AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Cemil Sabuncu
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Sabuncu

30 Mart 2009, Pazartesi

Prof. Dr. Cemil Sabuncu
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Sabuncu


Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1946 yılında Kerkük’te doğdum. İlk ve orta eğitimimi orada tamamladıktan sonra 1965 yılında Türkiye’ye geldim. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin açıldığı yıl olan 1967’de Tıp Fakültesine girdim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin ilk öğrencilerindenim. 1975’te mezun oldum, aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında ihtisasa başladım. 1979’da uzman olarak Eskişehir’de bulunan Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesine öğretim görevlisi unvanı ile girdim. 1982’de Yardımcı Doçent, 1986’da Doçent ve 1994’te Profesör oldum. 1993 yılında Anadolu Üniversitesi ikiye bölünerek Eskişehir Osmangazi Üniversitesi kuruldu. Tıp Fakültesi bu Üniversitenin bünyesinde bulunmaktadır. Halen görevime Eskişehir Osmangazi üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında devam etmekteyim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Aslında tıp fakültesine girmeyi hiç düşünmemiştim, tek istediğim makina mühendisi olmaktı. Benim çocukluğumda teknolojik gelişme gösteren tek alan makina mühendisliği idi. Elektronik mühendisliği yoktu, ne tıp, ne de diğer alanlarda beni cezbeden herhangi bir gelişme yoktu veya ben farkında değildim. Tıp fakültesine girmeden önce İstanbul’da yaşadığım iki sene içinde ufkum değişti, kendimi kültür ve sanat dünyasının göbeğinde buldum, çok değerli hocalardan dersler aldım ve bol bol okuma fırsatı buldum, düşüncelerim tamamen değişti ve sonunda tıp mesleğini seçtim. Şu anda mesleğimden son derece memnunum ve başka bir meslek düşünemiyorum bile.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

İşimin en zor tarafı hata affetmemesidir. Eskiler “Doktorun hatasını toprak örter” derlerdi. Ama insanın vicdanını toprak asla örtemez. Ameliyat sırasında bir problemle karşılaştığınız zaman, kitaplara bakacak, notları karıştıracak zamanınız yoktur. Donanımlı değilseniz hata yapmak işten bile değil.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Her yönüyle örnek olmalıdır. Sadece kendi mesleği ile değil, diğer alanlarla da ilgilenmelidir. Bu iletişim çağında bilgiye ulaşmak çok kolaydır, ancak çığ gibi büyüyen bilgi kaynaklarının hepsine ulaşmak da çok zordur. Saatlerce bilgisayar başında oturup bu bilgi kaynaklarına ulaşmak benim için en büyük keyiftir. Bernard Shaw diyor ki, “Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan.”

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?

Branşımla ilgili örnek aldığım bir değil, iki değerli hocam var. Biri, öğrenci iken hocam olan Sadi Sun, diğeri ise asistan iken hocam olan Özdemir Demir. İkisini de rahmetle anıyorum.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki sağlık politikalarında aksaklıklar, yanlışlıklar olabilir. Kaynak, ekipman ve personel yetersizliği olabilir. Ancak, tıp eğitiminde ve uygulamasında doğru yolda ilerlediğimizi görüyorum. Daha çok çaba harcamamız gerekiyor. ‘Doğru yolda olsanız bile, eğer orada sadece oturuyorsanız sizi geçerler’ diyor Will Rogers.

Türkiye’deki anne ölüm oranı; İrlanda, İspanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerin 10 katıdır neredeyse. Beş yaş altı çocuk ölümleri, birçok Avrupa ülkesinde binde 4-5 iken, Türkiye’de binde 37’dir. “Çocuğunu kaybeden bir anne için her gün ilk gündür; bu ıstırap ihtiyarlamaz.” diyor Victor Hugo. Tabi bu ıstırap sosyal yapıyı etkiliyor, mutsuz bir toplum yaratıyor. Burada sağlık hizmetlerinin yetersizliğinden çok, toplumun eğitimsizliği daha büyük rol oynamaktadır gibi geliyor bana.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yaklaşık olarak 30 adet yayınım var.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?

Türkiye’deki her üniversitede olduğu gibi, çalıştığım kurumda da öğretim üyeleri büyük fedâkarlıklara katlanarak bilimsel çalışmalara katkıda bulunmaya çalışıyorlar.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Yönetici olmayı hiç düşünmedim. Yukarıda da belirttiğim gibi benim için en büyük keyif, saatlerce bilgisayar başında oturup okumaktır. İdari görev beni bu keyiften mahrum bırakabilir. Yöneticiliğe harcayacak hiç zamanım yok. Yöneticiliği angarya addederim. Ama YÖK Başkanının rektör seçimlerini kaldırmasını isterim. Arkadaş, yandaş kayırmaları olmaması için veya intikam duygusuyla hareket edilmemesi için rektörler, aynı üniversiteden değil, başka bir eğitim kurumundan atamayla veya mütevelli heyeti tarafından seçilerek gelmelidirler. Üniversitelerin maddi ve idari yönden gerçek anlamda özerk olmalarını isterim.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Mesleğimde çok iyi biryere ulaştığımı düşünüyorum ama bu, hedeflediğim yer değildir. Zaten hedeflediğim yere ulaşmam mümkün değil. İnsan hedeflediği yere ulaştığı an biter. Önünde her zaman ulaşmaya çalıştığı bir hedef olmalıdır. İsmini unuttuğum bir müzik hocası diyor ki “Müzikte oldum demek, öldüm demektir.” Bence bu, tıp mesleği için de geçerlidir.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Bir hastanın yakınından, kan grubu AB Rh(-) olan bir donör bulmasını istemiştik, iki donör getirmişti birinin kan grubu A, diğerinin B. Bunların kanını alıp karıştırmamız mümkün mü? diye soruyordu. AB kan grubu bulamamıştı, ama çözümü bulmuştu.
Bir diğer anım da asistanlarımızla ilgili. Serviste arrest olan bir hastayı resüsite etmeye çalışan asistanlarımızı hasta yakını da kapıdan seyrediyormuş. Hasta resüsitasyona cevap vermeyince, hasta yakını bizim asistanları şikâyet etmiş. “Benim hastam ölmemişti doktorlar göğsüne basarak öldürdüler. Birisi göğsüne basarken diğeri arada bir gözüne bakıyordu ve ‘daha ölmedi devem et’ diyordu. En sonunda tekrar gözüne baktı ve ‘Tamam öldü. Bırakabilirsin’ dedi. Öyle bıraktılar.” diyormuş.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Hiçbir kötü alışkanlığım yoktur. Sağlıklı beslenmeyi ve spor yapmayı hiç ihmal etmem, ama check-up yaptırmayı da hiç sevmem.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Bildiğiniz gibi insanların bilgisi arttıkça ne kadar cahil olduklarını anlarlar. İnsanlar yaşlandıkça ve bilgileri arttıkça cehaletlerini gidermek için var güçleriyle çalışırlar. Zamanları kısıtlıdır. İşte ben de şu anda eksiklerimi gidermekle meşgulüm. İşte bu yüzden yöneticilikten kaçıyorum. İşte bu yüzden her hangi bir hobi ile uğraşmıyorum. Zamanımın bol olduğu gençliğimde karikatür çizerdim. Tıp fakültesinde öğrenci iken rahmetli hocam Süheyl Ünver’den, Türk minyatür resim ve tezhib sanatı dersleri almış ve uğraşmıştım. Şimdi tek hobim okumaktır.

Hiç “keşke” dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Hayır. Hayatta ne olduysa, öyle olması gerektiği için olmuştur, pişmanlığa yer yoktur. Zaten insanın yapacağı bir şey de yoktur.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Çalışmalarımın dışındaki tüm zamanım ailemle birlikte geçer.
Teşekkürler.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer