AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Erdoğan Sözüer
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Sözüer

19 Mart 2012, Pazartesi

Prof. Dr.  Erdoğan Sözüer

Bir hoca, kendinden daha ileri seviyede birilerini yetiştirerek bilim dünyasına adeta miras bırakmalıdır.

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1956 Rize doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi İstanbul’da tamamladıktan sonra, 1974 yılında girdiğim İstanbul Üniversitesi  İstanbul Tıp Fakültesini 1980 yılında bitirdim. Genel cerrahi ihtisasımı Erciyes Üniversitesi  Tıp Fakültesinde yaparak,  1986 yılında genel cerrahi uzmanı oldum. Mecburi hizmetimi Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve Şişli Etfal Hastanesi II. Cerrahi Kliniğinde tamamladım. 1989 yılında Erciyes Üniversitesi  Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniğinde yardımcı doçent olarak göreve başladım. 1991  yılında doçent olduktan sonra 1991-1992 yılları arasında İngiltere’de laparoskopik-endoskopik cerrahi ve hepatobiliyer cerrahi üzerinde çalıştım. Kliniğime döndükten sonra laparoskopik cerrahi ve hepatopankreatobiliyer cerrahi ile  biraz daha yakından ilgilenmeye başladım. 1994 yılında kliniğimizde böbrek transplantasyonu programını başlattık. O tarihten 2009 yılına kadar kliniğimizde yapılan tüm böbrek nakli ameliyatlarında yer aldım. Kliniğimizde 2004 yılında Akademik Kurul kararı ile spesifik çalışma grupları belirlendikten sonra 8 yıldır Gastrointestinal Cerrahi ekibinde çalışmaktayım.

1995 yılında Fakültemiz bünyesinde kurulan Acil Tıp Ana Bilim Dalı  Başkanlığına atandım. Acil Tıp Ana Bilim Dalının gelişim sürecindeki tüm aşamalarda 11 yıl ana bilim dalı başkanı olarak aktif şekilde  yer aldım, 1997 yılında  profesörlük kadrosuna atandım.

2005 yılından beri Sağlık Bakanlığı ve Ulusal Travma Derneğinin  pratisyen doktorlara yönelik beraber yürüttüğü ülke genelindeki  Travma Resüsitasyon Kursu (TRK) Kayseri bölgesi (Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir) sorumluluğunu yıllardır sürdürmekteyim. 

Halen mensubu olmaktan onur duyduğum Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olarak akademik çalışmalarımı yürütmekteyim. Evli ve üç çocuk babasıyım.                                                                                                                                                                  

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

İlkokula gittiğim  zamanlardan beri doktor olmak istemiştim. Ortaokul ve liseyi  İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin tam karşısındaki Davutpaşa Lisesinde okudum. O zaman sıkıntılı hastaları ve yakınlarını görüp üzülürdüm. Böylece içimdeki doktor olma isteği daha da güçlendi. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde okurken de genel cerrahideki asistan doktorların zor ve hareketli çalışma şartları yaşam kurtarma üzerinde etkili olan müdahaleleri beni etkiledi. O dönemde genel cerrah olmaya karar verdim ve “Ben de ileride  böyle olacağım” dedim, ondan sonraki tüm hayatımı ona göre düzenledim. Erciyes  Üniversitesi Tıp Fakültesinde asistanlık yaparken, doçentliğe hazırlanan hocalarımın deneysel çalışmalarına yardım ederken bir konu üzerinde araştırma yapmanın, bilimsel yazı yazmanın çok önemli ve zevkli bir uğraş olduğunu farkettim. O yıllarda da akademisyen olmaya karar verdim. Akademik serüvenimiz böyle başladı.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Devamlı tetikte ve uyanık olmak. Devamlı kendini yenilemek durumunda olmak. Devamlı sıkıntılı, problemli, zor durumda olan kişilerle uğraşmak. Her ameliyatta kendini yeniden ispat zorunda olmak. Kendine ve ailene zaman ayıramamak.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyenin bence üç esas yönü olmalıdır.

Öğrencilik yönü: Devamlı şekilde yeni bilgiler peşinde koşan, öğrenme heveslisi olan, öğrendiklerini pratik hayata geçirmeye çalışan bir öğrenci olmalıdır.

Öğreticilik yönü: Bildiklerini paylaşacak ve kendinden sonra gelenlere öğretecek. Bir hoca kendinden daha ileri seviyede birilerini yetiştirerek bilim dünyasına adeta miras bırakmalıdır.

Model olma yönü: Davranışları, yaşantısı, dünya görüşü, olaylara karşı tavırları ile öğrencilerine, çevresine örnek olmalıdır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri  var mı?

Bire bir birini örnek almaktan ziyade beraber çalıştığım hocalarımdan, tüm meslektaşlarımdan bir şeyler öğrenme gayreti içinde oldum. Böylece zaman içinde kendi çizgimi çizmeye çalıştım. Bu şekilde pek çok örneğin iyi taraflarını alarak daha üst düzey bir akademisyen olabileceğimi düşündüm.  Ancak bu günlere gelmemde büyük katkısı olan, bana önce tıp mesleğini, sonra da cerrahi sanatını  öğreten tüm hocalarımı saygıyla anıyorum, minnettar olduğumu ifade etmek istiyorum.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son yıllarda pek çok değişiklik oldu. Bunların bazılarının iyi olduğu kanaatindeyim. Ancak bazı uygulamaların özellikle üniversite hastanelerini ve öğretim üyelerini zor durumda bıraktığını düşünüyorum.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Evet  1991-1992 yılları arasında Londra’da “Royal Free Hospital”, “St.Bartholomew’s Hospital” ve “St.Mary’s Hospital”de çalıştım.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Evet.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt içi dergilerde yayımlanmış 211 ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış 56 bilimsel makalede (toplam 267) yer aldım. Ayrıca yurt içi kongrelerde tebliğ edilmiş 266, yurt dışı kongrelerde tebliğ edilmiş 98 bilimsel çalışmam (toplam 364) vardır. 

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Yazılı bir eser meydana getirmek gerçekten zor. Bunu bastırmak, dağıtımını yapmak  başlı başına bir iş. Bu nedenle üniversite bünyesinde kitap yazma, dergi çıkarma gayreti içindeki hocalara bu konuda yardımcı olabilecek bir birimin olması gerektiği kanaatindeyim.

 

YÖK başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Üniversiteleri her söyleneni yapan veya yapmak zorunda bırakılan müesseseler şeklinde yönetmezdim. Üniversite idarecilerini daha fazla dinleyerek, eleştirilerini ve önerilerini dikkate alarak, mümkün olduğunca iç işlerine karışmadan koordinatör, sıkıntı giderici, ufuk açıcı, geliştirici bir fonksiyon görmeye çalışırdım.

Bence çok önemli bir konu da şudur. Üniversite öğretim elemanlarının yükselebilme ümidi olmalıdır. Ne demek istiyorum? Yıllardır üst düzeyde performans göstermiş bir öğretim üyesi mevcut konumundan daha iyi bir üniversiteye geçebilmelidir. Tabii bunun tam tersi de olmalıdır. Yani bir tarafta yükselebilme, daha iyi konuma gelebilme ümidi, diğer tarafta mevcut durumunu kaybetme kaygısı olmalıdır ki sistem durağanlığından kurtulsun. Aksi halde ‘Ben ne yaparsam yapayım, sonuç aynı olacak, değişen bir şey yok’ mantığı  gelişiyor ve öğretim elemanı mevcut pozisyonunda patinaj yapmaya başlıyor. Bunun için iyi hazırlanmış bir sözleşme protokolü çözüm olabilir.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Kısmen evet, ama halen pek çok eksiğimin olduğunu, yapmam gereken ve öğrenmem gereken pek çok şeyin olduğunu düşünüyorum.  Ancak zamanımın buna yetmeyeceğini de görüyorum.    

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

1980’den 2012’ye kadar geçen sürede pek çok enteresan, ilginç, duygusal olaylar yaşadık.

Uzun yıllar önce kliniğimizde ilk böbrek naklini yaptığımız ameliyatta böbreğin fonksiyone olduğunu gösteren idrar akımını gördüğümüzde ekibin sevincini ve heyecanını hâlâ unutamıyorum.

Bir başka komik anımı da paylaşmak isterim. Ameliyata girmek üzere asistanlarla ameliyathane kapısından geçerken  hasta sahibi hanımefendi yanıma gelerek  “Hocam ben de sizinle ameliyata girip  babamın ameliyatını seyretmek istiyorum” diye ricada bulundu.  Ben ‘Tabii ki, ancak daha önce ameliyat seyreden bazı hasta sahipleri gece rüyalarında organları görüyorlar, kabus içinde nefes darlığı ile uyanıyorlar. Buyurun gelin içeri girelim, sizi giyindirelim”  diye cevap verdim. Bunun üzerine  kadının yüz ifadesi hemen değişti “Ben de zaten astım hastasıyım” diyerek koşarak yanımızdan ayrıldı. Kapıdan ameliyathane tarafına geçtikten sonra ekip gülmekten kırıldı.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Maalesef pek çok hekim gibi ben de kendi sağlığıma yeterli özeni gösteremiyorum. 

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Küçük yaşlardan beri futbolun içinde oldum. Amatör futbol oynadım, idarecilik yaptım. Son 10 yıldır tenis oynuyorum.

Öğrencilik yıllarımda İstanbul Üniversitesi Klasik Türk Musikisi korosunda yer almıştım. Cerrahiye girdikten sonra pek çok hobimiz gibi bunu da rafa kaldırmamız gerekti. Ancak son zamanlarda Kayseri Tabip Odası Türk Sanat Müziği korosuna devam ederek hem bir miktar nostalji yaşıyor hem de ruhumu dinlendirmeye çalışıyorum.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

“Keşke” nin bir işe yaramadığını bilmemize rağmen çoğumuz gibi benim de keşkelerim oldu. Aceleci, tez canlı bir yapıya sahibim. Genellikle önemli konularda acele ederek verdiğim bazı kararlarda daha sonra yanıldığımı gördüm. Mümkün olduğunca hep ileriye bakmaya çalıştım ama geriye şöyle bir bakınca pek çok hata yaptığımı görüyorum, özellikle 20’li yaşlarda. Bu yaşlarda yapılan hataların insanın bütün ömrünü etkilediğini daha sonra yaşayarak anladım. 

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Maalesef  cerrahi, ne ailenize ne de hobilerinize müsaade edecek vakti vermiyor. Bu nedenle çocuklarımın nasıl büyüdüklerini fark edemedim. Eşime, çocuklarıma, yakın aile çevreme maalesef olması gereken ilgi ve alakayı gösteremedim.

 

Teşekkürler.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer