AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ertuğrul Hasbi Aydemir
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Hasbi Aydemir

01 Nisan 2012, Pazar

Prof. Dr. Ertuğrul Hasbi Aydemir

Bir akademisyen her şeyden önce  soru sorabilen, olayların nedenlerini araştıran bir yapıda olmalıdır.

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

05 Ağustos 1949 İstanbul doğumluyum, yani Aslan burcuyum ve dört kardeşin de en küçüğüyüm. Antalya’nın yaylalarından Bozova nahiyesi  köklerimizin bağlı olduğu yerdir. Burada başlayan  “Bir hamamda iki çıplak” köy ailesi  macerası, senaryo yapsanız “Hadi yahu, bu kadar da olmaz” denecek bir seyirle 1943 yılında İstanbul’a kadar uzanmış. İlkokulu Şişli 19 Mayıs İlkokulunda, ortaokulu Şişli Ortaokulunda, liseyi de Atatürk Erkek Lisesinde (Beyoğlu) okuduktan sonra, ben tiyatro sanatçısı olmak isterken, adam gibi bir meslek sahibi olmam için yapılan ısrarlara dayanamayıp, 1966 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesine  girdim.

1972 yılında bitirdiğim okulumun cadde üzerindeki tarihi binalarında dermatoloji ihtisası yapmak idealimdi (Öğretim üyeliği aklımın ucunda yoktu, ben hocaları boynuzlu, kulaklı garip yaratıklar sanır, normal insanoğlundan, hele garibanından öğretim üyesi olabileceğini hiç düşünmezdim). Samsun + Sarıkamış (toplam 18 ay) olarak tamamladığım askerlik görevimden sonra o tarihi binalarda kadro olmadığı için önümde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yolları açıldı. 1974 yılında  Cerrahpaşa’ya asistan olarak girişim yaşantımın yönünü değiştirdi. Bugün halen Cerrahpaşa’dayım ve öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Bu görev bana hekimliğin olduğu kadar, eğitimciliğin de ne kadar keyifli ve haz veren bir uğraş olduğunu gösterdi. On beş yıldır da muayenehaneciliği birlikte sürdürmekteyim. Öğretim üyeliği görevimin en güzel yanlarından biri de, bana bol bol konferanslar verdirerek, içimde kalan sahne özlemimi gidermeye yardımcı olmasıdır (sahnem iyidir!).

1976 yılında hastane yollarında tanıştığım Aysel Aydemir (kimya mühendisi) ile evlendim. 1978’de büyük oğlum Ozan, 1984’te küçük oğlum Ahmet ve 2011 yılında da torunum Nil’e (Ozan’ın ve gelinim Elif’in kızı, o da Aslan burcu) kavuştuk. Bu arada asistanlığımın ilk yıllarından beri etkinliklerinden çok yararlandığım ülkemizin en eski ve köklü dermatoloji derneği olan Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneğinin de (Kuruluş 1930) sırasıyla saymanlık, genel sekreterlik görevlerinde bulundum,  halen de başkanlık görevini onurla sürdürmekteyim.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Başka meslekleri kendime çok uygun bulmadığımdan ve biraz da ailemin isteği üzerine tıp mesleğini seçtim (bu bir itiraftır). Bugünkü bilincim olsaydı her şeye rağmen tüm şıklara tıp seçenekleri yazardım. Gerek hekimlik gerekse de öğretim üyeliğinden çok memnunum, bütün sıkıntılarına, gerginliklerine değecek doyumu aldığım, kendimi çok mutlu ve huzurlu hissettiğim meslekler.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

İnsanların sizden sürekli olarak aşırı beklentilerinin olması.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Gerek eğitimcilik ve gerekse hekimlik insan sevgisi, saygı ve özveri olmaksızın yapılamayacak mesleklerdir, bunlar olmadan yapanlarınki de hiçbir işe yaramaz.  Bir akademisyen her şeyden önce soru sorabilen (toplumumuzun en büyük eksiği!), olayların nedenlerini araştıran bir yapıda olmalı. Eğitmek ve öğretmekten bıkmamalı, zevk almalı, güler yüzlü olmalı, iyi konuşmalı, sahnesi iyi olmalı, iletişimi iyi olmalı, giyimi-kuşamı, yemesi-içmesi, duruşu, gülüşü, konuşmasıyla örnek olmalı.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Öğrenciliğimde Prof. Dr. Ahmet Murat, daha sonra Prof. Dr. Faruk Nemlioğlu ve Prof. Dr. Nevzat Öke.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlıksız!

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Hayır.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Yurt dışında değil ama, yurt dışı koşullarında evet!

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

150 kadar (Sözlü sunumlar dışında) yayınım var.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

O günün koşullarında ne gerekiyorsa onu yaparız. Yükselme ve kadro alma için gerektiği kadar yayın yaparız. İlk asistanlık yıllarımda dış yayın aranmazdı, kimse de dış yayın yapmazdı. Bugün zorunluluk var, herkes dış yayın yapıyor. Genel olarak gördüğüm; bir fikir, bir soru işareti doğduğu için değil, elimizde hazır bir madde, malzeme veya bir  alet bulunduğu için, bununla ne yapılabilir diye düşünerek çalışma yaparız. Başka ülkelerde az görülen hastalıklardan demetler yaparak çalışmalar yaparız.

Çalışmacılara özgürce düşünme ve fikir söyleme şansı tanınmalı, maddi araştırma imkânları desteklenmeli, etik kurullar engelleyici değil, destekleyici olmalı.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

YÖK’ün ve rektörlüklerin yetkilerini kısıtlardım, tıp fakültelerinde bölüm başkanlıklarını kaldırırdım. Yardımcı doçentlik sistemini ve kadrosunu kaldırırdım. Doçentliğe başvurmak için en az iki yılı üniversitede geçecek şekilde uzmanlık veya doktoradan sonra 4 yıllık bir bekleme süresini zorunlu tutardım. Okulların ve öğrencilerin sayısını azaltır, eğitimin  kalitesini arttırırdım. Öğrenci ve asistanlardan eğiticiler hakkında geri bildirim alarak yıl sonu değerlendirmelerini ona göre yapardım.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Evet.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Asistanlık yıllarımda bir sabah işe geldiğimde (Hocalardan erken geldiğimi sandığım bir zamanda asistan odasının kapısına geldim ve lehçesi eksiksiz bir şekilde “Hagob’un yeri  burasıdır, he?” dedim (Agop Hocamın efsane olduğu zamanlar). Arkamdan Agop Hoca’nın sesi geldi “Burası, burasıdır ya!”

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Maalesef yeterli değil.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Fotoğraf çekerim, kitap okurum, Galatasaray maçlarını seyrederim, masa tenisi, bilardo oynarım, yeme-içmeyi, sohbeti severim, amatörce bazı koleksiyonlar yaparım.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Hayır.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Evet (Yani, sanırım ve umarım. Aslında onlara sormak gerek!).

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer