AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Halil İbrahim Ünalan.
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Ünalan.

30 Mayıs 2010, Pazar

Prof. Dr. Halil İbrahim Ünalan.
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Ünalan.

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?
1961 Balıkesir doğumluyum. Bekârım ve çocuğum yok. İlkokulu İstanbul Moda İlkokulunda okudum. Ortaokulu ve lise eğitimimi, Kadıköy Anadolu Lisesinde tamamlayarak İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesine girdim. Tıp fakültesinden 1986 yılında mezun oldum. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanlığımı 1986 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladım.

Daha sonra tekrar İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesine devamla doçentlik unvanımı 1998 yılında, profesörlük unvanımı ise 2005 yılında aldım. İlgi alanlarım nörolojik rehabilitasyon sağlıkta yaşam kalitesi.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Babam doktordu, halam, eniştem tıp profesörü idi, ablam diş hekimi profesör, bir yeğenim nörolog, bir yeğenim psikiyatrist… Meslekte genetik ile ilgili bilimsel çalışma var mı bilemiyorum. Bana kalırsa babam istediği için. Bence seçilebilecek en iyi mesleklerden biri ama herkese tavsiye edemem. Şu anda ben aşırı memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Doktor olarak: Çok isteyip de bir hastayı iyileştirememek. Bu durum benim gibi nörolojik rehabilitasyonla ilgilenenlerin önemli bir sorunu. Bizim amacımız tabii ki iyileştirmek, ama bu olası değilse rehabilite etmek. Burada rehabilitasyon ile iyileştirme arasındaki ince sınıra vurguda bulunmak gerekir. Rehabilitasyon kısaca hasta ya da özürlü bir kişinin fiziksel, mental, psikolojik, sosyal, mesleki ve daha birçok alanda yeterli bir duruma gelmesi için yapılan tedavileri içerir.

Ancak işimizin en zor tarafı, biz üstümüze düşeni yapsak da çevresel koşulların (başta mimari ve diğer engeller), toplum bilincinin yetersizliği gibi konuların sonuçları dolaylı ya da dolaysız olarak etkilemesidir. Hastalar ve aileler tam iyileşme isterler her zaman; bu beklentinin tarafımızdan makul düzeylere çekilmesi bence işimizin en zor taraflarından birisidir.

Akademisyen olarak: Aklım, bilgim, zekâm, birikimim ve yeteneğimin yeteceğini düşündüğüm halde bazı bilimsel çalışmaları gerçekleştirememek….Başka bir deyişle, gerek ekonomik gerekse yönetimsel açıdan tam olarak özgür olduğunu düşündüğüm bir ortamda çalışıyor olamamam.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyenin çalışma saati yoktur ve olmamalıdır; bu görev, meslek (bence meslek demek yanlış!) ve/veya aşk 24 saat her gün ve ömür boyu sürmelidir.

Bunun anlamı 24 saat çalışmak değildir; 24 saat bunu yaşamaktır. Bir bilim adamı yaşamının tamamını çok küçük bilimsel bir ayrıntıyı açığa çıkarmak için harcayabilir; sonunda kendisi hiçbir şey öğrenemeyebilir ve kazanmayabilir ama bir olasılık, o öldükten sonra onun çalışmaları insanlığa çok şey kazandırabilir.

Bu konuda söylenecek ve yazılacak çok şey var. Ancak sorunuza son söz; karşılık beklemeden bilime, insanlığa ve kendisini izleyen genç kuşağa katkıda bulunmak isteği, arzusu ve idealidir.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?
Branşımda Prof. Dr. Hasan Yazıcı, Doç. Dr. Müfit Akyüz ve Andrei Kraussikov'u çeşitli yönleriyle örnek aldığım isimler arasında sayabilirim.

Türkiye'deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu soru da yanıtlaması oldukça zor ve uzun sürebilecek bir soru. Bu konunun iki ana tarafı var: Hastalar ve sağlık emekçileri. Soru Türkiye'deki sağlık ortamı; yanıtın zorluğu bu konu ile ilgili koşulların yönetimlerce sürekli değişikliğe uğraması. Son durumu soruyorsanız büyük bir konsey kurup son istatistikleri incelememiz gerekir. Ben kendi deneyimlerime dayanarak birkaç örnek vereceğim. Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden birinin tıp fakültesinde engelliler için kolaylık sağlanmış tek bina fizik tedavi binası…Geçen hafta tansiyon ve kolesterol ilaçlarım için eczaneye ilaç parası ödemem gerekti (25 yıllık doktor, 3 yıl zorunlu hizmet ve devlet için çalıştığım onca yıla karşın…). Ben hem hasta hem de sağlık emekçisiyim. Hangi tarafın derdini anlatayım? İkisini de iyi biliyorum. Bu göreceli kısa söyleşide tüm dertlerimizi anlatmamız pek olası gözükmüyor ama bence en büyük sorun hastalarla doktorların karşı karşıya bırakılması… Ben kendimle karşı karşıya kaldım!
Bence bu en büyük tehlikedir!

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Doktorluğa ilk başladığımda sorulsa evet, şimdi sorulduğunda hayır.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Şu an itibariyle toplam 57 yayınım bulunmakta. Bunlardan 21'i yabancı dergilerde yayınlanmış durumda.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Ben ilk çalışmaya başladığımdan bu yana giderek ilerleyen, ancak hâlâ çok yol alması gereken bir kurum. Yine de son durum umut verici bence.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Bence YÖK kurumsallaşmayı başaramadı (ya da bu istenmedi). Zaman oldu YÖK'e topluca karşı çıkıldı, zaman oldu YÖK'e sarıldık. Başkana, siyasi yönetime göre tavrımız değişti. Bu olmamalıydı, ama oldu, çünkü kurumsallaşma gerçekleşmedi. O zaman siyasi otorite ve başkana göre tavırlar alındı. Bu konuda bizim akademisyen ve bilim adamı olarak hatalarımız bence daha az; hata YÖK ve onu kuranlarda. Tabii ki böyle büyük bir ülkede böyle devasa bir üniversite eğitimi belli bir koordinasyonu gerektirir. Ancak YÖK koordinasyonla yetinemedi… Daha fazlasını istedi. Koordinasyon yerini siyasi istismara bıraktı.

Bu, bana göre patolojik olan süreç, yönetimler değiştikçe el değiştirdi. Ama biz bir türlü esas patolojinin YÖK olduğunu kimselere kabul ettiremedik (ya da gücümüz buna yetmedi). Şimdi bu ülkede gerçekten bilimsel özgürlük olduğuna inanabilir miyiz? Ben inanmıyorum, çünkü bu benim yaşamımın bir parçası. İdari özerklik var mı? Hadi var diyelim, mali özerklik olmadan bu neye yarar? Benim aklıma gelen bu kadar proje varsa bu ülkedeki benden çok daha değerli birçok bilim adamının projeleri mali özerklik olmadan nasıl yaşama geçirilebilir? Bu durumda biz bilimsel olarak gerçekten özgür müyüz? Onun için Türkiye'nin patent vb istatistikleri tatmin edici olmaktan uzak kalıyor ve bu durumu en önce ve en başta bizi yönetenler dile getirip eleştiriyor. Gerçek bir bilim adamının beynini yönetebilecek herhangi bir güç olabilir mi? Zaman zaman yönetime gelenler niye bu ciddi sorunlarla ilgilenmek yerine TÜBİTAK, YÖK vb. kurumların yönetici kadroları ile daha fazla ilgilenirler? Türkiyemizin bilimsel alanda daha fazla gelişmesi en başta hangi kurumların görevidir? Kim bunun gerçekleşmesini istemez? Olacakların sorumlusu kimlerdir?

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Olanaklar elverdiğince evet diyeceğim, ancak bence gerçek yanıt hayır. Tüm meslektaşlarımı kastederek Türkiye'de büyük bir bilimsel potansiyel olduğuna inanıyorum. Ancak tam bir bilimsel özgürlük ve daha iyi yarınlar için bilimin siyaset etkisinden uzak tutulması gerektiğini düşünüyorum. Ve tabii ki eğitime ve bilime bütçeden ayrılacak katkıların yeterli olması gerek…

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Elimden geldiğince diyeceğim yine, ama hastalarım, yöneticilerim izin verdikçe, yani her şey yolunda giderse…

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
25 yıl önce klasik gitar dersleri almaya başladım. Son 2 yıla kadar aktif olarak klasik ve Flamenko gitar çaldım. Son 2-3 yıldır yeni ve bence muhteşem bir hobim oldu. Bu da model maket tren ve şehir. Şu anda evimde 11 metre karelik bir diaromam (maket masası) var, ölçütü 1/87. Üstünde bana ait bir şehir var; trenler, arabalar ve teleferikler elektrikle çalışıyor; her yer elektrikle aydınlatılmış durumda.

Sonuç olarak tıp fakültesini bitirip, tıp dışı uğraşısı olmayan kişi sayısı çok azdır.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Hayır.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Aileme çok fazla vakit ayırabildiğimi söyleyemem.

31/05/2010
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA