AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Bedreddin Seçkin
    • “Akademisyen olmak kendini biraz adamışlık ister. Sürekli kendinizi güncel tutmak zorundasınız. Öğrencilerinizden gelecek soruları hep doğru ve zamanında karşılamak zorunda olduğunuz için her zaman bir adım önde olmak zorundasınız.”

13 Mart 2011, Pazar

Prof. Dr. Bedreddin Seçkin

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Konya Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedreddin Seçkin

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

14 Şubat 1960 tarihinde Vezirköprü, Samsun’da doğdum. İlköğretime Amasya’nın kazası Köynücek’te başladım, babamın memuriyeti nedeniyle üç değişik okulda tamamladım. Sonrasında da ortaokulu Torul, Terme ve Vezirköprü olmak üzere aslında bugünün 8 yıllık ilköğretimini altı yılda bitirdim. Ortaokul sonrası Kuleli Askeri Lisesine girdim. Kuleli Askeri Lisesinin sonrasında, Hava Harp Okulunda iki aylık bir sürem geçti. Tıp fakültesini kazanmamdan sonra da Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenimime başladım.

Dördüncü sınıfta Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)’nin kurulmasıyla bizi Ankara’ya naklettiler ve GATA’dan mezun oldum. Mezuniyet sonrası 2 yıl Kars’ta mecburi hizmet ya da kıta hizmeti dediğimiz görevimi yaptım. Bunun ardından GATA’da 1986 yılında üroloji ihtisasıma başladım. 1990 yılında ihtisasımı bitirip Bursa’da Askeri Hastanede bir yıl süreyle uzman doktorluk yaptıktan sonra yardımcı doçent olarak GATA’ya geri döndüm. 1994 yılında bir yıllığına Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ne Nashville-Tenessee’de bulunan Vanderbilt Üniversitesine giderek orada uzmanlık sonrası eğitimimi yaptım. Dönüşte 1995 yılında doçent oldum. 2005 yılında profesör kadromun gelmesiyle GATA’da profesörlüğe atandım. 2010 yılında GATA’dan kendi isteğimle emekli olarak Konya Selçuk Üniversitesi, Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalına öğretim üyesi olarak geçtim. Halen orada görevime devam ediyorum.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Bu mesleği seçtiğim için memnunum. Benim tıp mesleğini seçtiğim yıllarda tıp fakültesinde okumak, fakülte sonrası görev yapmak belki bugünkü kadar karışık değildi, ama insanlarla çok iç içe olması, diyaloğa ve iletişime açık olması ve insanlara yardım edebilme mesleği olması itibariyle ta ilköğretimde aklımda doktor olmak vardı. Lise sonrası  tıp fakültesini kazanmış olmak beni ziyadesiyle memnun etti.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Mesleğin en zor yanı hayatınızı istediğiniz gibi planlayamıyor olmanız. Özellikle başlangıç aşamalarında. Tıp  fakültesini kazanmak bir zorluk, bitirmek daha büyük bir zorluk. Ardından daha da büyük zorluklar başlıyor. TUS sınavları, ihtisas kazanmalar, mecburi hizmetler vs. İhtisas kazanmalar zaten başlı başına bir roman tarzında cereyan eder. Bir hekim için hayatının en zor dönemidir.  Zorluklar hep katlanarak gidiyor aslında. Bunların hiçbirinde de sizin ilk istediğiniz yer, ilk istediğiniz ilde bulunma, aile düzeninizi kurabilme, çocuklarınızı istediğiniz okula gönderebilme şansınız her zaman çok düşüktür. Bulduğunuz koşulları en iyi şekilde değerlendirmeniz istenir. Aslında hekimliğin şu an en zor kısmı, bulunduğu koşulları hekimin kendisinin seçme özgürlüğünün çok az olmasıdır.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen olmak kendini adamışlık ister. Çünkü akademisyenin kendisini biraz refaha ulaştırabilecek geliri elde etme şansı düşük olduğu gibi, bunu elde ederse de zaman çok uzundur. Hayata çok sonradan başlarsınız. Oysa ki sizinle birlikte uzmanlık diplomasını almış arkadaşlarınız akademisyenliği tercih etmemişlerse, çok önceden hayatlarını kurmuş ve belli bir düzen içerisine oturmasını sağlamışlardır. Akademisyen için bu da belli bir fedakârlıktır. Sürekli kendinizi güncel tutmak zorundasınız. Öğrencilerinizden gelecek soruları hep doğru ve zamanında karşılamak zorunda olduğunuz için her zaman bir adım önde olmak durumundasınız. Siz hastalarınız için her zaman son mercisiniz. Sizden önceki aşamalarda çözülememiş vakaları hoca olarak siz çözmek zorundasınız. Bu da hem pratik hem de teorik olarak her zaman kendinizi güncel tutmanız gerekliliğini gösteren en önemli kriterdir.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Tıp fakültesi 3’üncü sınıfı bitirdiğim zaman Antalya Devlet Hastanesinde  volanter olarak bir staj yapmak istemiştim ve sağolsunlar öğrenci olmama rağmen beni kabul ettiler. O tarihte oradaki ürolog ağabeyim beni hatırlamayabilir, kendisi Nejat Turay’dı. Onun o duruşu, ürolojiye hakimiyeti beni çok etkilemişti. Üçüncü sınıfta ben ürolog olmaya karar vermiştim. Sonraki yıllarda özellikle ABD’ye gittiğim yıl oradaki hocam Dr. Joseph Smith ve çok yakın dostum Michael Koch, ikisi de bana hekimliğin, ürologluğun, sistemin nasıl olduğuna dair çok ciddi ipuçları verdiler. Bu insanları tanımak o dönem benim için hayatımın mesleğim açısından en kıymetli dönemini  oluşturdu. Tabii burada şunu gözardı etmemek lazım. Beni yetiştiren tüm hocalarım bana vermeleri gereken her şeyi eksiksiz olarak verdiler. 

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anki sağlık ortamı hiçbirimizin ileride ne olacağını tam olarak kestiremediği bir ortam. Kısacası bir karışıklık hüküm sürüyor. Birtakım sistemlerin tam oturamamış olmasından kaynaklanan bir durum bu. Hocaların, tıp fakültesi öğrencilerinin ve tıp fakültesini seçmeyi planlayanların önlerini iyi görebilecekleri, nereye ulaşabileceklerini ya da neleri elde edebileceklerini bilecekleri bir vizyon henüz ne yazık ki ortamda gözükmüyor. Ancak ben kendi adıma bu karışıklığın orta vadede taşların yerine oturmasıyla düzeleceğini düşünüyorum.   

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Yurt dışında ABD’de ve Avrupa’da birtakım kurslarda bulundum, ama bunların dışında bulundum diyebileceğim en net süre 1994 yılında 12 ay boyunca ABD’de Nashville- Tenessee’deki Vanderbilt Üniversitesinde bulunduğum süreçtir. Orada laparoskopik üroloji ve kadın ürolojisi konusunda uzmanlık sonrası deneyimlerimi artırdım.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Bugünkü bakış açımla aynı işi yurt dışında yapmak isterdim. Tabii ki yurt dışından kastımızdan ne olduğu da önemli. Bunu ABD’de yapmak isterdim. Ya da maddi ve manevi koşullarda beni tatmin edecek, çocuklarımla, ailemle birlikte düzgün yaşam koşulları sağlayabilecek herhangi bir ülkede bu mesleği yapabilirdim. Çünkü Türkiye’de aldığım eğitimin bana dünyanın her yerinde bunu yapabilecek yeteneği kazandırdığını düşünüyorum.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Bunu yurt dışı dergiler ve yurt dışı kongrelerdeki bildiriler olarak söylersek 40’a yakın yurt dışı ve 120’ye yakın yurt içi yayınım, bildirim, kitap bölümüm ve editörlüğüm mevcuttur.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığın aslında en büyük sorunu yayıncılar açısından değil de, yayına makale açısından var. Türkiye’de akademisyen olabilmek için belli bir sayıda yayın üretmeniz gerekiyor. Bu yayınların da kalitesini bazen denetleyebilmek çok zor oluyor. Yani bir yükselme sağlamak için yayın yapmak yerine, yapmış olduğunuz yayının sonuçlarını dünya ile paylaşmak üzere yayın ortaya koymak arasındaki farkı, dengeyi biz bugüne kadar ne yazık ki kuramadık. O nedenle elimizdeki yayınların yüzde 70’i hep doçentlik sınavı ya da profesörlük ataması amaçlı yapılmış yayınlardır. Bu da tabii ki yayıncılar içinde bir yerde problem oluşturmaktadır. Tıp yayıncılığında uluslararası kabul önemli. Türkiye’de yapılan çalışmalar yurt dışındaki uluslararası kabul görmüş dergilere gidiyor. Yerli dergilere oralarda kabul görmemiş, oralardan geri dönmüş, eleştiri almış yayınlar gönderiliyor. Türk tıbbının gerçekleştirdiği çalışmaları göstermeye, uluslararası kabul görmüş Türkiye’de yayınlanan Türkçe veya İngilizce dergilere, yayınlara ihtiyacımız var.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Ben olaya ancak hekim gözüyle bakıyorum. Benim bakış açıma göre baştan beri akademisyenlerin ileriye dönük hayatlarında gri rengin değil de net bir görüşün olması gerektiğini hep söylüyoruz. Akademisyenlerin, tıp mesleğini seçenlerin ya da öğrenci yetiştirmek amaçlı yola çıkanların maddi ve manevi anlamda tatmin  edilebilmeleri için gerekli önlemleri almaya çalışırdım. Bu çok yüksek maaş anlamında değil, refahlarını  sağlayabilecek bir gelir düzeyi ve yurt dışındaki meslektaşlarıyla yarışmalarını ve iletişimlerini sağlayacak imkânların daha geniş olmasını sağlayacak ortamları geliştirmeyi düşünürdüm.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Hekimlik  yaşantısı uzadıkça insanın birçok anısı da oluyor. Aslına bakarsanız her hasta ayrı bir anı oluşturuyor. Çünkü her hasta ayrı bir dünya. Hepsinin içerisinde farklı bir hikâye görüyorsunuz. Benim çok hoşuma giden bir anım şöyle:

Benim özel ilgi alanım kadın ürolojisi olduğu için, idrar kaçırma ameliyatları yaparım. Bir hastam ameliyatından iki ay sonra kontrol için bana geldi. Bana ‘Size herşey için çok teşekkür ediyorum. Çocuklarım ve eşimle birlikte televizyonda en çok Levent Kırca’nın ‘Olacak O Kadar’ programını izlemeyi severiz. Son 4 senedir bu programı seyredemedim. Çünkü güldüğümde idrar kaçıracağım, çocuklarıma ve eşime mahçup olacağım diye başka odaya kaçıyordum. Son iki aydır hep beraber kahkahalar atarak bunu ya da başka bir komedi programını izleyebiliyorum. Size bunun için teşekkür ediyorum’ demişti. Yani hayat kalitesini ne kadar artırdığımızı bize son derece  güzel bir örnekle ifade etti. Bu şu an ilk aklıma gelen, hatırlayabildiğim en güzel örneklerden biridir.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Sualtı tüplü dalış (SUCUBA) yapmayı çok severim. Fırsat buldukça bunu yapmak isteğinde olurum. Bu bir hobi midir bilmiyorum, ama seyahat etmeyi de seviyorum. Görmediğim yerleri görmek, oraların kültürlerini, insanlarını tanımak ve daha önce hiç bilmediğim şehirlerle başbaşa kalıp onlarla iletişime geçmek beni çok mutlu eden hadiselerdir. Sinemaya gitmek, kitap okumak gibi şeyleri hobi olarak kabul etmiyorum, onlar zaten insanın hayatında yapması gereken, hayat bilgisini artıran şeylerdir. Onları yapmaya devam ediyorum. 

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Keşke demeyi hiç sevmem. Keşkeli bir hayat çok boşa geçirilmiş bir hayattır. Evet birtakım yanlışlıklar yapmış olabilirsiniz, ama o yanlışlardan şayet ders almışsanız bu sizin için bir kazanç haline dönüşmüştür. Hiçbir zaman geriye dönük olarak keşke şunu başka türlü yapsaydım, demedim. Yanlışlarımın faturasını kabullendim ve o faturaları daha sonra da kâra çevirmeyi bildim. O nedenle kimseye de keşke kelimesini kullanmasını önermiyorum. Keşke kötü bir kelimedir.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

İnsanın  kendisini akademik yolda ilerlerken özellikle kendi camiasına kabul ettirmesi sürecinde aileye ayırmak istediği zaman azalıyor. Çünkü normal kendi faaliyetlerinin dışında hafta sonları da bazen toplantılara konuşmacı olarak katılmak, sempozyumlara katılmak zorunluluğu doğabiliyor. Ama ben çocuklarımla birlikte geçireceğimiz kaliteli zamanı en azından ayırmaya çalıştım. Bunu da çocuklarımla birlikte başardığımızı düşünüyorum.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer