AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Bülent Kantarçeken
    • “Akademisyen ülkenin, hatta tüm insanlığın iyiliğini yeri gelip kendi menfaatlerinin üzerinde görmelidir.”

13 Ocak 2013, Pazar

Prof. Dr. Bülent Kantarçeken

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1966 Gaziantep doğumluyum. Üniversiteye kadar olan eğitimimi, son olarak iki aşamalı sınav sonrası kazandığım Gaziantep Anadolu Lisesinde, Gaziantep’te tamamladım. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesini 1990 yılında bitirip mecburi hizmetin ardından, birkaç yerin kuruculuğu sonrası İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde iç hastalıkları uzmanlık eğitimini ve sonrasında 2000 yılında gastroenteroloji yan dal uzmanlığını tamamladım. 1998 yılında öğretim görevlisi olarak akademik yaşantıma başladım. 2003 yılına kadar İnönü Üniversitesinde öğretim üyeliği yaptıktan sonra, aynı yıl ağustos ayında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine başlayarak Tıp Fakültesinin ilk bilim dalı olan Gastroenteroloji Bilim Dalını kurmak kısmet oldu ve o dönemden bu yana Bilim Dalı Başkanlığını yürütmekteyim. 2005 yılında doçent olup, 2010 yılı sonunda süremi tamamlayarak 2011 yılı başında profesör olarak atandım. Uzmanlık eğitimini de saydığımızda, yaklaşık 20 yıldır üniversite dışında bir yerde çalışmadım. 2008 yılında yaklaşık 300 kişinin katılımı ile Kahramanmaraş’ın o zamana kadarki, en büyük tıp sempozyumunu yapmak kısmet oldu. Yaklaşık 10 yıldır fakülte etik kurul üyeliği, proje kurulu üyeliği, yönetim kurulu üyeliği, fakülte kurulu üyeliği, uzmanlar kurulu üyeliği, eğitim komisyonu üyeliği, dönem koordinatörlüğü, üniversite senato üyeliği, üniversite eğitim ve öğretim komisyonu üyeliği, Üniversite üst etik kurul üyeliği, akademik değerlendirme komisyonu üyeliği (ADEK), ADEK mezunları izleme komisyonu başkanlığı, bir yıl (2010-2011) beden eğitimi ve spor meslek yüksek okulu müdürlüğü yaptım ve bir kısmına halen devam etmekteyim. 1990 yılından bu yana iki üstün hizmet belgesi ve dört bilimsel ödül sahibiyim. Hâlihazırda, ayrıca, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığını ve SCI-SCIE’ye giren beş uluslararası, üç ulusal derginin danışmanlığını yürütmekteyim ve dört bilimsel dernek üyesiyim. Evliyim, üç çocuk babasıyım.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Ailemde hep doktor ve hastalık öyküleri dinleyerek büyüdüm ve bu da benim bu mesleği seçmemde çok etkili oldu. Böyle bir mesleğe kavuşmak kısmet olduğu için şükrediyorum. Aslında cevap, ne beklediğinize bağlı. Çünkü bu meslek eğer layığı ile uygulanırsa, maddi yanını bir tarafa bırakırsak,  manevi yönden çok fazla getirisi olabilecek bir meslek. Ancak tıpkı öğretmenlerde olduğu gibi bu mesleğin de sıradanlaştığını ve hak ettiği saygınlığı giderek yitirdiğini görmek üzücü.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Elinizden her şeyin gelmemesi ve bazen kendinizi hastanızın hastalığı için çaresiz hissetmeniz. 

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Ülkenin, hatta tüm insanlığın iyiliğini yeri gelip kendi menfaatlerinin üzerinde görmelidir. Kendisi olmasa da hizmetin, sistemin aksamaması için tedbir almış ve insan yetiştirmiş olmalıdır. Ayrıca, kendini yetiştirmiş olanlara da vefa içinde olmalıdır.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse, sağlık konusunda, en başta sağlık hizmetlerine erişim ve faydalanma olmak üzere pek çok olumlu gelişme görmek mümkün. Bundan 25 yıl öncesinden bu yana hayalim olan genel sağlık sigortasının oluşturulması ve hastaların artık maddi kaygı duymaksızın tedavi hizmetine ulaşabilmesi beni çok mutlu ediyor. Öte yandan, kısa vadede hasta memnuniyeti artmış gibi görünse de, uzun vadede, aşırı özel hastane çoğalması, üniversite hastanelerinin giderek daha fazla sorunlar yaşaması, öğretim üyelerindeki motivasyon kaybı, doktorluğun saygınlığının azalması, sıradan memur veya işçi gibi görülmesinin, performans sisteminin de katkılarıyla; kaliteli tıp hizmetinin, kaliteli eğitim için yeterli sürenin, kaliteli hekim yetiştirmenin önünde engel olacağını düşünüyorum. Ayrıca, performans sisteminin niteliğe değil niceliğe önem vermeye götürdüğünü, hekimin hasta gözündeki saygınlığını düşürdüğünü ve hekimlerin de birbirine bakışına zarar verdiğini düşünüyorum. Ancak, öte yandan hastalarda tanı gecikmesinde artış olduğunu, komplike hastaların çoğunluğu teşkil edilen yerlerde pek bakılmadığını ve bu durumlarda üniversite hastanelerinin akla geldiğini, kuvöz veya yoğun bakım ihtiyacı nedeni ile insanların gecenin bir yarısında bir şehirden başkasına sevk edilme durumunun devam ettiğini üzülerek görmekteyim. Sonuç olarak, geçmişte pek çok yanlışlar ve hatalar yapmış olsalar da, geldiğimiz noktada artık hekimlerin ve özellikle üniversitelerin her yönden desteklenip tekrar eski saygınlığına ve lider duruma getirilmesini canı gönülden diliyorum.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Olmadı. 2000 ve 2006 yıllarında ABD ve Almanya’dan bazı üniversitelerden teklifler olmasına rağmen yurdumda olmayı ve bana emek veren aileme, çevreme yakın olmayı tercih ettim. Bugünkü düşüncem de budur. Ancak elimden geldiğince yurt dışı ana kongrelere katıldım. Ayrıca, uluslararası toplantılarda konuşmalarım oldu.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Tamamı SCI-SCIE’ye giren 30’un üzerinde uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış, 40’ın üzerinde de yurt içi hakemli dergilerde yayımlanmış makale, 20’si uluslararası kongrelerde sunulmuş ve basılmış 250 civarında bildiri ve ayrıca ulusal kitaplarda yazdığım bölümler, kongre kitapçıklarında basılı 20 civarında konuşma özetim ve dört adet ulusal bilimsel ödülüm var.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Giderek daha ciddiye alındığını ve uluslararası platformda da söz sahibi olunduğunu SCI ve SCI-Expanded dizinine giren dergi sayımızın hızla artmakta olduğunu sevinerek izliyorum.  Çok titiz çalışan (En çok gözüme çarpan, Türkiye Klinikleri Yayınevi) yayınevi yetkilileri ve yayın kurulları oluştu. Yapılan çalışmalar, akademik basamaklar hedeflenmesinden ziyade bilim (Dolayısıyla ülke ve insan) için yapılırsa daha da iyi hale gelecektir.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Yaklaşık 10 yaşımdan bu yana spora aşırı bir düşkünlüğüm oldu. Futbol, masa tenisi, güreş, hentbol, Uzak Doğu sporları ağırlıklı olmakla beraber pek çok spor dalı ile uğraştım. Ayrıca, üniversitede okuduğum döneminde folklor, İngilizce danışmanlığı, koroda söyleme gibi değişik aktivitelerim de oldu. Hoşuma giden her türlü müziği dinle,r çok az saz ve biraz da org çalarım. Satranç, her hafta en az bir kitap bitirmek (Yemek yerken dâhil) diğer hobilerimdir.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Geçmişe tasalanıp, gelecek kaygısı ile endişe duymak insanı yıpratan ve doğru olmayan şeylerdir. Hekimlik mesleğine başlayana kadar tatil aylarında esnaf olan babamın yanında çalışırdım. Babam işleri iyi olsun kötü gitsin, ben yorum yapacak olsam dinler ve sonunda “Hayırlısı olsun.” derdi ve halen de der. Ben, temel gücün bu düşüncede olduğuna inanırım. Kısmetten ötesi olmayacağına inanırım.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Elimden geldiğince, ama yeterli mi? Hayır. İşin doğrusu asıl şunu sormak lazım. Acaba ailemiz, özellikle çocuklarımız, yarış atı gibi okuldan dershaneye, o sınavdan bu sınava koşturmaktan, yemeğini bitirir bitirmez hemen ders çalışmaya başlamaktan acaba kendilerine ve bize zaman ayırabiliyorlar mı?

 

Teşekkürler.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)