AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ayfer Kanpolat
    • “Akademisyen dürüstçe işini yapmalı ve tıbba, bilime ve insanlığa yararı ne olur onun çabası içerisinde olmalı. Akademisyen kendinden sonra gelen gençlere örnek ve her zaman onları teşvik edici olmalıdır.”

27 Aralık 2010, Pazartesi

Prof. Dr. Ayfer Kanpolat

 

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Kornea- Kontakt Lens Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayfer Kanpolat

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1946 yılında Çorlu’da doğdum. Orta ve Lise öğrenimimi Ankara Kız Lisesinde tamamladım. 1963- 1965 yıllarında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1 ve 2’inci sınıfları okuduktan sonra ailemin Londra’ya tayin olması nedeniyle iki yıl ara verdim. 1965-1967 yılları arasında Londra’da “Brompton Chest Hospital” ve “Royal Marsden Cancer Hospital”da  tıp öğrencisi olarak çalıştım. 1967- 1968 döneminde tekrar 2’inci sınıftan başlayarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitimime devam ederek 1972 yılında mezun oldum. 1973- 1977 yıllarında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında ihtisasımı yaparak uzman oldum. 1977-1978 yılları arasında başasistan olarak çalıştım. 1978-1988 yılları arasında SSK Ankara Hastanesi Göz Kliniğinde görev yaptım. 1983 yılında Londra Moorfelds Göz Hastanesi’nde iki ay gözlemci olarak çalıştım. 1986 yılında doçent, 1992 yılında da profesörlük unvanını aldım. 1988 yılından bu yana Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında görevime devam ediyorum. 2000 yılında Mount Sinai Tıp Merkezi, NewYork’ ta bir hafta, 2002 Cleveland (Ohio) Göz Klniği ve Göz Bankasında bir ay gözlemci olarak bulundum. 1989 yılından bu yana “European Contact Lens Society of Ophthalmologists (ECLSO)” üyesi, 2002-2007 yıllarında ECLSO Auditor, 2007 yılından beri ECLSO Yönetim Kurulu üyesi ve Başkan yardımcısıyım. 1997 yılından beri “International Medical Contact Lens Society of Ophthalmology (IMCLC)” Yönetim Kurulu üyesiyim. 1993 Amsterdam, ECLSO Kongresi ‘En İyi Araştırma’ ödülü aldım. 2000 yılında Antalya 30. Avrupa Medikal Kontaktoloji  Kongresi’ni düzenledim ve Başkanlık yaptım.. 2001 yılından beri, “ECLSO Basic ve Advanced Educational” Programında eğitmenim. 1997 yılından beri, her yıl  dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan oftalmoloji toplantılarına ve 28, 29, 30, 31’inci ve en son 2010 Berlin’de yapılan 32’nci Dünya Oftalmoloji Kongreleri’ne Davetli konuşmacı ve oturum başkanı olarak davet edildim. 2012 yılında yapılacak olan Dünya Oftalmoloji Kongresi IMCLC başkan yardımcısıyım. Son beş yıldır genç meslektaşlarımı Dünya ve Avrupa  oftalmoloji kongrelerine konuşmacı olarak davet edilmelerini  ve başarı ödülleri almalarını sağlamaktayım.1980 yılından beri  Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) Ulusal Bilimsel toplantıları ve Kongrelerine konuşmacı olarak davet edilmekte ve  kornea – kontakt lens  konularında ulusal ve uluslararası toplantılar düzenlemekteyim. Ulusal MN “Oftalmoloji” dergisi editör yardımcısı, uluslararası Ophthalmogica  dergisi “editorial board” yayın kurulu üyesiyim.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Babam havacı subaydı. Annem babam çocuklarının hep iyi bir üniversitede okuyup kariyer yapmalarını istiyorlardı. Bende küçüklüğümden bu yana doktor olacağım derdim. Orta okul ve lisede teşekkür ve iftihar listelerine giren başarılı bir öğrenciydim. Üniversite öncesi aldığım kaliteli eğitim ile bu isteğimi elde ettim ve tıp fakültesine girdim. Çevremin ve o zamanlar beyin cerrahisinde asistan olan eşim Yücel Kanpolat’ın önerileriyle  göz kliniğini seçtim. Hem tıbbi, hem de cerrahi tedavi yapılabildiği için göz hastalıklarını seçmiş olmaktan mutluyum.  Tıp mesleğini seçmiş olmaktan mutluluk duyuyorum.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Benim için zor bir yanı yok, çünkü tüm dünyada ve her meslekte eğer başarılı olmak istiyorsanız yenilikleri  sürekli takip etmeniz ve çok çalışmanız gerekir. Bu bir yerde mükemmeliyetçi olmaktan, kişilikten kaynaklanıyor. Fakat bütün dünyada olduğu gibi kadın olmanız nedeniyle hem mesleğinizle hem de çocuklarınız ve evinizle ilgilenmek zorundasınız, bir de, bizde olduğu gibi eşiniz de kendini tamamen bilimsel çalışmalara adamış, dünya çapında bir bilim adamı olunca işler daha da zorlaşıyor. Çekirdek ailede iki kişi birden en üst seviyede olamıyor, doğal olarak kadınlar mesleki açıdan daha geride kalıyor. Çok başarılı olmuş kadınlara baktığınız zaman, ya evlenmemiştir, ya çocuğu yoktur ya da boşanmıştır ve çocukları büyüdükten sonra başarıyı yakalamıştır.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Dürüstçe işini yapmalı ve tıbba, bilime, insanlığa yararı ne olur onun çabası içerisinde olmalıdır. Akademisyen ben nasıl çok para kazanırım, nasıl şan şöhret sahibi olurum düşüncesinde olmamalıdır. Kendinden sonra gelen gençlere örnek olmalı, üretken olmalarını, bilimsel yayın yapmalarını sağlamalı, ülkesindeki genç, çalışkan meslektaşlarını dünyaya tanıtmalı, dünya kongrelerine onlarında bilim adamı olarak konuşmacı olarak davet edilmelerini sağlamalıdır.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?

Asistanlık dönemimde hocalarımızın kimisi çok disiplinli, üretken veya cerrahisi çok iyi, yeniliklere açık veya çok güzel anlatma kabiliyetleri vardı. Yurt dışı kongrelere sadece hocalarımız tebliğ götürerek katılırlardı, İngilizcemizin iyi olduğunu bilseler bile belki de maddi olarak karşılıyamıyacağımızı düşünerek katılmamızı hiç önermezlerdi. Bu nedenle idealim onlar gibi iyi cerrah olmak, üretken olmak ve yurt dışına tebliğler götürerek  Türkiye’yi tanıtmaktı. 1993 yılından beri çok sayıda dünya oftalmoloji toplantılarına konuşmacı olarak davet edilmem, yönetim birimlerine seçilmem, genç Türk hekimlerinin tanınmasını sağlamam nedeniyle kendimi idealine ulaşmış olarak görmekteyim.  

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslına bakarsanız ben Türkiye’de bir orduya güvenirdim, bir de tıbba. Dünya çapında baktığımız zaman tıpta ne yapılıyorsa ülkemiz de de yapılmaktadır. Çok başarılı hekimlerimiz, tıbbi uygulamalarımız var. Fakat maddi olanaksızlıklar nedeniyle çok fazla  araştırmaya yönelemiyoruz, ancak dünya tıbbında yapılan yenilikleri ülkemizde uygulamaya koyabiliyoruz Bütün dünyada olduğu gibi araştırmaya yönelik sistemlerin kurulması ve maddi olanakların sağlanması gerekir. Genç meslektaşlarımıza bu imkânlar sağlanırsa, piyasaya çıkayım da çok para kazanayım düşüncesinden kurtulmaları sağlanır. Kaldi ki son yıllarda özellikle doktorlar devamlı yıpratılmaktadır.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Ulusal oftalmoloji dergilerinde yayınlanmış 80, uluslararası SCI kayıtlarda ise 40’ın üzerinde yayınım var. Bizim uzmanlık ve doçentlik dönemlerimizde kitaplardan literatür tarayıp, yazılarımızı daktilo ile yazıp posta ile yollamamız gerekiyordu. Genç nesil bu konuda bizlerden daha şanslı diye düşünüyorum. Son yıllarda ise yetiştirdiğim gençleri yönlendirerek yayınlar yapmalarını sağlıyorum.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Göz hastalıkları yönünden, TOD’un yayınladığı Türk Oftalmoloji Gazetesi 1971 yılından beri yayınlanmaktadır, ancak 2010 yılında uluslararası indekslere girebilmesi için çalışmalar yapılmaya başlanmış ve adı Türk Oftalmoloji Dergisi (Turkish Journal of Ophthalmology) olarak değiştirilmiştir. Bugün ülkemizde MN Oftalmoloji, Türkiye Klinikleri Oftalmoloji Dergisi, Retina Dergisi gibi dergiler bilimsel çalışmaları yayınlamaktadır.Ama maalesef ülkemizde doçentlik ve profesörlük sınavına girecek bazı meslektaşlarımız, uluslararası yayınlanmış olması amacıyla İngilizce yayınlanan fakat bilimsel açıdan çok değerli olmayan dergilere çalışmalarını yollamaktadırlar. Bu nedenle kendi dergilerimizin uluslararası indekslere girmesi çok önemlidir.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Genel olarak baktığımız zaman YÖK ilk kurulduğunda üniversiteler için çok büyük problem olmuştu. Üniversiteler bağımsız kurumlar olmalıdır. Bağımsız olmalı ki ülke yararına olacak her düşünceyi, katkıyı söyleyebilsin ve ülkenin geleceği açısından bütün kurumlar bu çalışma ve düşüncelerden yararlansın.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

1993 yılından beri dünyada ve Avrupa’da çok sayıda bilimsel oftalmoloji toplantılarına konuşmacı olarak davet edilmem, yönetim birimlerine seçilmem, genç Türk hekimlerinin tanınmasını sağlamam nedeniyle kendimi idealine ulaşmış olarak görmekteyim.  

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Kornea nakli ameliyatlarında bağış çok az olduğu için kornea bulmak çok zor oluyor. Bir bayram öncesi, arife günü, herkesin tatile gittiği bir gün kornea bağışı telefonu geldi, 6 saat içerisinde ameliyatını yapıp korneayı ziyan etmemek lazım. Bayram olduğu için yatan hasta yoktu. Bekleyen listemize bakarak Ankara’da oturan, hemen gelebilecek olan hastayı seçerek çağırdık. Yirmi yaşlarında, diğer gözü olmayan bir genç bir kızdı. Ben o sabah tek gözlü bu hastaya kornea nakli ameliyatını yaptım, sonraki gerekli tüm kontrollerini ben yaptım, kornea şeffaf ve görme tam idi. İki-üç ay sonra randevusuz olarak, genç yaşlarda erkek kardeşi ile kontrol yaptırmaya gelmiş. Başasistanım baktığı ve iyi olduğunu söylediği halde benim muayenemi istemiş, benim o sırada meşgul olduğumu beklemesi gerektiğini, isterse randevu vereceklerini söylemelerine rağmen başasistana, klinik çalışanlarına bağırıp çağırmış ve bana teşekkür edeceğine beni dekanlığa şikâyet etmiş. Tabii ki genelde birçok hastadan teşekkür şiirleri, teşekkür kartları, çiçekleri alınca, görmesini sağladığım bu hastanın yaptığı beni çok üzmüştü.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Maalesef hayır. Bir laf vardır ‘terzi kendi söküğünü dikemez’ diye. Biz hekimler sağlığımıza özen gösterme konusunda hep kendimizi geri planda bırakıyoruz.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Denizi ve yüzmeyi çok severim. Gençken tenis denedim fakat iç menisküs olduktan sonra bıraktım. Okumayı ve özellikle tarih okumayı çok severim.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

İnsanların elbette zaman zaman keşke dedikleri olabiliyor, mesleki açıdan hiç olmadı  ama keşke sıradan bir meslek sahibi olsaydım da, çocuklarımla daha çok beraber olsaydım ve küçük oğlumu  kaybetmeseydim  çok mutlu bir kişi olmaz mıydım?

 

Teşekkürler

SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer