AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan

03 Ocak 2010, Pazar

Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan
"Akademisyen araştırmalarını, derslerini, idari görevlerini, aynı zamanda hasta bakımını ve asistanlarla olan eğitimini en iyi şekilde dengeleyen kişidir"

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan

METE GENERALOĞLU-ANKARA

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?
1961 yılında İstanbul'da doğdum. İlkokulu Ankara'da okudum. Ortaokulu yine Ankara Atatürk Anadolu Lisesinde okudum. O zamanlar yeni açılmıştı, ben ikinci dönem mezunuyum. Liseyi şanslı olarak Ankara Fen Lisesinde okudum. Ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp fakültesini kazandım. Tıp fakültesinden 1985 yılında mezun oldum. İki sene mecburi hizmet yapmamın sonunda sınava girerek, fizik tedavi ve rehabilitasyon branşını seçtim. 1992 yılında uzmanlığımı aldım. Yine Hacettepe Üniversitesinde yardımcı doçent, doçent ve 2001 yılında da profesörlüğümü aldım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Fen Lisesi o zaman tekti. Bizi orada sosyal konuların yanında, daha çok fen konularına ağırlık vererek hepimizin ileride birer araştırıcı olmamız gerektiği konseptiyle yetiştirdiler. Mezun olduktan sonra tıp fakültesini seçmem de bu nedenle. Ben bir araştırmacı, bilim insanı olacağım, diye bu mesleğe başladım. Ama öyle olmadım, çünkü o imkânlar tıp fakültesinde yok, ya da doktor olduğunuzda o imkânlar yok. Şu anda klinik yapıyorum. Araştırma yapıyoruz, ama bizim yaptığımız daha çok klinik araştırmalar. Bunun dışında yurt dışında yapılan moleküler düzeydeki araştırmaları ne yazık ki yapamıyoruz. Ama bu mesleği seçtiğim için memnunum, çünkü hasta bakmayı seviyorum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Bana en zor gelen tarafı, sanırım hastalara yeteri kadar vakit ayırmak istemem, ancak bunu çok başaramamam. Hastane ortamında, o yoğunluk içerisinde bu çok olamıyor. Çünkü sadece hasta bakmıyorsunuz. Ders veriyorsunuz, toplantılara katılıyorsunuz, idari görevleriniz var vesaire. Bu nedenle "part-time" sisteme geçtim. Muayenehanede hastalara o vakti ayırabilme isteğimi yerine getirebildiğimi ve gerektiği gibi daha özenli hasta bakabildiğimi düşünüyorum.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyen araştırmalarını, derslerini, idari görevlerini, aynı zamanda hasta bakımını ve asistanlarla olan eğitimini en iyi şekilde dengeleyen kişidir. Bu dengeleme biraz zor. Kimi derslere kimi hastaya kimi idari görevlere ağırlık veriyor, ama bunun bir tanesi akademisyenlik için yetmiyor. Araştırma da yapmanız gerekiyor. Belki yeni şeyler bulmanız gerekiyor. Tüm bunların yanında, yurt dışındaki çalışmaların Türkiye'ye adapte edilebilmesi için de çaba göstermeniz gerekiyor. En önemlisi de akademisyen olarak öğrencilerinize en iyi eğitimi verebilmeniz gerekiyor.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?
Tıp fakültesi döneminde şu anda emekli olan çok sevdiğimiz birkaç hocamız vardı. Onlar gibi olabilir miyiz, diye davranış şeklimizi değiştirmeye çalışırdık. Asistanlık dönemimizde, bizim bölümümüzün kurucusu Prof. Dr. Rıdvan Özker hocamızdı. Kişiliği ile de beni çok etkileyen, son derece anlayışlı, son derece demokratik, yurt dışında edindiği tecrübeleri burada uygulamaya çalışan bir insandı. Her zaman onu kendime örnek almaya çalışıyorum.

Türkiye'deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık ortamı giderek kötüleşiyor. Getirilen performans sistemi diye bir sistem var. Bu, artık hekimleri hasta için gerekli ne tetkik var, bunları yapayımdan öte, ben bu ay performansımı nasıl doldurabilirim, kendime bakacak parayı nasıl kazanabilirimin yollarını aratmaya başlattı.
İkincisi, artık tıp fakültesini 6 yıl okumakla iş bitmiyor. TUS diye çok ciddi bir sınav var. TUS, intörn olarak, pratik olarak doktorluğu öğrenmeleri gereken bir zamanda, öğrencilerin her şeyi bırakıp sabahtan akşama kadar test çözmelerini gerektiriyor. Ayrıca kurslar çıkmış, 5'inci sınıftan itibaren TUS kurslarına gidiyorlar. Durum öyle bir hal alıyor ki, hastayla ilgilenmek, hastayla iletişim kurmak yerine test çözerek yetişen bir nesil durumuna geliyorlar. Bu da kaliteyi çok düşürüyor. Sağlık sistemi bu açıdan bence kötüye gidiyor.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Fiziksel tıp ve rahebilitasyon asistanlığımın son senesinde, 5'inci seneye geçerken iki sene ABD'de, Virjinya Üniversitesinde Dahiliyeye bağlı Romatoloji Bölümünde, romatoloji üst ihtisası yaptım.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
İsterdim, çünkü orada hem kliniğinizi hem araştırmanızı yapabiliyorsunuz. Ben orada araştırma yaptığım zaman, dışarıdan gelmiş bir Türk doktoru olarak bile istediğim araştırmayı planlama, hatta günlük 500 dolara kadar madde ısmarlama şansım vardı. Burada bir araştırma yapmak amacıyla bu parayı alabilmek için birçok yere proje sunmanız, aylarca cevap gelmesini beklemeniz gerekiyor. Orada sadece işinizi yapıp yapmadığınıza bakılıyor. İşinizi yapıyorsanız size sonsuz imkânlar sunuluyor. Bu anlamda yurt dışında çalışmayı isterdim.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt dışında yayınlanmış yaklaşık 100 civarında makalem var. Bunlarla birlikte yurt içindekileri de katarsak yaklaşık 150 makalem var diyebilirim.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
YÖK aslında iyi çalışsa, birtakım şeyleri düzenlemek konusunda yardımcı olabilir. Benim takıldığım nokta ise araştırmalar. Bizler Türk hekimleri olarak hekimliği çok iyi yapıyoruz, ama niye dünyada ses getirecek araştırmalar yapamıyoruz, diye takmış durumdayım. Ben YÖK Başkanı olsam, araştırmalara çok önem verirdim, diye düşünüyorum. Pırıl pırıl zekâlar var, çok iyi projeler çıkıyor, ama buna destek almak için sürünüyorsunuz.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Ben hekim olarak ulaştım, diye düşünüyorum. Hekim olarak şu an yaptığım işler beni tatmin ediyor. Ancak çok daha uygun ortamlarda genç arkadaşlara kılavuzluk etme isteğime ulaşamadım. Ulaşabileceğimi de sanmıyorum.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Ben hastalarla iletişimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hastanızla iyi bir iletişim kuramamışsanız, tedaviniz de işe yaramıyor. Benim entelektüel düzeyi oldukça yüksek yaşlı bir bayan hastam vardı. Hastamın dizindeki rahatsızlığı nedeniyle mutlaka ameliyat olması gerekiyordu. Kendisine ortopedist olmadığımı, ameliyat yapmayı bilmediğimi söylesem de, saplantı halinde ameliyatını mutlaka benim yapmamı istiyordu. Kendisine ameliyatı yapacak ekiple birlikte ameliyathaneye gireceğimi, yardım edeceğimi söyleyerek zor ikna ettim. Ameliyata alındığında bayılana kadar orada kaldım. Hastam bayılınca ben dışarı çıktım ve ortopedist işini yaptı. Hastamın bana duyduğu bu güven beni çok mutlu etmişti.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Bizim işimiz hastaneden çıktığımızda bitmiyor. Biz eve gelip okumak zorundayız. Bir hafta okumasak geride kalırız. Ben bu yaşıma geldim, hâlâ bir öğrenci gibi okumaya devam ediyorum. Kısacası mesleğimiz tüm vaktimizi kaplıyor. Bu nedenle ne kendimin ne de ailemin sağlığına gerekli özeni gösteremiyorum.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Branşımla ilgili gelişmeleri ve araştırmaları takip etmek en büyük hobim. Örneğin; bu yıl genel sekreteri olduğum TRASD olarak Antalya'da düzenlediğimiz 8'inci Türk Romatoloji Kongresi'nde branşımızı ilgilendiren yeni bir ilaç tanıtıldı. Tabii bu mesleğimle ilgili bir durum. Tıp yayınları dışında da kitap okumaya çalışıyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Çeşitli kızgınlıklarınız olduğu dönemlerde "Nereden seçtim bu mesleği?" diyorsunuz. Özveriyle çalışıyorsunuz ve çoğu zaman bunun karşılığını alamadığınızı düşünüyorsunuz. Yeri geliyor sizden çok daha rahat koşullarda, çok daha kaygısız çalışan insanlar, maddi açıdan baktığınızda sizden çok daha iyi şartlara sahip olabiliyorlar. Ancak genel olarak baktığımda mesleğimden memnunum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Benim şanslı tarafım eşimin de doktor olması. Şanssız oluşum ise benden daha fazla çalışması. Öyle olunca alışveriş, yemek, diğer işler, evin bütün yükü yine benim üzerimde oluyor. Yani çok fazla zaman ayırabildiğimi söyleyemiyorum.

Teşekkürler

04/01/2010
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA