AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Bülent Yalçın
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Yalçın

10 Eylül 2012, Pazartesi

Prof. Dr. Bülent Yalçın

Akademisyenin eğitimci olduğu kadar araştırmacı kimliği de olmalıdır. Türkiye’de eğitimde bir sıkıntı yok ama araştırmacılıkta var.

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1968 yılında Ankara’da doğdum. İlk, orta ve lise tahsilimi Ankara’da tamamladım. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini 1990 yılında bitirdim. Mezun olduğumda 22 yaşındaydım.  Öğretim hayatıma çok erken başladığım için tıp fakültesinden de genç yaşta mezun oldum.  Başkalarına baktığımızda iki yıl daha erken doktor olmuştum. Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra, yapılan ilk TUS’la yine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. 1995 yılında iç hastalıkları uzmanı oldum. 1997 yılında yine aynı üniversitenin tıbbi onkoloji bilim dalında yan dal ihtisasına başladım. 2000 yılında tıbbi onkolojide uzmanlığımı aldım. 2000-2002 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Demetevler Onkoloji Hastanesinde iki yıl medikal onkoloji uzman doktor olarak; 2011-2012 yılları arasında ise Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yaptım. 2006 yılında doçent, 2011 yılında da profesörlük unvanını aldım. Evli ve iki çocuk babasıyım.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Tıp, çoğu kişinin gönlünde yatan bir meslek. Nedendir bilmiyorum, ama ben de çocukluğumda hep doktor olmayı istemişimdir. Belki de anne-babanın telkininden dolayı ama doktor olmayı hep istemişimdir. Üniversite sınavında da ilk tercihim tıp fakültesiydi. Tabii her insanın hayatında mutlu ve mutsuz olduğu anları olabilir, ama genel anlamda baktığımda bu mesleği seçtiğim için mutluyum.

  

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Doktor sayısının az olmasından kaynaklanan sorunlar en başta geliyor. Hemşire ve yardımcı sağlık personeli sayısı da az. Doktor, doktorluk dışında bir sürü işle uğraşıyor. Benim için en ürkütücü şey, hastaya-hasta yakınına az zaman ayırmak olmuştur. Ayrıca, hekim-hasta ilişkisinde hasta ve hasta yakınına hastalığın gidişatı hakkında bilgi vermek; hastaya kötü haber vermek dünyanın en zor işidir. Hastanın veya yakınının “Benim hastalığımın gidişatı ne, benim durumum ne?” sorusunu yanıtlamadaki metodoloji yetersiz. Herkese aynı şekilde bilgi veremezsiniz. Her bir hastanın farklı mizacı var. Ona göre davranmak gerekli. Eminim bütün hekimler aynı sıkıntıyı yaşıyor. Belki de dile getirmiyorlar.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Sabırlı, dürüst ve çalışkan olmalı. Akademisyenin eğitimci olduğu kadar araştırmacı kimliği de olmalı. Türkiye’de eğitimde bir sıkıntı yok ama araştırmacılıkta var. Araştırmacılık yapılmaması şeklinde bir kurallar silsilesi var. Son klinik araştırmalar protokolü hafifçe gevşetilse de, etik kurullardaki arkadaşların nedense her gelen çalışmayı reddetme şeklinde bazı tedirginlikleri var. Doğal olarak çalışma ortaya konulamıyor. Benim hayalim araştırma yapmak, düşlediğim çalışmaları yapmak ama Türkiye’mizde bunu yapmak çok çok zor.  Tabii yenilgiyi kabul etmeyeceğiz. Sabırlı olmak lazım. Bunu öğrendim.  

 Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Benim için hayatımda üç kişi çok önemli. Biri Prof. Dr. Ahmet Demirkazık, diğerleri de Prof. Dr. Fikret İçli ve Prof. Dr. Hakan Akbulut. Diğer hocalarım da var, ama ismini saydıklarım gerçekten benim ben olabilmem için kendime örnek aldığım hocalarımdır. 

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki sağlık ortamının aslında bir genel, bir hasta bakışı, bir de hekim bakışı açısından durumu var. Genel olarak bakıldığında güzel şeyler oluyor. Beraberinde bazı olumsuzluklar getirmesiyle beraber insanların doktora kolay ulaşabiliyor olması iyi bir şey. Son 10 yılda sağlıkta dönüşüm politikaları ile yapılanlar, bu yolda bir hayli mesafe alındığını gösteriyor.

Ancak hekim ya da diğer sağlık personeli olarak, hizmet vericiler olarak baktığınızda sorunlar var. Bu sorunların başında hasta yoğunluğu geliyor. Çünkü doktor sayısı az. Bununla ilişkili olarak sorunlar yaşanıyor. Örneğin; sağlıkta şiddet. Kaçınılmaz bir şey, çünkü doktora ulaşılabilirliğin önünü açtığınız vakit, her bir hastayla uğraşmak için zaman gerekir. Belli bir eşik değerden sonra artık bu durum tahammülsüzlük yaratacak, vatandaşta da “Kötü muamele görüyorum, yetersiz hizmet alıyorum.” anlayışına neden olacaktır. Bu da, negatif durumlara daha fazla yol açacaktır.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Direkt olarak çalışmadım. Kongrelere gittim. Ama direkt olarak orada bir gözlemci olarak bulunmadım.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Aslında kafamdaki araştırmaların yapılabilmesi Türkiye’de mümkün gözükmüyor. Planladığım araştırmaların dışarıda yapılması, Türkiye’ye oranla daha olası. Bu durum yurt dışını biraz daha cazip hale getiriyor, ama ülkemin vatandaşlarına hizmet etmek arzusu da beni bu ülkede bırakıyor. Hangisi daha önemli derseniz, hizmet etmek biraz daha ağır basıyor.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt dışı yayın olarak 40’ın üzerinde, yurt içinde ise sayısını tam  hatırlayamamakla beraber yaklaşık 30 civarında yayınım olduğunu söyleyebilirim. Bilimsel kitaplarda çevirilerim, çeviri bölümlerim ve editörlüklerim var.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Türkiye’de yerli yayın ve Türkçe yayın yapılmasının desteklenmesi taraftarıyım. Aslında Türkiye’de çok cevher akademisyenler var ve çok güzel çalışmalar da yapıyorlar, ama yabancı dil sorunları olabiliyor. Bizim yaptığımız çalışmalar uluslararası ses getirmeyebilir. Bunun için klinik deneme çalışmaları yapılması gerekir. Türkiye gibi sosyal bir devlette, yüzde 99,99’un sosyal güvenlik sistemi tarafından desteklendiği bir ülkede hiçbir klinik deneme araştırması yapılamaz. Bu nedenle de klinik araştırma anlamında bilgi üretilemez. Türkiye’de yapılan çalışmalar hep takip sonuçlarının geriye dönük değerlendirilmesi durumundadır. Aksi takdirde hukuki ve etik sorunlarla karşı karşıya kalınmaktadır.

Doçentlik diye bir kavram var. Doçentlik başvurusunda SCI’ya girmiş şu kadar yayın olması lazım deniyor. SCI Index ne kadar rasyoneldir, bana göre bunu da sorgulamak gerekir. PubMed ya da SCI’ya girmemiş ulusal bir makale, Türkiye için çok elzem bir çalışma da olabilir. Ama bu çalışmayı ABD’deki, İngiltere’deki veya Almanya’daki bir editör kabul etmeyebilir. Bizim kendi ulusal yayın yapan dergilerimiz olmalı.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Hayır, ulaşabileceğimi de düşünemiyorum.  fiu şartlarda mümkün görmüyorum. Hep şunu düşünmüşümdür. Bizim için iki üç tane büyük popüler dergi var. Yayınlarda bilimsellik tabii ki çok önemli, ama politik işlerin de döndüğünü düşünüyorum. Bu dergilerde biz neden yayın yapamayalım, diye hep içimde ukde kalmıştır.  

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Yakınları ile birlikte gelen bir hastam vardı. Odamın dışında koridordaki bankta oturuyorlardı. Yanlış hatırlamıyorsam Karadenizli, 65-70 yaşlarında bir hastaydı. İlk önce oğlu odama girdi, “Hocam, babam dışarıda bekliyor, kanser olduğunu bilmiyor. Lütfen yüzüne karşı kanser olduğunu söylemeyin. Üzülmesin.” dedi. İsteğini kabul ettim ve kendisini hasta dosyasını çıkarması için gönderdim. O gidince hemen babası olan hasta odama girdi. Bana “Doktor evladım, ben akciğer kanseriyim. Çocuklarımın bundan haberi yok. Söyleme bilmesinler, yıkılır bunlar. Üzülmesinler.” dedi. Bu beni çok etkilemişti. Hatta bunu bir araştırma konusu yapmış, bir anket düzenlemiştik. Anket sonucunda, her ne kadar hasta ve hasta yakınları hastanın durumu hakkında bilgi sahibi olsalar da, her iki taraf da, bir diğerinin üzülmemesi için durumu bilmesini istemiyordu.  Ama herkes aslında her şeyi biliyordu.  

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Tamamı öyledir demiyorum, ama doktor milletinin kendine çok iyi baktığını düşünmüyorum.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

fiehirden kaçmayı, doğada gezmeyi çok severim.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Hasta ile konuşma, hasta ve hasta yakınıyla iletişim kurma sanatı konusunda tıp eğitimi esnasında eğitim verilmiyor. Hasta ve hasta yakınıyla konuşmak gerçekten bir sanat, bilimle filan hiç ilgisi yok. Bir insanı okuyup anlamak ve gerektiğinde o insanı kırmadan, yıpratmadan, size karşı olumsuz bir düşünceye kapılmamasını sağlayarak, anlayabileceği şekilde kötü bir haberi vermek çok önemli. Ben bunu son 10-12 yıllık dönemde kazandım diyebilirim.  Keşke bunu bana tıbbiyedeyken verselerdi.

 

 

 

 

Teşekkürler.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
2
1) Derya ozcan (Hastabakici)
23.12.2017 21:11:57
15 yasinda ali ozden hocamizin hastasiydim.suanda wilson hastasiyim ali ozden hocama ulasmam gerekiyor
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer