AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Betül Ayşe Sin
    • Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Allerjik Hastalıklar Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Betül Ayşe Sin

20 Ocak 2008, Pazar

Prof. Dr. Betül Ayşe Sin
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Allerjik Hastalıklar Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Betül Ayşe Sin

“Akademisyen kendini mesleki açıdan sürekli dinamik tutmalı”

Röp: Mete Generaloğlu

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
29 Mayıs 1959 Bandırma doğumluyum. Bir subay çocuğu olarak, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Edirne, Iğdır ve Gelibolu’da ilk, orta ve lise öğrenimimi tamamladıktan sonra 1977 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. Aynı Fakülteden 14 Haziran 1983 tarihinde mezun oldum. Bir yıl Eskişehir ili Mihalıççık ilçesi Verem Savaş Dispanserinde, bir yıl da Ankara Çankaya Sağlık Ocağında zorunlu devlet hizmeti yükümlülüğümü tamamladım. 1985 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak ihtisasıma başladım. 1990 yılında göğüs hastalıkları uzmanı oldum. Aynı yıl TÜBİTAK bursu ile 2,5 ay süreyle İtalya’ya giderek Roma La’Sapienza Üniversitesi Alerji ve Klinik İmmünoloji Bölümünde çalıştım. 1991 ve 1993 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Allerjik Hastalıklar Bilim Dalında alerji yan dal ihtisası yaptım. Aynı bölümde 1993-1996 yılları arasında alerjik hastalıklar uzmanı olarak çalıştım. 7 Ekim 1996 tarihinde doçent doktor oldum. 2000 yılı mayıs ayında Üniversiteden izinli olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim. Bir yıl bir ay süreyle Johns Hopkins Üniversitesi Alerji ve Astım Merkezinde misafir araştırmacı (visiting scientist) olarak kurs ve eğitim faaliyetlerine katıldım, poliklinikte çalıştım, klinik ve laboratuvar araştırmalarında bulundum. Daha sonra 2002 yılında ise, 3 ay süreyle İsviçre Davos’a gittim. Buradaki Alerji ve Astım Araştırma Enstitüsünde arı venomu alerjisi ile ilgili laboratuvar araştırmaları yaptım. 2003 yılında profesör ünvanı aldım. Halen aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışıyorum.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçiminiz için memnun musunuz?
Nedenini şimdi bilemiyorum. Ama çocukluğumdan beri doktorluk mesleğine karşı bir hayranlığım olduğunu hatırlıyorum. Çok isteyerek bu mesleği seçtim. Başka bir mesleği hiç düşünmedim. Doktor olma hayalimin gerçekleşmesinden çok memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Her işin elbette zor yanları vardır özellikle layığı ile yapınca. Ama hekimlik mesleğinde manevi tatmin duygusu çok yüksek olduğu için bu zorluğu pek hissetmedim. Bir de insan sevdiği işi yapınca zorluğuna da katlanıyor galiba. Ancak zorluğa bir de şu yönüyle bakmak lazım. Hekimlik doğrudan insan hayatını ilgilendiren kutsal bir meslek ve insan hayatının değeri hiçbir şey ile ölçülemez. O nedenle hata yapma lüksünüz olamaz. Bu nedenle hekimliğin sürekli okuyarak ve çalışarak bilgi birikimi ve deneyim gerektirdiği düşüncesindeyim.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyen deyince ilk aklıma gelen o ülkedeki üniversite kurumlarıdır. Meslek eğitiminde üniversiteler, çağdaş evrensel değerlere bağlı, bilgi üreten ve topluma yön veren yerler olmalıdır. Akademisyen; bilgi, kültür, kişilik özellikleri, yaratıcılık, bilimsel araştırma yetisi ve eğitim açısından belirli bir kalite ve düzeyde olan kişidir. Bu noktada akademisyen, öğrenci ve asistan eğitim ve öğretiminde gerekli özeni göstermeli, tutum ve yaşam tarzıyla çevresinde saygınlık uyandırmalı, mesleki açıdan kendini sürekli dinamik tutmalı ve yenilemeli, ayrıca düşünce ve davranışlarıyla kendi içinde tutarlılık sergilemelidir. Tüm bu saydığım nitelikler bir bütün olduğu zaman geleceğimizi iyi yetişmiş nesillere emanet edebiliriz diye düşünüyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Kliniği, Türkiye’nin birçok tıp fakültesinde göğüs hastalıkları kliniği açılmasında öncülük ya da nüvelik etmiş bir bilim yuvasıdır. Geçmişte Prof. Dr. Nusret Karasu, Prof. Dr. Türkan Akyol, Prof. Dr. Selahattin Akkaynak, Prof. Dr. Necdet Menemenli, Prof. Dr. Nezihe Enacar gibi birçok önemli ve değerli hocaların olduğu bir kliniktir. Öğrenciliğimde kliniklerde staj yaparken etkilendiğim hocalarımın hoşgörülü ve mütevazi olmaları da göğüs hastalıkları ihtisasını seçmemde belirleyici olmuştur. İhtisasımı tamamladıktan sonra aynı klinikte Prof. Dr. Lütfü Gürbüz, Prof. Dr. Zeynep Mısırlıgil ve Prof. Dr. Yavuz Selim Demirel hocaların yanında alerji yan dal ihtisasıma başladım. Alerjiye gönül vermemde bu hocalarımın önemli rolü olmuştur. Asistanlıklarım süresince ve akademik kariyerim boyunca beraber çalıştığım tüm hocalarımdan disiplin, saygı ve sevgi anlayışı içinde beraber çalışma ilkesini edindim.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’ de ne yazık ki hâlâ sağlık sistemi tam olarak oturmuş değil. Günübirlik ve geçici çözümlerle, kurulmuş ve değiştirilemez bir sisteme henüz geçilemedi. Tıp fakültelerinde yetişmiş eleman, cihaz ve malzeme eksiği var. Bu nedenle hastalara sunulan hizmetlerde aksama olmaması için büyük özveriyle çalışılıyor. Sağlık harcamalarında gereksiz israfın da önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğitim gibi sağlık hizmeti de herkesin eşit şekilde yararlanması gereken ve bu noktada devlete önemli sorumluluklar getiren bir sektör. Özel sektör ve devletin kaynaklarının altyapısı hazırlanarak birleştirilmesi ve topluma sunulması olanağı sağlanmalıdır. Tıp fakültelerinde akademik yaşam içinde olan kişiler olarak bizler hem öğrenci, hem de asistan eğitimi veriyoruz. Bunun yanında hastalara hizmet sunuyoruz. Bir de bilimsel araştırmalar yapmak, bilgi üretmek durumundayız. Tüm bu görevleri de mümkün olduğunca en iyi şekilde sunmaya çalışıyoruz.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
İlk kez TÜBİTAK bursu ile 1990 yılında 2,5 ay süreyle İtalya Roma La’sapienza Üniversitesi Allerji ve Klinik İmmünoloji Bölümünde çalıştım. O sıralarda tezimle ilgili Türkiye’de henüz yapılmayan bir laboratuvar yöntemini ve yeni gelişmeleri orada öğrenmek fırsatım olmuştu. Daha sonra 2000-2001 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde Johns Hopkins Üniversitesi Astım ve Allerji Merkezinde misafir araştırmacı (visiting scientist) statüsünde çalıştım. Dünyaca tanınan bu merkezde, sıklıkla birlikte bulunan alerjik rinit ve astım arasındaki ilişkinin mekanizmaları konusunda önemli çalışmalar yapan Prof. Dr. Alkis Togias ile birlikte klinik ve laboratuvar araştırmasına katıldım. Ayrıca poliklinik hizmetlerinde bulundum, kurs ve seminerler, konferanslar gibi eğitim faaliyetlerine katılma imkanım oldu. Daha sonra 2002 yılında ise İsviçre Davos’ta bulunan Allerji ve Astım Araştırma Enstitüsünde 3 ay süreyle, arı venomu alerjisi ile ilgili laboratuvar çalışmaları yapma fırsatım oldu. Burası, şu anda başkanı Prof. Dr. Cezmi A. Akdiş isminde bir Türk bilim adamı olan ve arı venomu alerjisinde peptid immünoterapi uygulanması gibi konularda önemli araştırmaların yapıldığı dünyaca bilinen önemli bir merkezdir. Ülkeme döndükten sonra kliniğimizde yurt dışında edindiğim bilimsel deneyim ve birikimleri imkanlar elverdiğince uygulamaya çalıştım. Halen bu anlamda Kliniğimiz arı alerjisi konusunda Türkiye’de önemli bir referans merkezi konumundadır. Aynı şekilde alerjik astım ve rinitle ilgili önemli çalışmaların yapıldığı bir merkezdir.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Sadece bir araştırma planlayıp da laboratuvar imkanlarımız yeterli olmadığında, zaman zaman yurt dışında çalışmış olma isteği duymuşumdur. Yoksa pratik anlamda hekimlik mesleğini her zaman ülkemde tatbik etmeyi ve kendi yurdumun insanlarına faydalı olmayı, beni yetiştiren bu devlete borcumu ödemeyi tercih etmişimdir. İnsan ülkesine döndüğünde bunun değerini çok daha iyi anlıyor, bizim hastalarımızın ne denli bizlere güvenen, saygılı ve özverili olduklarını, onların bizlere ihtiyacı olduğunu yadsıyamayız.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt dışı ve yurt içinde yayınlanmış kitap, kitap bölümü ve bildiri dahil 115 yayınım var. Prof. Dr. Zeynep Mısırlıgil ile birlikte hazırladığımız geçen ay yeni çıkan kitabımın adı “Polen Alerjisi: Türkiye Alerjik Bitkilerine Genel Bir Bakış”. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Anabilim Dalının işbirliği ile oluşturulan ve atlas özelliğinde basılan bir kitap.