AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ercüment Ege
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercüment Ege

07 Haziran 2009, Pazar

Prof. Dr. Ercüment Ege
Akademisyen kendisiyle barışık olmalı, etrafını objektif görebilmeli, öğrenci ve asistanlarıyla çok iyi bir ilişki kurabilmeli, kendini sevdirmeli ve parayla pulla pek ilişkili olmamalıdır.

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercüment Ege


Mete Generaloğlu/Ankara
Öz geçmişinizi anlatır mısınız?
1947 ızmir doğumluyum. 1971 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. Önce Antalya Hükümet Tabibi, sonra yedek subay olarak ızmir"de ıstihkâm Okulu doktorluğu yaptım. 1974 yılında Süreyya Paşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Merkezinde ihtisasa başladım. 1980 yılında uzman olarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalında göreve başladım. 1983'de Yardımcı Doçent, 1988'de Doçent, 1993'te Profesör oldum. Halen Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görev yapmaktayım. Evli 3 çocuk babasıyım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir?
İlkokul ve ortaokul yıllarında ızmir valisi olmak isterdim. Sonra bu değişti. On beş yaşından beri hep doktor olmak istedim. Üniversite girişinde ilk üç sırada tıbbiye tercihi yaptım. Yani bu mesleği bilinçli seçtim. Bunda rahmetli babamın ve yengemin katkısı olmuştur. Belki şimdi de vardır, incelemedim ama o zamanlar, 60'lı yıllarda büyük semtlerde kütüphaneler vardı. Üye olup kitapları ücretsiz okuyabiliyordunuz. Ben Ankara Yenimahalle'de oturuyordum. Yengem beni kütüphaneye üye yapmıştı. Ortaokul ve lise yıllarında çok kitap okudum. Ama en çok Cronin okudum (Bilirsiniz o doktordur). Herhalde ondan çok etkilendim. Günceldi, kasabada zorluklarla doktorluk yapıyordu. Tıp mesleği toplum içinde çok saygın yeri olan bir meslektir. Halkımız doktorlara çok hürmet eder. Mesleğimden çok memnunum.

Sizce işinizin en zor kısmı nedir?
Türkiye'de doktorluk yapmak hem zor hem kolaydır. Kaderci ve tevekküllü bir millete mensubuz. Bazı şeyleri olduğu gibi kabul ediyor, araştırmak istemiyoruz. Eksiklerimizi göremiyoruz. Hocalık ise çok daha farklı bir şey. Okumak, öğrenmek ve öğretmek zorundasınız. Bilgiyi doğru yerden almak ve aktarmak mecburiyetindesiniz. Bu işlemleri yaparken kendinizden çok fedakârlık yapmak sorundasınız. Herkes sizden hizmet bekliyor. Bu ara siz de eğitim için zaman bulmaya çalışıyorsunuz. Eskiden bilgiye ulaşmak da çok zordu. Tezimi yazmak için Hacettepe Üniversitesi kütüphanesinde kaynak aramak zorunda kalmıştım. ıstanbul'dan Ankara'ya gidip 2-3 gün orada kalmıştım. Şimdi internetten kolayca ulaşılabiliyor. Bu iyi bir gelişme. Geniş kuşaklar bu konuda bizden çok daha şanslılar. Hocalık yaparken aynı zamanda rutin işlerle de uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Bu da eğitimde eksikliklere neden olabilecek bir durumdur. Bir de lisan eğitiminin yeterli düzeyde olmadığını ve hâlâ sorun olmaya devam ettiğini düşünüyorum Asistanlar bu nedenle literatür takip etmekte zorlanıyorlar. Bunu da akademisyenlerin zorlukları olarak değerlendirebiliriz.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyen kendisiyle barışık olmalı, etrafını objektif görebilmeli, öğrenci ve asistanlarıyla çok iyi bir ilişki kurabilmeli, kendini sevdirmeli ve parayla pulla pek ilişkili olmamalıdır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Rahmetli hocam Prof. Dr. Orhan Öger en çok örnek aldığım kişidir. Süreyya Paşa'da asistanken onun bizlerle ilgilenmesini, kaynaşmasını, eğitmesini, tıbbi ve tıp dışı her konuda yardımcı olması beni çok etkilemişti. Sanırım ben de onun gibi olmak istedim. Asistanlarla, talebelerle sıcak bir ilişki kurmayı yeğ tuttum. Bir de Üniversitedeki Hocam Prof. Dr. Nihat Özyardımcı'nın disiplin ve iş ahlakı beni çok etkilemiştir.

Türkiye'deki sağlık sorununu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok zor bir soru sordunuz. Her gün yeni bir açılımla karşı karşıyayız. Tam gün, tam gün değil, aile hekimliği, SGK gibi. Hastaneler hastalardan geçilmiyor. Ne doktorlar ne de hastalar memnun. Yardımcı personel herkesten çok mutsuz. Çözümsüzlük mevcut. Devletin bu konuda "yap-boz"dan ziyade çok daha detaylı projelerle bu konuya eğilmesi, çözüm araması lazım. Sağlık hizmeti alırken belli bir bedelin ödenmesi gerekli. Bu konuda hizmet veren işçilerin ücretleri hiç iyi durumda değil. Bu da kişileri çok mutsuz yapıyor.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Kongre ve incelemeler haricinde yurt dışında bir eğitim almadım. Geçmişte şartlar daha zordu. ılişkiler kolay kurulmuyordu. Bir de yetiştiğimiz yer önemli. Eğer bir bağlantı kurulmuşsa bu diğer kişiler için de devam ediyor. Bizim klinikte bu bağlantı geç kuruldu. Gençler bu konuda daha şanslı duruma geldiler. Bizler de onları teşvik ediyor, yurt dışına gönderme olanaklarını zorluyoruz.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Şartlar ne kadar zorlasa da Türkiye'de kalmaktan memnunum. Sağlığın parayla satılmayacağına inanan bir kişiyim. Halka hizmetin hakka hizmet olacağına inanıyorum. Hiç muayenehane açmadım. Devletin halkının sağlığını korumakla mükellef olduğumu düşünüyorum. Halkımı ve vatanımı seviyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Çeşitli dergilerde yayımlanmış 15'i yurt dışı 130 kadar yayınım mevcuttur.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Otuz beş yıllık bir üniversitemiz var. Genç olmakla birlikte çok önemli işlere imza atmıştır. Türkiye'de ilk kez tüm üniteleriyle JCI tarafından akredite olan tıp fakültesi hastanesi bu üniversitedir. Yine 1975 yılında kurulan Ana Bilim Dalımızda yıllar içinde çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Göğüs hastalıkları alanında Türkiye'de ne yapılıyorsa hepsi kliniğimizde yapılmaktadır. Her 5 yılda bir Bursa'da bilimsel kongre düzenlenmekte bilgi alışverişinde bulunulmaktadır. 2010 yılında 4'üncüsünü yapacağımız 35'inci Yıl Akciğer Günleri Kongresi'ne, yurt içi ve yurt dışından değerli bilim adamları konuşmacı olarak davet edilecek ve katılımcılarla karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulacaktır.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Onun yerinde olmayı hiç istemezdim çok zor bir görev olduğunu düşünüyorum. Şu anda YÖK'te bir belirsizlik mevcut. Öğretim üyelerine getirilmek istenen rotasyon sisteminin nasıl oluşacağı hakkında yeterli bir bilgi mevcut değil. Rotasyonların hangi esaslar dahilinde yapılacağı da meçhul. Bu da öğretim üyelerini tedirgin etmektedir. Ayrıca üniversitelerde kadro sorunu da mevcuttur. Mevcut sistemle üniversitelerdeki akademisyen açığı artmakta, buna karşı akademisyenlerden daha çok bilgi üretmeleri istenmektedir. Sistemdeki bu belirsizlik üniversitelerde akademisyen olarak kalmak isteyen genç meslektaşlarımızı zor durumda bırakmaktadır. Ücret eşitsizliği had safhada olup, bu durum da çalışanların performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Devletin üniversiteleri eğitim ve hizmet bakımından kontrol etmesi tabiatıyla gereklidir. Ancak bu kadar katı tutum içinde olması gerektiğine inanmamaktayım. Eğer başkan olsaydım üniversiteleri çok daha özerk bir yapıya kavuşturmaya gayret ederdim. Eğitimi nitelik ve nicelik bakımından çok daha ilerisine götürmeye, öğretim üye ve yardımcılarının maddi ve manevi açıdan çok daha iyi şartlar altında çalışmalarını sağlamak isterdim.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Daha iyisi olabilirdi. Ben meslek hayatımda Ana Bilim Dalı Başkanlığı, Başhekim Yardımcılığı ve Başhekimlik yaptım Halen Ana Bilim Dalı Başkanlığını sürdürmekteyim. Ancak zaman henüz bitmedi. Belki son 5 yıl içinde bir açılım yapabilirim.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatabilir misiniz?
Hastalarla ilgili birçok izlenim olabilir. Ama benim iletmek istediğim izlenimim doktorla ilgili. Çömez asistan olarak Süreyya Paşa'da göreve başlamıştım. Kıdemli asistan anamnez alıyor, ben de izliyorum. Hastaya soruyor öksürük var mı? Balgam var mı? Kan tükürüyor musun? vb. Hasta var diyor, yok diyor. Asistan 2'inci sayfaya geçiyor. Başka sorular sorarken hastanın birden aklına geliyor "Doktor bey 3 gün önce kan tükürdüm" diyor. Kıdemli asistan duruyor ve "geçti diyor" o soru ilk sayfadaydı. Dondum kaldım. Asla o doktor gibi olmamaya yemin ettim. Sonra o da yurt dışına gitti zaten.

Kendi sağlığınıza dikkat ediyor musunuz?
Çalışıyorum, yazın yüzüyor ve bisiklete biniyorum. Altınova'da yazlığımız var. Gayret gösteriyorum ama her yıl biraz daha kilo alıyorum.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Gençken iyi bir topçuydum. Pinpon ve voleybol da oynardım, son zamanlarda bunları bıraktım uzun zaman sığ su dalgıçlığı yaptım amatörce. Şnorkel maske ve zıpkınla 5-10 metre arası dalardım, ancak geçen sene Ayvalık'ta tüple daldım. Keşke yıllar önce dalsaymışım. Çok muhteşem bambaşka bir dünya içine giriyorsunuz. Ama onun da önemli meselesi var kilo, ben şu anda 10 kilo ağırlıkla dalıyorum. Zayıflamam gerektiğini de biliyor ve gayret ediyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Olmaz olur mu, ama her şeye rağmen hayat güzel.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Sanırım. Yeterince ilgilenmeye gayret gösteriyorum. Tabi çocuklar küçükken daha bir ilgi ve alaka gösteriyordum.

Teşekkürler.
08/06/2009
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)