 24 saat hekimdir. Gecesi gündüzü yoktur. Bir doktor, “Benim mesaim bitti, ilgilenemem.” diyemez. Herhangi bir yerde bir ihtiyaç durumunda hayat kurtarıcı bir hekimlik müdahalesi gerekse vicdanen de yasal olarak da sorumlusun. Hiçbir meslekte bu kadarı yok. Bu mesleği seçen, bu özveriyi baştan kabul etmiş demektir. Bir de buna akademisyenlik eklenince iş biraz daha karışıyor elbette. Çalışmalarım genellikle mesai saatleri dışına taşıyor, ancak ben hiç zorlandığımı düşünmüyorum, çünkü işimi severek yapıyorum.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Bir akademisyen önce bilime, etik değerlere saygılı ve dürüst olmalıdır. Araştırmacı ruhunu ve heyecanını hiç kaybetmeyen, akademik kariyerinin ilk basamaklarını hiç unutmayan, öğrencilerini seven, çevresine “neden, niçin, nasıl” diye sürekli sorgulayarak bakan, üretken, titiz, dürüst ve araştırmacı olmalıdır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Kendime örnek aldığım bir değil birçok hocam var. Ayrı ayrı özellikleri kendime harmanladım. Radyasyon onkolojisinde öncü hocalarımız Prof. Dr. Reha Uzel ve Prof. Dr. Nijad Bilge bana meslekte örnek olmuşlardır. Ayrıca, Ege Üniversitesi Radyoloji Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Hadi Özer ve Esin Emin Üstün’den hoca olmayı öğrenmişimdir.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki sağlık ortamı elbette tıbbi teknolojideki gelişmelere paralel olarak gelişim göstermiş, bilgisayar çağında büyük sıçrayış yapmıştır. Teknik açıdan gelişmeleri ve bilimselliği iyi takip ettiğimizi düşünüyorum. Ancak, şu sıra doktorlara uygulanmakta olan performansa bağlı ücretlendirme sistemini şahsen uygun bulmuyorum. Birçok hastanede tıbbi işlem sayıca artarken, kalitesizleşme artabiliyor. Vicdanen kaliteyi bozmak istemeyenler, örneğin; ben, daha az ücretle cezalandırılmış oluyoruz. Sağlık hizmeti gibi ulvi bir konuda para bu kadar söz konusu olmamalıdır.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Evet. 1988 yılında ABD, Cincinnati Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Departmanına gittim. Ayrıca yine aynı yıl içinde Kanada, Toronto’da Princess Margareth Hastanesine geçtim. 1992 yılında da İngiltere, Londra Royal Free Hospital’de kısa süre eğitim aldım. 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Yurt dışında her zaman ülkeme özlem duydum ve ülkemde çalışmak istedim.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

SCI kapsamında uluslararası 47, diğer indekslerde 40 yayın, uluslararası bir kitap ve altı kitap bölümü; ulusal olarak ise sekiz kitap ve 20 kitap bölümü, 100 civarında da makalem var.

 

Branşınızda özel olarak ilgilendiğiniz konular nelerdir?

İlgi alanımı oluşturan konular ağırlıklı olarak meme kanseri, beyin tümörleri, kök hücre ve kanser immünolojisidir.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Eskiden kliniğimizde yataklı bölümümüz vardı. Hafta sonlarıyla birleşen uzun bir bayram tatilinde (10 gün) tüm hastalar izin alıp evlerine gittiler ama biri hariç. Bu hasta, akciğer kanserli, aslında genel durumu çok kötü olmayan, uzaktan gelip gidemeyeceği ve otelde kalacak parası da olmadığı için yatırılan bir köylüydü. Aslında rahatlıkla izinli çıkabilecek biriydi ama memleketine gitmek istemiyordu. Bir kişi için tüm asistanlar, hemşireler, personel mecburen nöbet tutacaktı. Çocuklar aralarında para topladılar, otobüs biletini almak istediler, ancak hasta kabul etmedi. Doktorlar en şirin hâlleriyle rica ettiler, olmadı. Hemşireler gönlünü yapmak için ne dil döktülerse fayda etmedi. Kimi yalvardı, kimi yakardı. Hasta “Nuh” diyor, “Peygamber” demiyordu. Maalesef bayram tatilinin sonuna kadar o nöbetler tutuldu, hasta hayatından çok memnundu. Ancak tatil bitince herkesi şaşırtan bir şey oldu; hasta “Ben tedaviyi bıraktım, haydi bana eyvallah,” deyip arkasına bakmadan gitti. Asistanlar bana geldiler, şikâyet ettiler. “Hocam, biz o kadar bayramda bile nöbet tuttuk, başında bekledik, hasta tedaviyi bıraktı. Bunu neden yaptı anlamadık,” dediler. Oysa ben hastayı çok iyi anlamıştım. O hasta çok gariban, fakir bir hastaydı. Uzun yıllar belli ki itilip kakılmıştı. Kırk yılın başı eline “adam yerine konma” fırsatı geçmişti. On gün krallar gibi tek başına iki katlı, 30 yataklı serviste tek başına kaldı, istediği odaya girdi çıktı. Önünden arkasından doktorlar, hemşireler hizmet etti. Mis gibi, televizyonunu ayağını istediği gibi uzata uzata seyretti. Ekmek elden, su gölden hesabı, oldukça rahat etti. Tatil bittiğinde ise “Bundan kelli artık ölsem de gam yemem. On gün krallar gibi yaşadım, herkes bana özel hizmet etti ya, bu bana yeter.” diye düşündü.  

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Galiba hayır. Terzinin söküğünü dikememesi gibi bir şey, doktorlarda çok sık rastlanır.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Hayatıma bir anlam kattığını düşündüğüm bir hobim var ve bu aslında benim için hobiden de öte, hayatımın bir parçası gibi bir şey. Uzun yıllardır resim yapıyorum ve dokuz kişisel resim sergim oldu. Resim dışında diğer güzel sanatlara da ilgim çok fazladır; her türlü görsel sanatı, müziği, sahne sanatlarını, kitap okumayı ve yazmayı seviyorum. Bir de Foça’da çok sevdiğim bir dönümlük bahçem var. Orası benim yeryüzü cennetim, huzur bulduğum bir yerdir.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım hayatta, hep doğru bildiklerimi yaptım çünkü. Ama yapamadıklarıma keşke dediğim olmuştur.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Hayatta en değerli varlığım ailemdir. Onları özel yapan, beni hep desteklemeleri ve bana hiç şikâyet etmeden katlanmalarıdır. Çünkü bir doktorun 24 saat doktor olduğuna inanan, kendini yenilemek için sürekli yurt içi ve yurt dışı kongreleri takip eden, geç saatlere kadar çalışan, üstelik sergiler açan ressam bir akademisyene tahammül ettiler. Eşim kaç yıllık evli olduğunu soranlara “Kongreler dâhil mi, hariç mi?” diye soruyor. Evlilik yılımızın yarısını söylüyor ve “Diğer yarısında hep kongrelerdeydi.” diye ekliyor. Sonuç olarak, aileme ayırmam gereken vakitten biraz çaldığımı itiraf etmeliyim.

En son okuduğunuz kitabın ve gittiğiniz sinema filminin isimlerini bizimle paylaşır mısınız?

Kitap okumayı çok severim. Son okuduğum kitap, Süleyman Ekinci’nin “İkbal” romanı. Büyük bir heyecanla yazıldığı belli olan, Osmanlının son yıllarından günümüze ulaşan bir öz yaşam öyküsü. Konu o kadar çok sarıyor ki teknik bazı hataları görmezden gelebiliyorsunuz. En son gittiğim sinema filmini ise tam hatırlamıyorum doğrusu. Galiba yıllardır sinemaya gitmedim. Belki en son, hangi yıldı tam hatırlamıyorum, “Avatar” filmini seyretmişimdir. Bu filme çok hevesli, kıramayacağım birini gönlünü etmek için  götürmüştüm.

Özellikle eklemek istediğiniz bir bilgi var mı?

Bana Medimagazin’de yer ayırdığınız ve kendimi ifade etmeme fırsat verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

 

Teşekkürler.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)