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Çalıştığım kurum olan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin 30 yıldır bir üyesi olmaktan dolayı gurur duyuyorum. Türkiye’nin en eski ve köklü bir fakültesi olan Ankara Tıp Fakültesi bilimsel olarak da Türkiye’de ön sıradadır. Bu bağlamda Alerjik Hastalıklar Bilim Dalımızda halen görev yapan diğer öğretim üyelerimizin hepsi bu alanda çok değerli olup çok güzel ödüller almış ve bilimsel çalışmalarıyla örnek olmuş kişilerdir. Bir de şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Bilim Dalımız Türkiye’de göğüs hastalıkları uzmanlığı altında alerji yan dal ihtisası vermeye başlayan ilk klinik olup bu konuda da yetiştirdiği uzmanlarla Türkiye’de diğer pek çok yerde alerji kliniklerinin açılmasında öncü olmuştur. Bilim dalımız üst ve alt solunum yolları alerjilerinin yanı sıra, alerjik hastalıkların her alanında ilaç alerjileri, immünoterapi uygulamaları ve her türlü provokasyon testlerinin yapıldığı önemli bir merkez konumundadır. Ben bir akademisyenin, bireysel başarılar yerine ekip çalışmasına önem vermesi ve üretim aşamasında farklı alanlarda çalışan kişilerin multidisipliner olarak yaklaşarak katkıda bulunmasının gerekli olduğuna inanıyorum. Ancak ülkemizde önemli eksiğimizin bu olduğunu düşünüyorum.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Ben üniversitelerin tamamen özerk kurumlar olması gerektiğini düşünüyorum. Elbette üniversiteler arasındaki eşgüdümü sağlayan bir kurul olabilir. Tüm üniversitelerde bilimsel araştırma olanakları ile eğitim ve öğretim düzeyinin belli bir standartta olmasını sağlardım. Böylece nitelik ve nicelik olarak daha iyiye ve güzele ulaşılabilir.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
İş yerinde beraber çalıştığımız kişilerle uyumlu ve huzurlu bir ortamda çalışmanın iş verimliliği ve sunulan hizmetin kalitesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Bir hedef belirlediğimi sanmıyorum. Elbette belirli ve öncelik taşıyan amaçlarım olmuştur. Onu gerçekleştirmek adına çalışmışımdır. Ancak hedef tek bir noktaya kilitlenmemeli. Zira hedefe ulaştığınızı sandığınız anda yeni hedefler ortaya çıkabilir. Yani benim için hedef denilen sabit bir şey yok. Hekimlik mesleği ve birlikte akademisyenlik, dinamik olmayı gerektirdiği için sürekli daha fazla hastayı iyileştirmek, daha iyi nesiller yetiştirmek ve bilime katkı sağlamak amacıyla ömrüm ve sağlığım elverdiği sürece bu çabamı sürdüreceğim.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
İlginç olmasa da şaşırtıcı anlar olmuştur. Astımlı hastalarda genellikle solunum yoluyla alınan ilaçlar tercih edilmektedir. Bu nedenle farklı inhaler ilaç kullanma teknikleri vardır. Bir keresinde bir hasta ilacını kullanmasına rağmen nefes darlığının düzelmediğinden yakınarak bana gelmişti. Ben de aynı ilacı vereceğimi söyledim ama ısrarla istemedi. “Peki nasıl kullanıyorsun? Gösterir misin?” dediğimde, ilacın kapağını açmadan kullandığını fark ettim. Meğer daha önce gittiği doktor hastaya ilacı nasıl kullanması gerektiğini göstermemiş. Bazen ufak bir ayrıntı gibi gelse de hasta açısından önemli sonuçlar doğurabiliyor.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Kendi sağlığıma yeterince özen gösterdiğimi söyleyemem. Geçen ay önemli 2 sağlık sorunu yaşadım ve bu da bana ders oldu. İnşallah bundan sonra daha dikkat edeceğim.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Lisede iken müziğe ilgim vardı. Akordeon çalardım. Daha sonra piyanoya geçerim diye düşünüyordum. Müzik yeteneği açısından iyi bir kulağımın olduğu söylenirdi. Ancak tıp fakültesine girince ilgilenemedim. Müziği dinleyici olarak halen severim. Hobi olmasa da doğa yürüyüşlerinden hoşlanıyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Bu soruya şöyle cevap vermek isterim. Keşke dediğim, pişmanlıklarım elbette olmuştur. Keşkeler olmasa yaşamın anlamı ve tecrübe denilen şey de olmazdı herhalde. Ancak ders alabilmek ve aynı hataları tekrarlamamak önemli sanırım. Bir düşünür şöyle demiş; “Hayat yaşadığımız yılların değil geçirdiğimiz deneyimlerin sayısıyla ölçülür.”

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Olabildiğince evet.

Teşekkürler. 21/01/2008
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Nabi Yarımca (Emekli)
23.11.2013 17:53:56
Betül hocam, doktor'ların meleği iyiki varsınız. Nabi Yarımca
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer