AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ayşe Şebnem Özkan
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Şebnem Özkan

09 Mart 2009, Pazartesi

Prof. Dr. Ayşe Şebnem Özkan
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Şebnem Özkan

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1959 yılında İzmir’de doğdum, 1982 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezuniyetimin ardından Afyon Dazkırı Sağlık Ocağında mecburi hizmetimi yaptım. Mesleği ve ülke gerçeklerini yaşayarak öğrendiğim bu dönemin mesleksel yaşamımda, hatta dünyaya bakış açımın gelişmesinde önemli ve vazgeçilmez bir yeri olduğuna inanıyorum. Ege Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalında uzmanlık eğitimime 1986 yılında başladım, 1989 yılında tamamlayarak Dokuz Eylül Üniversitesine geçtim. Burada uzman olarak bulunduğum dönem içinde fototerapi alanında deneyimimi arttırmak üzere Hollanda Nijmegen Üniversitesinde çalıştım. 1991 yılında Yardımcı doçent, 1992 yılında doçent, 1998 yılında profesör oldum. 2000-2007 yılları arasında fakültemde dekanlık görevini yürüttüm. Türk Dermatoloji Derneği İkinci Başkanı, Dermatoonkoloji Derneği kurucu üyesiyim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Hekimlik benim baba mesleğimdi. Dedem Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane adıyla bilinen zamanın tıp fakültesi 3. sınıf öğrencisiyken Kurtuluş Savaşı ile okuldan ayrılarak cepheye gönüllü giden ve bundan sonraki yaşamını malul gazi olarak sürdüren, hekim olamamış, ama bir hekimlik gönüllüsüydü. Dedemin kaldığı yerden babam devam etmişti. Bizim ailede bu mesleğe olan sevgi adeta gelenekseldir. Seçimimden hiç pişmanlık duymadım ve faydalı olmaya devam ettiğim sürece zevkle çalışacağım.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

İşimizin en zor yanı hatalarımızın insan hayatına mal olmasıdır. Dolayısıyla bizler hata yapmamak için çok ve titiz çalışmak zorunda olan bir grubuz.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

“Bir akademisyen nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap vermek kolaydır; Akademisyen öncelikle sorgulayabilen, araştırmacı kimliğiyle akılcı hipotezler ve yaklaşımlar üretebilen, eğitimci kimliğiyle öğrenmeyi ve öğretmeyi seven ve kurallarını uygulayabilen, örnek olma sorumluluğunun bilincinde bireyler olmalıdır. Gerek araştırmacı gerekse eğitici yönüyle, çağın gerisinde kalmama adına devamlı okumak, yeniyi izlemek ve uygulamak, aynı zamanda üretkenliğini düşürmemek için iç motivasyonunu daima yüksek tutmak zorundadır. Bütün bunların yanı sıra akademisyen iletişim becerisine sahip ve ekip çalışmasına yatkın olmalıdır. Akademisyenin nasıl olması gerektiği bilinir, ancak akademisyen olacak kişinin seçilmesi, imkân tanınması, üretkenliğini gösterebilecek olumlu ortamların oluşturulması konusu üzerinde daha çok düşünülmesi ve tartışılması gereken hususlardır kanımca. Çünkü ülkemizde mevcut yasa ve yönetmelikler çerçevesinde, bu noktada zorluklar yaşanmaktadır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Bana bir şeyler öğretmiş olan, ya da deneyimlerinden faydalandığım tüm hocalarımın olumlu yönlerini örnek almaya çalışırım.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsanların düzenli ve doğru bir sağlık hizmeti almaya hakları olduğu kadar, sağlık çalışanlarının da emeklerinin karşılığını almaya hakları olduğunu, bu işler yürürken devletin bütçesinden makul bir çıktının olması gerekliliği konusunda herkesin birleştiğini izliyoruz. Ancak çözüm önerileri konusunda birleşilemediğini görüyoruz. Sağlıkta dönüşüm projesi, aile hekimliği uygulamaları, sevk zinciri ve tam gün yasasının bu arayışın sonuçları olduğuna, ancak ülkemiz gerçeklerinden kopmadan, politika aracı yapılmadan, kimin söylediğinden çok ne söylendiğine odaklanarak, tarafsızca tartışılarak doğru çizginin üretileceğine inanmak istiyorum.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Hollanda’da bir süre fotokemoterapi alanında bilgi ve deneyim arttırmak üzere bulundum.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Sağlık alanında çalışmanın zorlukları elbette bulunduğunuz ülkeye göre değişkenlik gösterecektir. Yurt dışında akademisyen olarak çalışmanın, araştırma konusunda çok daha fazla olanağın bulunması, oturmuş sistemlerin işlerliği açısından cazip olması dışında bir artısının olmayacağını düşünüyorum. Öte yandan ülkemizin yetişmiş elemana olan ihtiyacı düşünüldüğünde kimsede böyle bir isteğin olmaması gerektiğine inanıyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Otuz yedi uluslararası ve 80 civarında ulusal dergilerde yayınlanmış makalem bulunmaktadır.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi genç ve dinamik öğretim üyesi profiliyle, az zamanda büyük işler başarabilmiş bir fakülte olarak öne çıkıyor. Önceki rektörümüzün başlattığı ve olgunlaştırdığı araştırma merkezi projesine, bu dönemde de hak ettiği önemin verilerek bitirileceğini düşünüyorum. Ardından çağın gereği olarak, ortak planlanan araştırma hedefleriyle ve sanayi iş birliğiyle daha da önemli bilimsel etkinlikler hayata geçirilebilecektir.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Öncelikle YÖK yasasının değiştirilmesi için çaba gösterirdim. Yetki ve sorumlulukların kişilerde toplanması yerine kurullara dağıtıldığı, demokratik süreçlerin işletilmesinin değişmez unsur olduğu, temel kavramların tanımlanarak, her üniversitenin bu çerçevede, kendi bünyesindeki demokratik süreçleriyle özerkliğini sağlayan bir yasa için, YÖK başkanının kim olduğu, rektörün kim olduğu ile ilgili değişmeyecek bir işleyiş için elimden geleni yapardım.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Akademik yolun son basamağına varmış olmak, hedeflenen noktaya ulaşılmış gibi gözükse de, dönüm noktası olabilecek çalışmalara imza atmak gibi, anabilim dalımı, fakültemi, hatta üniversitemi en yükseğe taşımaya çalışmak gibi her zaman yeni hedefler koymanın gerekliliğine inanıyorum.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Bizler, dermatovenerologlar olarak, çoğu zaman fıkra niteliğinde pek çok ilginç anıyı birbirimizle, ama yalnızca birbirimizle paylaşırız.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

İşimiz daha çok masa başında oturmayı ya da sabit biçimde ayakta durmayı gerektirdiğinden, sportif aktivitelere zaman ayırma zorunluluğumuzu biliyor, ancak gerçekleştiremiyoruz. Son zamanlarda bu konuda kampüsümüzde yapılan bir spor kompleksi hepimizi harekete geçirdi, öğlen ve akşamüstü saatlerinde bir sosyal aktivite gibi, birbirimizi motive ederek grup halinde aerobik, plates gibi çeşitli spor aktivitelerini yapmaya başladık. Bunun dışında ne yazık ki sağlık kontrollerimizi zamanında yerine getirmede oldukça zorlanıyoruz.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Resim yapmak her dönemde, benim için çok önemli bir antistres aktivite olmuştur. Günümüzün hep hastalarla, şikâyet dinleyerek geçmesi bende hep renkli, yaşama dair bir şeyler yapma isteği doğuruyor. Dolayısıyla vakit buldukça resim yapmaya, değişik sanatsal aktivitelerde bulunmaya özen gösteriyorum. Ayrıca dostlarıma zaman ayırarak sağlıklı kaldığıma inanıyorum.

Hiç “keşke” dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

“Keşke” dediğim bazı önemsiz konular olmuştur, ama geçmişe dönsem gene aynı şekilde davranacağımı bildiğimden üzerinde durmaya değer bulmuyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Bu soruya evet diyebilecek akademisyen bir eş, bir evlat, bir anne olmadığını düşünüyorum. Ama sanırım bizler, az zamanı dolu dolu geçirerek arayı kapatmaya çalışıyoruz.


Teşekkürler.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer