AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ayla Gülekon
    •     “Akademisyen öğrencilerine en başta duruşuyla örnek olmalıdır. Geleceğe, yeniliğe açık olmalı, çok okumalıdır. İnsan ilişkilerinde saygı ve sevgiye önem vermelidir.”

20 Aralık 2010, Pazartesi

Prof. Dr. Ayla Gülekon

 

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Gülekon

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1965 yılında Ermenek’te doğdum. Ermenek, Torosların eteklerinde küçük şirin bir kasaba, ama ben orada hiç yaşamadım. Çocukluğum ve  ilk gençliğim Sivas’ta geçti. İlk ve ortaöğretimimi orada tamamladım. 1976 yılında tıp fakültesini kazanarak Ankara’ya geldim., O tarihten bu yana da mecburi hizmet hariç Ankara’da yaşamaktayım. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra iki yıl süreyle Malatya Verem Savaş Dispanserinde mecburi hizmet görevimi tamamladım. 1984 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalında ihtisasa başladım O zamandan bu yana Gazi Tıp Dermatolojideyim. 1991 yılında doçent, 1998 yılında da profesör unvanını aldım.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Tıp mesleğini biraz ailemin isteği ile seçtim. Lisede oldukça başarılı bir öğrenciydim. Liseyi birincilikle bitirmiştim. Üniversite sınavında oldukça yüksek bir puan aldım. Ailem tıbbı çok istediği için yazdım. Aslında ben iç mimar olmak  istiyordum. ‘Sivas’ta normal bir liseden mezun oldum nasılsa kazanamam’ diye düşünüyordum ama kazandım. İlk tercihime girdim. Girdikten sonra da  tıp mesleğini çok sevdim. Bugün yeniden meslek seçme durumunda kalsam sadece doktorluğu seçerim.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Çok fazla bürokratik sorunla karşılaşıyoruz. Örneğin; hastaya yapılması gerektiğini düşündüğümüz birçok tetkiki, hatta tedaviyi yapamıyoruz.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen öğrencilerine en başta duruşuyla örnek olmalıdır. Geleceğe, yeniliğe açık olmalı, çok okumalıdır.  Her gününü okuyarak geçirmelidir, diyebilirim. Akademisyen dürüst bir kişiliğe sahip olmalıdır. İnsan ilişkilerinde saygı ve sevgiye önem vermelidir.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Birkaç kişi var. Hatta içlerinden biri benim dermatolojiyi seçmemde mihenk taşıdır. Rahmetle anıyorum, Prof. Dr. Atıf Taşpınar.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlıktaki değişimin her gün daha kötüye gittiğini düşünüyorum. Öyle gözlemliyorum. Maalesef vatandaş sağlıkta şu anda iyi bir şeyler yapıldığını düşünüyor, ama kesinlikle öyle değil. İstediği hizmete ulaşamıyor.

Hastaneler giderek ticarethaneye dönüşüyor. Çünkü SGK’ların geri ödemesinde sorunlar var.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Yurt dışında uzun süreli kalmadım, ancak yılda en az bir iki kez kongrelere katılıyoruz. Bu anlamda devamlı bağlantımız var.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Aslında orada koşullar çok güzel. O bağlamda isterim ama memleketimde çalışmayı tercih ederim.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Çok sayıda yayınım bulunmakta. Özellikle sedef hastalığı konusunda çalışıyorum. Bu konuda ve dermatolojinin diğer alanlarında yayınlarım var.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Ben sekiz yıldır TÜBİTKAK-ULAKBİM Tıp Veri Tabanı Kurulu üyesiyim. Bu görevden yeni ayrıldım. Bu bağlamda yayıncılıkla çok daha yakından ilgilenme fırsatı buldum. Türkiye’de çok fazla dergi var. Her alanda çok sayıda dergi var. O nedenle başta yayın akışı yeterli değil dergilere. Sonuçta da yayın kalitesi düşüyor. Doçentliğe yükseleceğim, profesörlüğe yükseleceğim, dosyam kabarsın diye yapılan masa başı yayını çok fazla. Bunları düzeltmemiz gerekiyor. Danışmanlık sistemi de iyi değil. O nedenle tıbbi yayıncılık konusunda çok önemli bir noktaya geldiğimiz söylenemez.  

Akademik yükselme kriterlerinde kaliteli ve nitelikli ulusal dergilerin teşvik edilmesi gerekir. 

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Hiç öyle bir hayalim yok. Ama üniversitelerin özerk olmasını, özgürce bilim üreten kurumlar haline gelmesini sağlamaya çalışırdım.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Eğer öyle bir şey olsa ben artık burada dururdum. Ama böyle bir şey yok. İnsanın hep ulaşmak istediği bir ileri nokta olması gerekir.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Dermatoloji aslında çok ilginç bir bilim dalı. Çok ilginç hastalarla, durumlarla karşılaşıyoruz. Bir gün  hastanede koridora çıktım, vatandaşın bir tanesi elinde bir torba mantar ile gelmiş. Meğer bizim mantar laboratuvarını görmüş, elindeki torbada bulunan mantarları ‘Bunlar zehirli mi?’ diye inceletmeye gelmiş.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Maalesef gösteremiyorum. Göstermeye çalışıyorum ama çok yeterli olduğunu düşünmüyorum.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Doğayı çok seviyorum. Özellikle dağı çok seviyorum. Bunun yanı sıra çok kitap okurum. Ayrıca amatörce bir şeyler karalamaya çalışırım. Küçük öyküler, şiirler yazarım. Kendi kendimle paylaştığım şeyler bunlar. Bu arada bir torunum oldu. Zamanımın bir kısmını da artık ona ayırıyorum.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

İnsanın mutlaka keşkeleri olur. Ama çok şükür benim öyle çok ciddi bir keşkem olmadı.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Ayırmaya çalışıyorum. Özellikle onlara kaliteli zaman ayırmaya çalışıyorum. Bu benim için çok önemli. 1998 yılında profesör oldum, sekiz yıl muayenehane açmadım. Aileme, özellikle kızlarıma zaman ayırabilmek için. Yani zaman ayırdığımı düşünüyorum. Zorlansam da ayırıyorum.

 

Teşekkürler

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer