AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Derya Dinçer
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Derya Dinçer

01 Haziran 2008, Pazar

Prof. Dr. Derya Dinçer
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Derya Dinçer

“Akademisyenin aynen bir öğretmen gibi eğitici olması lazım”

Mete Generaloğlu / Ankara

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1950 Ankara doğumluyum. Orta ve lise öğrenimimi TED Ankara Kolejinde tamamladıktan sonra 1968 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim ve 1974 yılında tıp fakültesini bitirdim. Aynı yıl Anatomi Kürsüsü asistanlığı ve 1975 yılında da Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında ihtisasa başladım. 1979 yılında ihtisasımı tamamlayarak Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı oldum. 1980-82 yılları arasında Japonya’da çalıştım. Daha sonra Türkiye’ye dönerek tekrar Fakültede göreve başladım ve kısa bir süre sonra da vatani görevimi yapmak üzere askere gittim. 1986 yılında doçent, 1992 yılında da profesörlüğe atandım. O zamandan beri de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışıyorum. Türkiye Ortopedi ve Travmatoloji Derneği Yönetim Kurulu üyeliğini yaptım. Aynı zamanda Avrupa Omurga Cerrahisi Derneği üyeliği yaptım ve şu anda da yine AOSpine diye isimlendirilen dünyanın en büyük vakıflarından birinin omurga gurubunun Türkiye ve Avrupa üyesiyim. Ayrıca Türkiye Boks Federasyonu ve Dünya Amatör Boks Federasyonu Sağlık Kurulu üyesiyim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Herhâlde kişisel olarak doktorluğa yatkın olduğum için bu mesleği seçtim. Çünkü 1968 yılında tıp fakültesine girdiğim zaman almış olduğum üniversite puanıyla Türkiye’de başka bir meslekte seçebilirdim. Doktorluğu sevdiğim için bu meslede seçtim. Seçtiğim için memnunum. Bu konuda herhangi bir mutsuzluk duymadım.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
İnsanlarla birebir uğraşan meslekler bence en zor meslekler. Birde doktorlukta insanların en hassas olduğu ve hata affedilmeyecek yanlarıyla ilgili bir alanda uğraşıyorsunuz. İnsanların canlarıyla uğraşıyorsunuz. Bence mesleğimizin en zor yanı insanların sağlığı ile uğraşmak

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyenin aynen bir öğretmen gibi eğitici olması lazım. Mesleğimiz gereği olarak akademisyenin öncelikle, hastalarına, tıp fakültesi öğrencilerine ve araştırma görevlilerine örnek olması gerekiyor. Bir akademisyenin her şeyden önce eğitici, araştırıcı ve eğittiği zümreye bir ışık veren, onlara doğru yolu gösteren kişi olması lazım.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Muhakkak vardı. Tıp fakültesini bitirip de ihtisasa başladığımız zaman, bize öncülük etmiş, biraz önce tarif ettiğim gibi meziyetleri olan, yurt içinde ve yurt dışında örnek aldığım hocalarım oldu.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık sistemini bu güne kadar bütün hükümetler ve politikacılar kendilerine göre politik amaçla kullanmışlar. Bugün görüyoruz ki devlet bütçesinin büyük bir kısmı sosyal güvenlik masraflarına gidiyor. Bence daha sağlıklı bir hizmet verilmesi için bunların yeni baştan değerlendirilmesi lazım. Bunun için de dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Dünyada gelişmiş ülkelerde uygulanan iyi sistemlerin bize entegre edilmesi lazım.
Diğer taraftan tam gün uygulaması, SGK gibi yeni uygulamalar getirildi. Ben bunların yaşanan sıkıntılara çözüm getirmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Bakın tam gün yasası çıkıyor. Belki bir yerde tam gün yasası gerekli olabilir. Ancak hastanelerde çalışan doktorların ve öğretim üyelerinin özel hasta bakmaları, özel ameliyat yapmaları gibi bir şansları yok. Bu nedir? Çalışanla çalışmayan eşit para alacak. Böyle bir sistem dünyanın hiçbir yerinde yok. Yani üretmeyenle üretenin aynı terazide olması mümkün değil. Bugünkü sağlık politikasında sağlık sisteminde kalite aranmıyor. Kantite aranıyor. Yani hastanelere yüz tane, bin tane, on bin tane hasta gelsin bunlar hastanelerde iyi veya kötü tedavi olsunlar deniyor. Hükümetin sağlık hizmetlerinde koyduğu paket programlara baktığımız zaman kaliteli bir hizmet vermeniz çok zor.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
1980 yılında Japon hükümetinin Milli Eğitim Bakanlığının bursunu kazanarak Japonya’ya gittim. 1980 ve 82 yılları arasında Japonyada Chiba Üniversitesinde omurga cerrahisi ihtisası yaptım. Onun dışında da Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde gözlemci olarak birçok hastanede bulundum.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
İsterdim. Bu işi özellikle gelişmiş bir ülkede yapmış olsaydım daha doyumlu bir duruma gelmiş olacağıma inanıyorum. Türkiye’de maalesef şanssızlıklardan bir tanesi karmaşık düzende bu mesleği icra etmek.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış olan tahminen 70-80 civarında yayınım vardır.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin eğitimi ve uluslararası platformdaki yerini incelediğimiz zaman bence yeterli bir kaliteye sahip bir fakülte. Katıldığımız uluslararası kongrelerde, oradaki bilimsel seviye ile kendi bilimsel seviyemizi kıyasladığımız zaman bizim onlardan çok aşağıda olmadığımızı görüyoruz.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Türkiye’de eğitim sistemi bence en önemli konulardan bir tanesi. Dikkat ederseniz her hükümet zamanında bir sürü üniversite açılıyor. Ne yazık ki bu açılan üniversitelerde büyük bir eğitim farklılığı var. Bunların verdiği eğitimin bir şekilde standardize edilmesi lazım. Bu yapılırken de muhakkak dünyanın gelişmiş olan ülkelerindeki üniversitelerin örnek alınması lazım.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
İyi olduğunu düşünüyorum. Çünkü aşağı yukarı 1984 yılında beri eğitim veriyorum. Bugüne kadar beni her zaman bir hoca, bir eğitici, bir ağabey olarak sevmişler saymışlardır. Ben de onlara her zaman kendi çocuklarım gibi iyi yetişmeleri için hem kültür açısından, hem mesleki açıdan elimden geleni yapmaya çalıştım.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Türkiye şartlarında ulaştığımı düşünüyorum. Akademik kariyer açısından, bilimsel açıdan, sosyal açıdan mesleğimi uluslararası platformda temsil ettim. Hâlen de temsil etmekteyim.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Bizim mesleğimizde toplumun her kesiminden, her türlü kültüre, örf ve adete sahip insanlarla karşılaşıyoruz. Benim hayatımda unutmayacağım anılardan bir tanesi şöyle. Bir gün bir yakım vasıtasıyla biri telefon etti. Bir ilden diğer bir ile giderken trafik kazası geçiriyorlar. Arabanın içerisinde 5 kişiler. Dördü vefat ediyor sadece birisi kurtuluyor. Kendisini o ilde bir hastaneye götürüyorlar ve iki buçuk ay yoğun bakımda yatıyor. Bir sürü ameliyat geçiriyor ancak bu arada kalçasında da kırık var. O ilde bu kırık tedavi edilemeyeceği için beni arıyorlar. Ben de Ankara’ya gelmelerini istedim. Gerekli hazırlıkları yaptık ve hasta Ankara’ya geldi. Kaynamamış iki, iki buçuk aylık bir kalça kırığı var. Filmleri çekildi, tahlilleri yapıldı ve hastaya uygulanacak olan malzemeler temin edildi. Hastayı ameliyata aldık. Ameliyat oldukça başarılı oldu.
Hastayı uzun süre yattığı için ameliyattan sonra ikinci gün ayağa kaldırmak, bir an evvel mobilize etmek istedim. Hasta kendini iyi hissetmediğini söyledi. İlaçlarını verdik ve bugün kalsın yarın kaldırırız dedik. Ertesi gün yine kendini iyi hissetmediğini söyledi. Bunun üzerine tekrar tahlillerinin yapılmasını istedim. Bu arada da renginde bir sarılık başladı. Hasta kaza geçirdiği zaman kaldırıldığı hastanede birçok ameliyat olmuş ve ameliyatlarda hastaya 10 şişe 15 şişe kan transvizyonu yapılmış. Tabii bu kan transvizyonlarında da hasta hepatitin o zaman tespit edilemeyen, filtre edilemeye sup guruplarından birini, bizim fulminant hepatit dediğimiz hastalığı kapmış. Dolayısıyla hemen intaniye, gastroenterolojiye gerekli her türlü konsültasyonlar yapıldı ve hepsi dediler ki, bu fulminant hepatit dediğimiz öldürücü hepatit. Bu tespitten birkaç gün sonra ben yurt dışına gittim. Tabii ekibimiz hastaya bakıyor. Bir hafta kadar yurt dışında toplantıda kaldım. Eve döndüğümde oğlum bana “Sakın hastaneye gitme” dedi. Nedenini sordum. Her akşam telefon geldiğini, “Cana can babanızı öldüreceğiz” dediklerini öğrendim. Durumu gerekli adli makamlara bildirdim ve bu şekilde tehdit edenler için gereği yapıldı. Bu da bizim mesleğimizin enteresan taraflarından biri. İnsanlar Allah’ın verdiği canı elinde imkan olmasa bile doktorların verebileceğini düşünüyorlar.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Göstermeye çalışıyoruz ama doktorluk mesleğinde vaktinizin büyük bir kısmını insanlara ayırıyorsunuz. Sizin sosyal hayatınızda önemli bir işiniz de olsa bir saat, iki saat geç kaldığınızda “Bana randevu verilmişti, ameliyatım vardı, neredeydi, niye gelmedi” diye ortalık yıkılıyor. Bence hekimlik mesleğinin en kötü tarafı doktorlar için bu. Daima, 24 saat özverili olmanız gerekiyor. Kendimize vakit ayırmaya çalışıyoruz ama ne derece bilemiyorum.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Ben vakit buldukça spor yapmaya uğraşıyorum. Çünkü bütün hayatımda hekimlik mesleğimin dışında spor da benim ikinci mesleğim oldu. Spor olarak bir süre atletizm yaptım. Arkasından basketbol oynadım ve yönetici olarak yıllarca Türkiye Halter Federasyonunda, arkasından da yine Türkiye ve Dünya Boks Federasyonlarında görev yaptım. Boş vakitlerimde kendime ait yaptığım en önemli yatırım spor yapmam. Onun dışında da uluslararası platformda spor yöneticiliği yapıyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Mesleki yaşamımızda hep söylediğim gibi, bizim uğraştığımız saha insan sağlığı. Tamir edilmesi en güç olan nesnelerden biri. Maalesef Türkiye’deki insanların bir kısmının da eğitim düzeyi belli bir seviyenin altında olduğu için sizden bir Tanrı gibi, yaralanmış veya bozulmuş bir şeyin tekrar hiç bir şey olmamış hale getirmenizi istiyorlar. Tabii cerrah olarak her zaman başarıya ulaşmak gibi bir şansımız da yok. Bizim elimizde olan kriterler var, olmayan kriterler var. Bazen elimizde olmayan kriterlerden dolayı hasta hayatını kaybedebiliyor veya kalıcı ya da geçici sakatlıklar olabiliyor. İşte o zaman keşke bu olmasaydı diyoruz.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Ayırmaya çalışıyorum ama şunu söyleyeyim. Hekimler birebir insanların sorunlarını dinlemekten ve sorunlarına çözüm yolu bulmaktan fiziksel ve ruhsal yönden o kadar yoruluyoruz ki eve gittiğimiz zaman eşimizin, çocuklarımızın veya annemizin, babamızın sorunlarına yeterince eğilemiyoruz.

Teşekkürler.

02/06/2008
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer