AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Mustafa Gönüllü
    • Akademisyenlerimiz tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Gönüllü

07 Ekim 2007, Pazar

Prof. Dr. Mustafa Gönüllü
Akademisyenlerimiz tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Gönüllü


“Bir akademisyen zamanının tamamını öğrencilerine, eğitime, araştırmalarına, bilimsel uygulamalara ayırmalıdır”

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1949’da Ürgüp’te doğmuşum. İlk ve ortaokulu Ürgüp’te, liseyi ise Ankara Kurtuluş Lisesinde tamamladıktan sonra, 1966-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine devam ettim. Tıp fakültesini burslu olarak bitirdiğim için, sosyalizasyon bölgesi olan Trabzon-Çarşıbaşı Sağlık Ocağına atandım. Zorunlu hizmetimi tamamlamama karşın, çok büyük zevk aldığım bu hizmeti 6 yıl sürdürdüm. Meslektaşlarımdan ve ailemden uzman olmam konusunda gelen baskılara daha fazla dayanamayarak, 1978-1981 yılları arasında anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık eğitimimi tamamladım. İki yıl Erciyes Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra, 1983 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesine Yardımcı Doçent olarak atandım. Aynı üniversitede 1987 yılında doçent, 1992 yılında profesör unvanını aldım. 1995-2000 yılları arasında Pamukkale Üniversitesine atanarak, değişik görevler üstlendim. 2000 yılından bu yana yeniden Cumhuriyet Üniversitesinde çalışmalarımı sürdürmekteyim. Çalıştığım üç üniversitede anabilim dalı başkanlığından rektör yardımcılığına kadar farklı idari görevler üstlenerek, kuruculuk görevleri yaptım. Bunun dışında birçok dergi, dernek ve vakıf kuruluşunda ve yönetiminde yer aldım. Şu anda anesteziyoloji yoğun bakım ünitesi sorumluluğu, cerrahi tıp bilimleri bölüm başkanlığı, Klinik Toksikoloji Derneği Başkanlığı gibi bazı görevleri yürütmekteyim. Eşim emekli öğretim üyesi, kızım araştırma görevlisidir. Ayrıca iki oğlum ve gelin kızım ile de meslektaş olarak yaşantımı sürdürmekteyim.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
İlkokul öğrencisi iken kasabamızda çalışan ve sonrada halk sağlığı hocam olan Dr. Nevres Baykan, ve ülkemizde zor şartlar altında anesteziyolojinin ve yoğun bakımın kuruluşunu sağlayan Prof. Dr. Sadi Sun, Prof. Dr. Cemalettin Öner gibi hocalarım, karakterime uygun yönleri ile benim için örnek kişiler olmuştur.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık konusunda bir şeyler yapılmaya çalışılıyor ama kanımca bir sistem olmadığı ya da oturtulamadığı için başarılı olunamıyor. Bütçeden ayrılan kısıtlı paralar da, sık sık değişen politikalar ve sistemsizlik yüzünden bir işe yaramıyor. Bu işten sadece ilaç üreticileri ve tıbbi malzeme satıcıları kârlı çıkıyor. Ülkemizde daha önce yürürlüğe giren ve halen de yürürlükte bulunan 224 Sayılı Sosyalizasyon Yasası aktive edilmelidir. Ana yatırımlar koruyucu sağlık hizmetine ayrılmalıdır. Tedavi edici hizmetler tek çatı altında birleştirilmelidir. Her önüne gelen kurum ya da kişiye sağlık üzerinden kâr etmeyi amaçlayan, tedavi edici merkezler açtırılmamalıdır. Her ilde farklı kurumlara ait hastanelerin bulunması, yeni yeni ve sayıları hızla artan özel hastanelerin de ortaya çıkması, bunların birbirleriyle yarışmaya girmesinin ülkemizin bozuk olan sağlık ortamını daha da bozabileceği korkusundayım. Aynı ilde, (kâr getirdiği için) gerekenden fazla radyolojik ve diğer modern cihazların alındığı, hemodiyaliz vb gibi merkezlerin açılarak son versiyon tıbbi cihazlarla donatıldığı bir gerçektir. Şu anda bazı hastanelerin düşümü yapılan demirbaşların bulunduğu depolar gezilse çalışabilir durumda ancak modeli eskimiş pek çok cihazın olduğu anlaşılacaktır. Sağlık ocağı hekimliği yaptığım sırada, zamanında tam aşıları ve rapeli yapılmış bir çocukta aşı maliyeti 5-6 YTL civarındaydı. Aynı çocuğun aşılanamama yüzünden polio geçirip hayatta kalması halinde, polio sekelinin tedavi maliyeti binlerce kat olacaktı. Bir laf vardır “Sıtmayı önlemek istiyorsanız önce bataklıkları kurutunuz”. Öyleyse sağlıklı bir toplum yaratmak istiyorsak, önce koruyucu sağlık hizmetine ağırlık verilmelidir. Bu yolla tedavi edici hizmetlerin de yükü azalacaktır.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Dar gelirli bir çiftçi ailesinin 5 çocuğundan biriydim. Rahmetli annemin (o anki koşullarımıza göre yüksek tahsil yapabilmem imkansız gibi görülse de) okumamı doktor olup insanlara yardım etmemi her zaman söyleyip motive etmesi hekimlik mesleğini seçmemde etkili olmuştur. Bu mesleği seçtiğim için hiçbir zaman pişmanlık duymadım.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Tıp mesleği ve beraberinde akademisyenlik de yapılıyorsa kesinlikle bu görevler severek ve büyük beklentiler içerisinde olmadan yapılmalıdır. Yapılan hizmetlerin, ek ders ücreti, prim, döner, performans, nöbet ücreti gibi tam karşılığı beklenerek yapılıyorsa, tam karşılık alınamadığında zor gelecektir. Hekim olurken ettiğim ve halen de uymağa çalıştığım hekimlik andı gereğince hizmet vermeye çalışmaktayım. Verdiğim hizmeti zevkle yaptığım için zor taraflarının belki de farkında değilim.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Bence hekimlik ve akademisyenlik çok iyi bir gelir sağlamak amacıyla yapılmamalıdır. Bu mesleği ve akademisyenlik titrini almış biri mutlaka toplumda belirli bir zeka düzeyinin üzerindedir, isterse farklı alanlarda ticaret ve meslek icra ettiğinde yüksek gelir elde edebilir. Bir akademisyen zamanının tamamını öğrencilerine, eğitime, araştırmalarına, bilimsel uygulamalara ayırmalıdır. Ancak tam gün üniversitede çalışacak öğretim üyesinin maaşı da yeterli olmalıdır.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Kısa süreli uygulama ve tıp kongreleri şeklinde olmuştur.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Kesinlikle aynı işi yurt dışında yapmak istemezdim. Ülkemin yetişmem için bana yaptığı yatırımı, aynı işi yapmak için başka bir ülkeye kaçırmak bana doğru gelmiyor.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Akademik yükseltmelerde ve atamalarda yetecek sayıda iç ve dış yayınlarım var. Sayıları yüzün üzerinde olan yayınlarımın içinde kitap, kitap bölümleri, olgu sunumları, araştırma ve derleme makaleler bulunmaktadır. Ayrıca çok sayıda iç ve dış kongrelerde sunulmuş bildirilerim bulunmaktadır.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Üniversitelerde çalışan akademisyenlerin bence üç temel görevi vardır. Bunları önceliklerine göre sıralarsak, eğitim, araştırma ve uygulama olarak sıralanır. Ama ne yazık ki, günümüzde bu sıralama tam tersine dönüştürülmüş durumdadır. Uygulamalar kişilere ekstra paralar kazandırıyor, araştırmalar akademik yükselmeler için gerekli, eğitim ise en son sırada geliyor. Kaldı ki birkaç üniversitenin dışında çağdaş eğitim yöntemleri de kullanılmıyor. Öğretim üyelerinin diğer işlerinden bu zahmetli konuya ayıracak zamanı kalmıyor.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Halen yürürlükteki yasalarla çok büyük yetkilere sahip olan böyle bir kurumun başında olmayı istemezdim. YÖK, mevcut seçim sistemi ve seçimle gelen rektörler aracılığı ile de en küçük idari birimi dahi yönetebiliyor. Rektörlük seçimleri sırasında seçilecek adayların dağıttığı her türlü ödünler seçim sonrası yerine getirilmeğe çalışılıyor. Bu ise mevcut sistemi içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Yerçekiminin olup olmadığını demokratik olsun diye oylamak ne kadar yanlış ise, demokratik olacak diye ülkemizin ve de bölgelerimizin geleceğine yön verecek bu kurumların işletilmesini tesadüflere (seçim sonuçlarına) bırakmamalıyız.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
35 yıllık meslek hayatımın 30 yılı üniversite ortamında geçti, elimden geldiğince eğitim vermeye çalıştım. Ettiğim tıp yemininin gereği hocalarıma, kıdemlilerime karşı saygısızlık etmemeye çalıştım. Ancak açık sözlü biri olduğumdan, bundan hoşlanmayanlar da oluyor. Onlar beni nasıl tanıyor sorusunu onlara sormak lazım.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
İyi bir hekim ve akademisyen olmak hedefimdi, burada da beklentilerimi gerçekleştirmiş oldum.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen en ilginç anınız nedir?
Sağlık ocağı hekimliği yaptığım sırada, sabah erken saatlerde bir gün kapım çalındı, babalarının köyde ağır hasta olduğunu ocağa taşıyamadıklarını belirten 3-4 kişi kapıdaydı. Birlikte ocağın jeepine binerek köyün yolunu tuttuk, 5-6 km gitmiştik ki iki köye giden yolun kazıldığını araç geçmesinin mümkün olamayacağını gördük. Herkes çok sinirlenmişti, yolu araç geçecek kadar doldurmayı önerdim köylülerin hiçbiri yanaşmıyor, ocağa geri dönmemizi, kaymakamlığa suç duyurusunda bulunmamızı istiyorlardı. Ben de ısrarla önce hastaya gitmemizi istedim. 4 saatlik bir yürüyüşten sonra köye vardık ama hastayı bulamıyorduk. Sonuçta 80 yaşlarında üç gündür kabız olan bir ihtiyarı getirdiler, adamcağız laz şivesiyle “Ha bunun için doktor köye getirilir mi?” diye çocuklarına durmadan kızıyordu. Neyse adamcağızı da sakinleştirip ocağa döndüm. Durumu bildirmek için Vakfıkebir Kaymakamlığını aradığımda, Kaymakam Sıtkı Aslan Bey telefonda “Doktorcuğum, durumu sabah Yeniköy Muhtarından ve şikayet dilekçesinden öğrendim, seni hastaya götürmek istemişler fakat Yavuzköylüler yolu kazdıkları için gidememişin, inşallah hastaya bir şey olmaz, sırtlarında ocağa getirecekler” diyordu. Sonra öğrendik ki, iki köye giden yolun yapımında parasal anlaşmazlık çıkmış, anlaşmazlığın hemen çözülmesi için böyle bir yola başvurmuşlar. Neyse ki olay tatlıya bağlandı Trabzon’dan da destek alınarak güzel bir yol yapılmıştı.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Son yıllarda kendi sağlığıma da özen gösteriyorum. Zaten benim eksik bıraktığım yerde eşim ve çocuklarım benim sağlığıma bu özeni yeterince gösteriyorlar. Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Son zamanlarda fotoğraf ile ilgileniyorum. Bilgisayar ve elektronik konularına ilgim var, seyahat etmeyi severim.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Geriye dönük olarak baktığımda, iyi ki böyle düşünüp karar vermişim dediğim kararlarımın dışında hiç keşke diyerek pişman olduğum kararımı göremiyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
İlk meslek yıllarımda bu belki yeterince olmuyordu ama uzun zamandır onlara yeterince zaman ayırdığımı zannediyorum.

Teşekkürler.
08/10/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer