AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Hasan Özkan
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Özkan

27 Ocak 2008, Pazar

Prof. Dr. Hasan Özkan
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Özkan

“Akademisyen çok çalışmalı, meraklı olmalı”

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1960 yılında Konya ilinin Seydişehir ilçesinde doğmuşum. İlk ve orta öğrenimini Konya ili Kulu ilçesinde, lise öğrenimini ise burslu öğrenci olarak Ankara Atatürk Lisesinde tamamladım. 1977 yılında devlet bursu kazanarak Yüksek Kimya Mühendisliği Atom Teknolojisi öğrenimi için Almanya'ya gittim. Ancak içimdeki tıp mesleğine karşı dinmeyen sevgi yüzünden yurda geri dönerek 1978 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. 6 yıllık eğitimi tamamlayarak 1984 yılında mezun oldum.

SSK Adana Koşuyolu Dispanserinde 2 yıllık mecburi hizmetin ardından SB Ankara Hastanesinde 1986-1990 yılları arasında II. Dahiliye Kliniğinde iç hastalıkları asistanlığını, 1991-1993 yıllarında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalında gastroenteroloji üst ihtisasını tamamladım. 1993 yılında Japon Devleti Mombusho Bursu’nu kazanarak Japonya'da Chiba Üniversitesinde 2 yıl süreyle gastroenterolojide yeni teknolojiler, ERCP ve pankreatoskopi konularında çalışma ve araştırmalarda bulundum. 1995 yılında yurda dönüşümün ardından doçentliğe yükseltildim ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı öğretim üyeliğine atandım. Aynı klinikte 2001 yılında profesörlüğe yükseltilerek yeniden atandım.

Bu güne kadar birçok uluslararası ve yurt içi kongrede, kongre başkanlığı ve kongre sekreterliği yaptım. Bunun yanısıra mayıs 2006'da Gaziantep'te ''Günümüzde hepatitler'' ve Şubat 2007'de Bursa Uludağ'da ''Enine Boyuna Hepatit C'' konulu bölgesel toplantılar düzenledim.

6 Mayıs 2005'e Japonya Chiba Üniversitesi Bilim Ödülünü aldım. 16 Mayıs 2006’da Azerbaycan Tıp Üniversitesince Fahri Profesörlük diploması ve 9 Aralık 2007'de İran İslamik Azad Üniversitesince Fahri Profesörlük unvanları verildi. Halen Avrasya Gastroenteroloji Derneği Başkanı, Hepato-bilio-pankreatoloji Derneği Genel Sekreteriyim. 1978’de başlayan tıp hayatımı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji bilim dalında öğretim üyesi olarak sürdürmekteyim. Hedefim ve uğraşım Türkiye önderliğinde Avrasya coğrafi bölgesinde yeni bir uluslararası gastroenteroloji ve cerrahi bilimsel platformu oluşturmaktır. Üyesi bulunduğum bilimsel cemiyetler, Türk Gastroenteroloji Derneği, Hepato-Bilio-Pankreatoloji Derneği, Gastrointestinal Endoskopi Derneği, Viral Hepatitle Savaşım Derneği, Gastrointestinal Motilite Derneği, Türk Japon Üniversiteliler Derneği, Japan Gastroenterological Endoscopy Society, Azerbaijan Society of Gastroenterology, Euroasian Gastroenterological Association.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Tıp mesleğini seçtiğime son derece memnunum. Mesleğimde hayal ettiğim bütün şeyleri gerçekleştirdiğime inanıyorum. Çevremdeki insanların doktor olması beni yönlendirmiştir. Ama genel olarak insan sevgisi ve insana yardım temelinden kaynaklanıyor diyebilirim.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Aslında işimizin en zor tarafı şimdiki sağlık sistemi. Bugün hekimi koruyan hiçbir yasa yok. Hiçbir meslekte yaptığı işten dolayı kendi kendini sigorta ettirme mecburiyeti yoktur. Üniversiteler olsun diğer hastaneler olsun yokluklar içerisinde. Bir hastanın safra yolunda tümör var diyelim. Buna müdahale edilecek, inoperabıl ve stent takılacak. Stent yok, onu takacağımız aletler yok, yerine göre ilaç bile bulamıyoruz. Bir diğer konu da yardımcı eleman sıkıntısı. Burası üniversite hastanesi. Başasistan seviyesinde tek bir uzmanımız var. O da zaten rutin işlerin içerisinde boğulmuş durumda. Neredeyse operasyonu tek başınıza yapıyorsunuz. Bunlar en büyük zorluklar. Ayrıca bilimsel faaliyetlere, yurt dışındaki kongrelere katılmakta devletin hekimlerine hiçbir katkısı yok. Üniversitelerin hiçbir katkısı yok.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Önce ben bir hekimin taşıması gereken 6 temel vasfı açıklamak istiyorum. 1. Pozitif bir insan olmalı. 2. İnsancıl yani hümanist olmalı. 3. Dürüst olmalı. 4. Empatik olmalı. 5. Çalışkan olmalı. 6. Uyumlu biri olmalı yani kalbi ile dili bir olmalı. Bu hususları kendine şiar edinmiş bir hekim iyi bir akademisyen adayıdır bence. Akademisyen olmak çok zaman alıcı bir şey, bir profesör olmak ve belli bir tecrübe kazanmak için geçen süre 20-25 yıl. Bu süre içerisinde çeşitli basamaklardan geçiyorsunuz. Bir kere akademisyen çok çalışmalı, meraklı olmalı. Bazı konularda şüpheci olmalı. Çünkü tüm yeni keşifler meraktan, şüpheden geçer. Akademisyen özverili ve fedakar bir yapıya sahip olmalı. Bir akademisyenin yurtdışı deneyimi mutlaka olmalı. Yurt içindeki bilimsel faaliyetlere de sürekli katılmalı. Bilgilerini paylaşmalı ve genç meslektaşlarına bilgilerini aktarmalıdır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Mutlaka kendime örnek aldığım yerli ve yabancı hocalarım var. Bunların arasında yabancılardan Japonya’dan Prof. Masao Ohto ve Prof. Hiromitsu Saisho beni en çok etkileyen bilim adamlarıdır. En beğendiğim yanları da son derecede alçak gönüllü olmalarıdır.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında sağlık konusunda son zamanlarda önemli merhaleler kat edildi. Bunlardan birisi bütün sağlık sistemlerinin birleştirilmesi. SSK’lının, memurun, Bağ-Kurlunun istediği hastaneye gidebilmesi ve bu konudaki bürokrasinin kaldırılması vatandaşlar için sağlık sektöründe yapılabilecek en güzel şeylerden biridir. Ancak, özel hastanelerle, özel tıp merkezleriyle, özel polikliniklerle devletin anlaşma yapması ve vatandaşların buralara gitmesini çok tasvip etmiyorum. Çünkü Türkiye’de henüz bu yerleri yeterince kontrol edecek bir sistem yok. Kaynak israfı ve çoğu zaman da kötüye kullanılıyor.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Hedefi, idealleri olan birisiyim. Yurt dışında Japonya Chiba Üniversitesi Tıp fakültesi Gastroenteroloji Kliniğinde eğitim aldım. Döndükten sonra her yıl Türkiye’deki bilimsel toplantılara Japonya’dan bir veya iki bilim adamının sponsorluğunu sağlayarak davet ettim. 6 yıl Avrasya Gastroenteroloji Derneğinin Genel Sekreterliğini yaptım. Son dört yıldır da Başkanlığını yapıyorum. Özellikle Türk Cumhuriyetleri ve Türkçe konuşan topluluklardan bilim adamlarını Türkiye’ye davet ederek, onlara bizim tıbbımızı öğretmeye çalışıyoruz. 1998 yılından bu yana başta TİKA, bazı ilaç firmaları ve bazı bilim insanlarının desteği ile çoğunluğunu da kendi imkanlarımızla olmak üzere 10 uluslararası kongre yaptık.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Bugüne kadar yaptığımız yurt içi ve dışı çalışmalar, Türkiye ile yurt dışı merkezleri arasında var olan bilimsel farklılıkların ortadan kalkması için, bilimsel anlamda eşitlik sağlamak için, Türkiye’nin tanıtılması için olmuştur. Türkiye’de böyle bir ortam bulamazsak yurt dışında çalışmayı düşünürdüm. Ama, şartları insanlar kendileri yaratır. Türk tıbbını dünya tıbbı ile eşit hale getirmek, belki ondan daha ileriye götürmek benim görevim olmalı diye düşünüyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt içi ve yurt dışında yayınlanan 178 makalem var. Bunlarla birlikte yayınlanmış 4 tane de kitabım var

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Üniversitemizde mali kaynak ve bilimsel projelerin desteklenmesi sıkıntısı var. Diğer devlet kurumlarında olduğu gibi yardımcı personel sıkıntısı var. Araştırmacı, uzman, asistan sıkıntımız var. Çok sıkıntılar var. Günümüzde üniversitelerde iş yapabilmek tamamen özveriye dayalı. Olmayan imkanları yaratmak peşindeyiz. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, -son düzenlemelerden kaynaklanıyor sanırım- gelir imkanları kısıtlandığı için, ekonomik sıkıntıya girdi diye düşünüyorum. Yeni üniteler açamıyoruz. Yeni ekipman, alet alamıyoruz. Projeler yapılamıyor. Bu da ister istemez bilimsel aktiviteleri engelliyor. Ancak şunu da söylemeliyim. Ankara Üniversitesi, Türkiye’nin ilk üniversitedir. Ankara Üniversitesinden hep önder hocalar, önder akademisyenler çıkmıştır.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Benim beklentilerim özgür, aykırı düşüncelere sözlere tahammül edilebilen, iş üretmek isteyen akademisyenleri destekleyen, herkese eşit çalışma ortamı sağlayan, düşüncelerinden dolayı yargılamayan bir YÖK sistemi istiyorum. Şimdiye kadar bir takım kısıtlamalar vardı. Öğretim üyelerinin hepsi muzdaripti.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
Türkiye’nin her üniversitesinde olduğu gibi YÖK Yasası’ndan kaynaklanan bazı sorunlar var. Bilim dallarında piramid tersine işliyor. Çoğu bölümde 10 profesör, 1 doçent var. Hiç yardımcı doçent yok, hiç uzman yok. Dolayısı ile bazen hizmet ve bilimsel işler aksayabiliyor. Bizim ünitemizde birlik ve beraberlik içerisinde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada çalışmalarımızın devam edeceğine inanıyorum. Çünkü huzur ortamı her zaman başarıyı getirir.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Gastroenteroloji Bölümünün hem dahili kısmı hem de cerrahi kısmı var. Endoskopik cerrahi kısmı bizlere tatmin edici imkanlar sağlıyor. Girişimsel endoskopi kısmında hem tanı hem tedavi yapıyoruz. Bu yöntemler mesleki tatmin sağlıyor. Dergi editörlüğüm var. Uluslararası bir derneğin başkanıyım. Yurt içi ve yurt dışında kongreler düzenliyorum. Üniversitede öğretim üyesi olarak öğrencilerle haşır neşir oluyorum. Sonuçta kendi adıma hekimlikten beklediğime kavuştum diyebilirim. Yaptığım işten mutluyum.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Burada genç hekimlere deneyim olması amacıyla 2 vaka hakkında anımı anlatmak istiyorum. 2000 yılında üniversitemizde çalışan bir kişi hasta olarak gelmişti. Genç 26 yaşında bir bayandı. Bana “Hocam bende rektal kanama var. Ne yapayım diye size geldim” dedi. Ben de bu önemli de olabilir, yaşın çok genç, aile öykünde yok, hemoroid gibi basit bir şeyden de olabilir ciddi bir hastalık da olabilir bakmak lazım dedim rektoskopi önerdim. Hasta çekindi ya da utandı herhalde ki bırakıp gitti. Yaklaşık 40 gün kadar sonra hasta geri geldi ve kabul ettiğini söyledi. Yapılan kolonoskopide rektum 12 cm’de kanser tespit ettik. Hasta opera oldu. Erken teşhis ettiğimiz için hastaya kemoterapi bile verilmeden taburcu oldu. Aradan sekiz yıl geçti. Hastanın hiçbir problemi yok. Evlendi ve çocuğu oldu.

Bunu şu anımı pekiştirmesi için anlattım. Başka bir hasta geldi hasta 60 yaşlarında bir kişiydi. Eşiyle birlikte umreye gitmiş. Orada rektal kanaması olmuş. Kafiledeki hekim arkadaşımız “Hava sıcak, sende de kabızlık var. Hemoroidden olmuştur, zorlamışsındır” demiş. Hastanın da bir daha 7 ay süreyle kanaması olmamış. Bu süre sonunda hastanın kanaması tekrarlıyor. İstanbul’da sağlık kuruluşlarına gidiyor. Hastada kolonda tümör olduğu ve karaciğere de metastaz yaptığı tespit ediliyor. Bu hasta bana tümöre bağlı tıkanma sarılığı nedeniyle geldi. Koledoğa stent taktık. Hasta 2 yıl yaşadı ve kaybedildi. Bu iki olgudan çıkaracağımız ders hekim arkadaşımız ilk karşılaştığı zaman kuşkulanıp bağırsak incelemesi için yönlendirseydi hastalık erken teşhis edilip ameliyat sonu şifa olabilirdi. Bir vaka geldiği zaman, her şeyin iyisini değil de, kötüsünün de olabileceğini, erken teşhis yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Elden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum. Bu sene başında bir karar aldım, dedim ki, bundan böyle sağlığıma daha fazla zaman ayırayım. Ben zaman fakiri biriyim. Muayenehanemde cumartesi günleri çalışmayayım, cumartesi ve pazar günleri spor yapayım, kendime zaman ayırayım evime 21:30’dan önce gidemiyorum dedim. Bu kararımın ardından bir hafta sonrası Sağlık Bakanlığı muayenehanelerin kapatılması yönünde açıklamalar yapmaya başladı. Böyle olunca ben de tam güne geçilinceye kadarki süre içerisinde daha önceki gibi yoğun biçimde çalışmaya devam kararı aldım.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Coğrafyayı, tarihi ve seyahati çok seviyorum. O nedenle tarih kitapları okurum. Özellikle Türk tarihini, Osmanlı, Selçuklu, Selçuklu öncesi tarihini ve coğrafyasını merak ediyorum. Uluslararası dernekçiliğimin temelinde de bu sevgi yatıyor sanırım. Mesela hedeflerim arasında şimdiye kadar ulaşamadığımız Moğolistan’ın başkenti Ulan Bator’da, Moskova’nın yaklaşık 100 km kuzeyinde Tataristan’ın başkenti Kazan’da, Makedonya’nın başkenti Üsküp’te, Kırım’da ve Saraybosna’da bir kongre yapmak var.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
İnsanların hayatlarında mutlaka keşke dediği olmuştur. Benim de keşke dediklerim oldu. Ama bu keşkeleri en az olan insanlardan birisiyim. Çünkü geriye dönüp baktığım zaman hayal ettiğim şeylerin pek çoğunu gerçekleştirdiğimi görüyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Zaman fakiri biri olarak yeterince kendime ve aileme zaman ayırdığım pek söylenemez zannederim. Ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.

Teşekkürler. 28/01/2008
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
1
1) satılmış pekasil (serbest)
11.06.2016 05:13:56
BEN KARABÜKTEN SATILMIŞ PEKASIL OLARAK HASAN HOCAM GERCEKTENDE MUTAVAZI YARDIMSEVER HASTALARINA KARŞI DAHA İSTEKLİ VEDE BRANŞINDADA ON NUMARA BİR HOCAMDIR BURADAN KENDİSİNE SAYGILARIMI SUNAR ELLERİNDEN ÖPERİM SAYGI DEĞER HOCAM
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer