AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Çimen Karasu
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çimen Karasu

11 Ocak 2009, Pazar

Prof. Dr. Çimen Karasu
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çimen Karasu

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?

Ben 1963 Manisa doğumluyum. İlk ve orta öğretimimi Manisa’da tamamladım. 1980 yılında Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesini kazandım. Fakülteden 1984 yılında mezun oldum. Fakülteyi bitirir bitirmez, Farmakoloji Anabilim Dalında master eğitimime başladım. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra da Farmakoloji Anabilim Dalına araştırma görevlisi olarak girdim ve böylece akademik çalışmalarıma başlamış oldum. 1987 yılında ihtisas eğitimimi, 1992 yılında da doktora eğitimimi yine aynı ana bilim dalında tamamladım. Arkasından bir İngiltere deneyimim oldu. William Harvey Research İnstitute’de doktora sonrası araştırmalarda bulundum. Bir yıl kaldım ve sonrasında kısa sürelerle gidip geldim. 2000 yılında Doçent oldum. 2002 yılında da Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalında Profesör kadrosunu aldım. Neredeyse eş zamanlı olarak müracaat ettiğim Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde, yaklaşık bir hafta on gün arayla aynı kadro çıktı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde Profesör derecesini de alarak çalışmaya başladım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Kesinlikle çok memnunum. Araştırmayı çok seven bir insanım. Küçük bir oğlum var. Dört buçuk yaşında. Tabiri caizse “O da bana çekmiş” diyorum. Evde sürekli olarak birtakım şeyleri birbirine karıştırıyor. Renkler, boyalar, yağlar, deterjanlar, sürekli bir şeyleri birbirine karıştırarak ortaya yeni bir şeyler çıkacağını umuyor. Benim de çocukluğum öyleydi. Büyük dedelerimin, büyük nenelerimin paket paket ilaçlarını toplardım, onları, renkli sıvıları şişeler içerisinde karıştırırdım. Bitkileri toplar, kitaplar arasında kurutur, onlarla birtakım deneyler yapmaya çalışırdım. Bu yapım eczacılık fakültesinin bakış açısına, eğitim sistemine, laboratuvar sistemine son derece uygun diye düşündüm ve büyük keyif aldım

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Doğaya baktığımda aslında bizim işimiz zor değil. İnsan, doğa, doğanın diğer unsurları sırlarını koruyor. Bizim amacımız da onları keşfedebilmek. Buradaki zorluklar sistemlerden kaynaklanıyor. Üniversitelerde konuşlanıyoruz, bu işleri üniversitelerde yapıyoruz. Zaten Türkiye’de başka nerede yapabileceksiniz ki. TÜBİTAK ya da Marmara Araştırma Enstitüsü’nün birtakım araştırma laboratuvarları dışında, özel ya da devlete ait araştırma merkezi yok. Bu bir zorluk.

Çalışan insanın hakkının verilmediğini düşünüyorum. Türkiye’de ne kadar çok proje alırsanız o kadar çok takdir edilmiyorsunuz. Yurt dışındaki ölçütler daha farklı. Siz üniversitenize, akademinize, bölümünüze, ait olduğunuz kurum ve kuruluşa ne kadar çok araştırma projesi getiriyorsanız, ne kadar çok öğrenci yetiştiriyorsanız, o kadar el üstünde tutulan akademiklersiniz. Ancak yıllar içerisinde, ne yazık ki bunların bizim ülkemizde hep tersine işlediğine tanık oldum. En üzücü yanı da bu.

Sizce bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyenin çevresine, kendinden sonraki kuşağa her anlamda örnek bir şahıs olması gerekiyor. Oturmasından, konuşmasına, giyimine, görgüsüne, bilgisine, ifadelerine kadar her anlamda örnek bir şahsiyet olmalıdır. Toplumda parmakla gösterilen biri olmalı.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Pek biri ya da birileri şeklinde diyemeyeceğim ama, yabancı bir çok bilim adamının hayat akışına özenerek bakmışımdır. Herhalde farkında olmadan da örnek aldığım kişiler olmuştur. Tabi ki eski hocalarımız, vefat edenler ya da bugün hayatta olan hürmetle andığımız hocalarımız da var.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında söylenecek çok şey var, ama buna iki şekilde yaklaşmak istiyorum. Bunlardan birincisi şu. Sağlık Bakanlığı otoriteleri yeni sağlık açılımlarından söz ediyor. Yeni yatırımların ön plana çıkarılmasının gerektiğini söylüyor. Peki bu nasıl olacak? Şu geçtiğimiz son altı yıllık süreçte bunun araştırmasını yapan birini ben göremedim. Dünya artık spesifik sağlık hizmetleriyle ön plana çıkma çabasında. Bizim de sağlık sistemine çeki düzen verirken buna önem vermemiz lazım. Geçmişte ha bire yasal düzenleme yapıldı ama, top yekün bakıldığında hiçbirinde bir düzelme yaşanmadı. Dünya hangi akılcı yollara gidiyor, bunun iyi gözlemlenmesi lazım.

İkinci konu ise “Tam Gün Yasası” olayı. Yurt dışına ilk çıktığım yıllarda, asistanlık yıllarımda gördüm ki üniversiteler o kadar güzel ayrılmış ki. Profesörler, akademisyenler araştırma görevlilerinden tutun, master öğrencilerine kadar. Araştırmadan sorumlu kişiler, akademide ders verenler ayrılmış. Tıp fakültelerinde de böyle. Bizde hepsi birbirine girmiş durumda. Hem akademide hasta bakıyor, hem dışarıya gidiyor özel sistemde hasta bakıyor, akademiye geliyor eğitim yapıyor, ayrıca akademi de istemese de araştırma yapmakla da yükümlü. Sistem “bunu yapacaksın, yapmazsan doçent, profesör olamazsın” diyor. Bugün ki gidişatla kimse kusura bakmasın top yekün çöküyoruz. Akademiler çöküyor.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Doktora sonrası Londra Üniversitesinde çalıştım. Orana William Harvey Research İnstitute, Queen Mary and Westfield Collage Faculty of Basic Medical Sciences Farmakoloji Departmanında çalıştım. Daha sonra Farmakoloji ve Biyokimya departmanları ile ortak projeler aldım. İlk gittiğimde bir tek proje için gitmiştim, ama birkaç ay sonra baktım ki beş projeye dahil edilmişim. Benim asıl temel akademik deneyimim Londra’da başladı ve sonrasında gelişti. Profesörlüğe gelene kadar değişik üniversitelere küçük küçük seyahatlerim oldu. İzinler konusunda akademiklerin ülkemizde birbirini destekleyeceği yerde kösteklediği için uzun süreli seyahatleri gerçekleştiremedim. Hatta doktoramı bitirmeden önce John Hopkins Üniversitesinden, INH’den çok güzel bir burs buldum ki, o yıllarda böyle bir bursu almak inanılmaz prestijli bir işti. Ancak sevgili hocam, bitmiş ve dört tane yabancı makale çıkmış olan doktora tezimi çekmecesinde beklettiği için, beni o burstan mahrum etti. Profesörlüğe geldikten sonra 1998’in sonu 1999’un başlarıydı sanıyorum, Slovak Academy of Sciences bir proje başlattı. Kendilerinin davetleri üzerine o guruba dahil oldum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yaklaşık olarak yurt dışı dergilerde 77 yazım var. Yurt içi dergilerde de yaklaşık olara 50’nin üzerinde yazım var diyebilirim.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?

Gazi Üniversitesi gerçekten büyük bir üniversite. Şahsıma yönelik konuştuğumuz için öncelikle “Niçin Ankara Üniversitesi’nde bunca yıl akademik hayatınızı sürdürdünüz de, orada profesör kadrosunu almışken kalkıp buraya geldiniz?” diye sormak lazım sanırım. Orada özellikle son yıllarda artık açılım yapamadığımı hissediyordum. Kendime sahip olduğum değerleri ortaya dökebileceğim yollar aramaya başlamıştım. Gazi Üniversitesi’nin o zamanki Tıp Fakültesi Dekanı bir toplantıda benim bu heyecanımı algılamış, kendisi daha sonra konuştuğumuzda bunu paylaştı. Bana “Gelin bize bir tıbbi araştırma merkezi kurun. Herkes araştırmalarını gelip bu merkezde yapsın. Siz de kendi açılımlarınızı kurduğunuz bu merkezde yürütün.” dedi. Bu bana çok cazip geldi ve neredeyse hiç düşünmeden kabul ettim. Fakat yönetimler dört yılda bir değişiyor. Yönetim değişti ve o dönem yeni gelen rektöre yaptığımız işlerin dosyalarını hazırladım. Kendisi dosyalara bakıp “teşekkür ederim çok iyi çalışmalar yapmışsınız ama şuan ki görevlerinizden sizi alıyorum” dedi. Bakın Gazi Üniversitesinin bu kadar alanı var ama, bize bir laboratuvar oluşturabilecek alan bulunamıyor. Arkada yeni yapılan bir bina var, 10 katlı bir otopark. Otoparkımızla övünüyoruz. Şimdiki yönetim biliyorsunuz yeni geldi. Kendileri ile de görüştük. Düşüncelerimize olumlu baktıklarını söylediler ama, henüz bir hareket yok.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Eğitim ve araştırma sistemini ayırmaya çalışırdım. Tıp fakülteleri öğrencileri eğitilecek. Bu eğitimin bir parçası laboratuvarlardır. Ama bir profesör, bir doçent, bir yardımcı doçentin kendilerinin de eğitim sürecinde, hem hasta başında, hem muayenehanede, hem öğrenci karşısında, hem bu eğitimin pek çok aşamasında yer alması, hem de yayın yapması mümkün değil. O zaman kuşkulu yayınlar çıkıyor. Biraz bu sistemlere çeki düzen getirmeye çalışırdım.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Kendi beynimde olup bitenler, düşün hayatımda olup bitenler açısından olgunlaştığımı düşünüyorum. Ama yapmam gerekenler, yapacaklarım da var. Beni dürten beynimin öbür yarısında yapmam gerekenler, bir sorumluluk anlayışı var. Bu noktada bunları yapabildiğimi söyleyemiyorum. Ben bu yaşımda çok fazla adam yetiştirmiş olabilmeliydim.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Kendi sağlığıma yeterli özeni gösteremiyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Bazen keşke daha önce söz ettiğim, Johns Hopkins Üniversitesinden gelen teklifi değerlendirseydim diye düşündüğüm oluyor.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Mümkün olduğunca ayırmaya çalışıyorum. İki tane çocuğum var, mümkün olduğunca onlarla birlikte zaman geçirmeye çalışıyorum. Son bir iki yıldır eve daha erken eve gitmeye, saati gelince “Hadi bakalım Çimen, vakti geldi eve çoluğuna çocuğuna gidiyorsun.” deme alışkanlığını edinmeye çalışıyorum.

Teşekkürler.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer