AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. İlhan Satman
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi  Prof. Dr. İlhan Satman

24 Ekim 2010, Pazar

Prof. Dr. İlhan Satman

“Akademisyen konusunda uzman, güncel literatürü takip eden,bilimsel etiğe saygılı, kendisine ve insanlara karşı dürüst olmalıdır. Ayrıca her akademisyen, seviyeli olmak koşulu ile bilimsel rekabete de açık olmalıdır.”

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1955 Mardin doğumluyum. Altı çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum. İlkokula İstanbul’da başladım. Çapa İlkokulunda okudum. Beşinci yılın 2. döneminde taşınma nedeniyle Oruçgazi İlkokuluna nakille gelip mezun oldum. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım Fındıkzade ve Fatih’te geçti. Cibali Kız Lisesinden 1972 yılında mezun oldum.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Annem ve rahmetli babam çok istemesine ve hatta uzmanlık branşıma -kadın doğum veya çocuk hastalıkları- bile karar vermiş olmalarına rağmen liseden mezun olduğumda inatla tıp fakültesine gitmek istemedim. Kimya okumak istiyordum, fakat babam izin vermeyince ziraat fakültesinde karar kıldık, daha sonra Ankara’ya gitmeme de izin çıkmayınca orman fakültesine yazıldım. FKB’de 120 kişilik sınıfın tek kız öğrencisiydim, çok rahat bir yıl geçirdim. Fakat yıl sonundaki öğrenci olayları, o yıllarda kısıtlı ulaşım olanakları bulunan Bahçeköy’e gidecek olmam, ayrıca mesleğin çetin koşullarının farkına varmam nedeniyle tıp fakültesine gitmem koşulu ile babamla sulh yapıp tekrar üniversite sınavına başvurdum, dereceye girip İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesine başladım. Mesleği öğrendikçe insanlara yardımcı olmak hoşuma gitmeye başladı. Sonrasında da mesleği öğretmek, gençlerin yetişmesine önayak olmak ve araştırmalar yapmak düşüncesi akademisyenliği sevdirdi. Bu mesleği seçtiğim için memnunum.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Türkiye’de bir tıp fakültesinde çalışınca hem hasta bakıp hizmet sunuyorsunuz hem hekim yetiştiriyorsunuz hem de araştırma yapmak istiyorsunuz. İşin en zor tarafı da kısıtlı olanaklarla araştırma yapmaya çalışmak. Araştırma konusuna odaklanmaktan ziyade aynı anda finansal kaynak ve destek aramak, yardımcı araştırıcıları bulmak, istastistik değerlendirmesini yapmak gibi birçok konu ile uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Bir de tek bir konu üzerine yoğunlaşmak yerine aynı anda birkaç konu ile birden uğraşmak durumundasınız. Bütün bunlar kimi zaman taşınması ağır hale geliyor.

Son birkaç yıldır da özellikle eski ve köklü üniversitelerde nedense ciddi bir uzman, başasistan, yan dal ‘fellow’u ve hatta yardımcı personel sıkıntısı oluştu. Öte yandan üniversitelerden eğitim-öğretim işlevleri dikkate alınmaksızın, tıpkı eğitim-araştırma hastaneleri gibi kesintisiz sağlık hizmeti sunmaları isteniyor. Araştırmalar bir tarafa, rutin işleri götürecek eleman bulamıyorsunuz. Bu sebeple son yıllarda bilimsel üretkenliğimizin azaldığını düşünüyorum.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen konusunda uzman, güncel literatürü takip eden, bilimsel etiğe saygılı, kendisine ve insanlara karşı dürüst olmalıdır. Bence ülkemizde eksik olan bilimsel üretkenlik. Ayrıca her akademisyen, seviyeli olmak koşulu ile bilimsel rekabete de açık olmalı. Gençleri bilimsel çalışmalara özendirebilmeli, onlara örnek olmalı ve gençlerin akademisyenlikte ilerlemeleri için onlara yol gösterebilmeli.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Var tabii ki. Allah rahmet eylesin yakın zamanda 96 yaşında kaybettiğimiz Hocam Prof. Dr. Ferhan Berker’i bildiklerini, okuduklarını gençlerle paylaşmaktan haz duyması, ince bir ayrıntıdan yola çıkarak problemi çözmeye çalışması nedeniyle öğrencilik yıllarımdan itibaren kendime örnek aldım. Sonra öğrenciliğimden itibaren, uzun yıllar beraber çalıştığım, hastalarına insancıl ve pratik yaklaşımını kendime örnek aldığım Prof. Dr. Halil Azizlerli Hocam var. Yine yakın zamanda kaybettiğimiz, uzmanlığımdan sonra beraber çalıştığım rahmetli Hocam Prof. Dr. Sevim Büyükdevrim’den de disiplinli çalışma, literatürden yola çıkarak bilimsel düşünce üretme stratejilerini öğrendim.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu sıralar sağlıkta adeta bir kaos yaşıyoruz. Bir yanda şüphesiz halkın yararına olduğu düşünülerek hayata geçirilen aile hekimliği gibi yeni uygulamalar yaygınlaşırken, diğer yandan bu uygulamalar sırasında yaşanan sıkıntılar, ortaya çıkan belirsizlikler nedeniyle sistemde tıkanmalar oluyor.

İşin içine bir de maliyeti düşürme çabaları eklenip bunları her seviyede uygulatma yönündeki dayatmalar girince, durum içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Öte yandan hizmeti yaygınlaştırmak adına, başka hiçbir meslekte olmayan tekrarlı zorunlu hizmetler meslekte yeni uzmanların yetişmesine, akademisyenliğe ket vuruyor.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Evet. Suudi Arabistan’ın Dhahran kentinde King Fahd Univ. Petroleum and Minerals’da iki yıla yakın bir süre iç hastalıkları uzmanı olarak çalıştım. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesine döndükten sonra kısa sürelerle Almanya’da Giessen Üniversitesi, İngiltere’de St. Bartholomew’s Hospital ve İsveç’te Karolinska Institute’de misafir öğretim üyesi olarak bulundum.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Evet, ama artık çok geç.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt içi ve yurt dışı yayınlanmış 200 civarında yayınım var.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Türkiye’de tıbbi yayıncılık son yıllarda atılım içinde görünüyor. Gerek mesleki örgütler gerek özel sektör tarafından pek çok alanda süreli ve hakemli dergiler yayınlanıyor. Bunların bir kısmı SCI veya SCI Expanded gibi uluslararası bilimsel atıf dizinlerine girmeye başladı. Ayrıca Türkiye’de yayınlanan dergilerin atıf dizinleri yapılıyor. Herşeyden önemlisi tıp dilinin Türkçeleştirilmesi yolunda önemli adımlar atılmaya başlandı. Ayrıca, tıbbın ana konularında ders kitapları ve çeşitli uzmanlık alanlarında çok yazarlı kitaplar yayınlanıyor. Uluslararası kabul gören dergi ve kitapların Türkçe tercümeleri yapılıyor.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Öncelikle tek tip üniversite yerine üniversitelerin daha özerk hale gelmelerini sağlamaya, öğretim üyeleri ve öğrencilere daha özgür bir üniversite ortamı sunmaya çalışırdım. Akademik ilerlemeleri merkezileştirmek yerine -belli standartları karşılamak koşulu ile-, her üniversiteye özgü kurallarla belirlenmesini isterdim. Öğretim üyelerini oy verenler ve karşı olanlar diye bölen rektörlük seçimlerini  kaldırırdım. Onun yerine öğretim üyelerinin aday göstermelerini ve belli liyakatları karşılayan kişilerden oluşan mütevelli heyetlerin seçim yapmasını sağlardım. Her rektör seçimi sonrasında üniversite, fakülte, bölüm, hatta daha küçük birimlerin yönetimlerinin tamamen değişmesini engellerdim. Enine boyuna değerlendirmeden, çoğu zaman kişiye özel, zamanla işlevsiz olacak birimler veya merkezler kurulmasını önlerdim. Herhalde ben bu şartlarda YÖK Başkanı olmayı istemezdim.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Otuz bir yıllık meslek hayatımda hedeflediğim yere büyük ölçüde ulaştığımı sanıyorum. Ama akademisyenlikte hayır, daha birkaç fırın ekmek yemem gerektiğini düşünüyorum. 

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Altı yıl kadar önceydi. Üçüncü sınıf öğrencilerinin iç hastalıkları sözlü sınavının yapılacağı bir sabah, bir yandan odamın kapısını açarken bir yandan da koridorda toplanmış, sözlüye girecek öğrencilerin konuşmalarına kulak misafiri olmuştum. Öğrencilerden biri diğerine “Sen kimden sınava gireceksin?” diye sordu,  diğeri de “Ya İlhan Bey diye birine düşmüşüm, bir de diyabetçiymiş” dedi, önceki “Ya ben de ondan girecekmişim, kimbilir ne lanet birisidir” diye cevap verdi. Önlüğümü giyip iki dakika sonra kapıya çıktım, öğrencilere kimi beklediklerini sordum. İkisi birden “İlhan Bey’den sınava girecekmişiz, hoca gelecek mi?” dediler. Belli ki benim teorik derslerime girmemişlerdi. Ben de “Vallahi İlhan Bey’i bilemem ama, ben sınavınızı yapacağım, buyurun” deyince jeton düştü, lanet hocanın öğrencisi “eyvah dakka bir gol iki” deyiverdi. Neyse ki her ikisi de geçti, derslerime girmemişler, ama konuları okumuşlar. Dört yıl sonra bizim servise yeni başlayan bir asistana adını sorduğumda, “Hocam siz beni öğrenciliğimden hatırlarsınız. Ben dakka bir, gol iki R......” deyince hatırladım.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Ne yazık ki hayır. Bir kere hastalarıma, öğrencilerime sürekli anlattığım sağlıklı dengeli beslenmeye zaman ayıramıyorum. Hastalık taramalarını atlıyorum. Çok şükür, şimdilik önemli bir sağlık sorunum yok, ama artık önemli hastalıklarla kaşılaşma riskimin olduğu yaşlara geldim.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Film izlemeyi, seyahat etmeyi ve boş zamanlarımda uzun yürüyüşler yapmayı seviyorum.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Bazı olayların hemen arkasından “ah keşke” dediklerim olmuştur. Ama uzun vadede her yaşanılan olayın bana bir olgunluk, bir deneyim kattığına inanıyorum.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Kızlarım küçükken ne yazık ki -çoğu kez mesleki yükümlülüklerimden ötürü- onlara yeteri kadar zaman ayıramadım. Şimdi de büyüdüler, hayata atıldılar, artık ben bazı şeyleri paylaşmak istesem de onlar bana vakit ayıramıyorlar. Hayat böyle işte!

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Serdar sönmez (İş sahibi)
23.05.2017 18:19:56
Çok saçma hastane ben 7 gündür bekliyorum bi amaliyat olamadım gereken şikayet leri hep yapacağım nalet olsun cerrahinizede hastanenizede kötü hizmet
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer