AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Mustafa Levent Erkan
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Levent Erkan

06 Aralık 2009, Pazar

Prof. Dr. Mustafa Levent Erkan
"Akademisyen her şeyden önce sağlam bir karakter ve iyi bir tıbbi altyapıya sahip olmalıdır. Başta İngilizce olmak üzere birkaç yabancı dil bilmelidir."

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Levent Erkan

METE GENERALOĞLU-ANKARA

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?
7.11.1948 tarihinde Devrek'te doğdum. İlkokulu Sarıkamış ve Çubuk'ta, ortaokul ve liseyi Ankara Atatürk Lisesinde okudum. 1966 senesinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesine girerek, 7 yıllık öğrenimi takiben 1973'te mezun oldum. Aynı yıl aynı fakültede iç hastalıkları ihtisasına başladım. 1977'de İç Hastalıkları Uzmanı oldum. 1976'da kısa dönem askerlik hizmetimi yaptım. 1979-1980 yılları arasında Paris Üniversitesi Val de Marne Tıp Fakültesinde göğüs hastalıkları îhtisası ve takiben de Hacettepe Üniversitesine dönerek allerjik hastalıklar ihtisası yaptım. 1983 senesinde İç Hastalıkları Doçenti oldum. 1986'da Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında göreve başladım. İki yıl sonra Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalını kurdum. 1989'da Göğüs Hastalıkları Profesörü oldum. Halen Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalında çalışmaktayım. Evli ve bir çocuk babasıyım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Ortaokul sıralarında hastanelerden kaçardım. Bir hastaneye girince mutsuzluk hisseder, adeta içim fena olur, oradan çıkınca da büyük bir rahatlık hissederdim. Bu mesleği seçmemin asıl nedeni babamın küçük yaşlardan itibaren doktor olmamı çok istemesidir. Lisedeyken ben de kabullenip doktor olmak istedim. Tıp fakültesini okurken o zamanki hocalarımız bize aşırı özen ve ilgi gösterdiler. Çünkü fakültemiz ve öğretim elemanları çok gençtiler. Bu nedenle de olsa gerek doktorluk mesleğini o yıllarda çok benimsedim ve sevdim. Halen de bu seçimden çok memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
"Hata kabul etmemesi ve yanlışlığın onarılması imkânsız sonuçlara yol açması" diyebilirim.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Her şeyden önce sağlam bir karakter ve iyi bir tıbbi altyapıya sahip olmalıdır. Başta İngilizce olmak üzere birkaç yabancı dil bilmelidir. Eğitimle ilgili aktiviteler her zaman ön planda olmalı, para getirecek uğraşlar geri planda kalmalıdır.
Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Hacettepe'de Göğüs Hastalıkları İç Hastalıkları Bölümünün bir alt grubu olarak çalışır. Orada yıllarca bu yapı altında çok değerli hocalarla çalıştım. Sadece birinden değil, çoğunun değerli özelliklerinden etkilendim.

Türkiye'deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Maalesef gittikçe bozuluyor. Öğrencilik ve asistanlık yıllarımda ülkemizde çok daha iyi bir çalışma ortamı vardı. Para her zaman arka planda yer alır, hasta ve hastalık ön planda tutulur, bunların hemen yanında da eğitim yer alırdı. Örneğin; asistanken çalıştığım kurumda ilginç bir vakaya "Eğitim vakasıdır, ücretsiz yatacak" deme ve bunu uygulama hakkım vardı. O hasta bazen aylarca yatar, bütün masrafları da hastane bütçesinden karşılanırdı. O yıllarda bir diğer önemli nokta da, israftan kaçınmaktı. Her yaptığımız harcamanın gerekliliğinin hesabını vermek zorunda kalırdık. Şimdilerde bunlar tersine döndü. Para ön plana çıktı. Özel farkı ödenmezse bazı gerekli tetkikler için aylar sonrasına randevu veriliyor. Gereksiz incelemeler için ise kurum içinden kimse hesap sormuyor. Geçmişte iyi doktor mesleki bilgi ve beceri, koyduğu tanılar ve yaptığı tedavilerle gündeme gelirdi. Şimdilerde dilimize benim iğrendiğim bir kelime adeta bulaştırıldı: "Performans." Hemen her aktivite performansla değerlendiriliyor. Beş on sene önce bu kelime dilimize monte edilmeden ne yapardı bu insanlar, diye düşünüyorum. İyi veya kötü yapıldığına bakılmaksızın ne kadar çok hasta görüyorsan, bunlara ne kadar çok masraf çıkarıyorsan, yani adına ne kadar çok para giriyorsa, performans o kadar yüksek oluyor. Tabii ki gelir artıyor. İşin gerekli gereksiz olduğuna bakan yok. Yani mesleğimiz gittikçe sanat olmaktan çıkıp, bir ticaret mercii haline getiriliyor. Diğer taraftan gerekli gereksiz açılan, öğretim elemanları ayrıldığı için kapalı klinikleri bulunan birçok tıp fakültesi, bir "ecole" özelliği kazanamayan buralarda verilen tıp eğitimi, buradan mezun olacak doktorların durumu insanı kaygılandırıyor.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Daha önce de bahsettiğim gibi Paris Üniversitesine bağlı "Centre Hospitalier Intercommunal de Créteil" hastanesinin Göğüs Hastalıkları Servisinde "Interne á titre etranger" (yabancı uyruklu asistan) olarak çalıştım.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Paris'te hocam Professeur Jean Bignon orada kalmamı istemişti. Fakat doçent olma zamanım gelmişti ( o yıllarda uzman olduktan 5 yıl sonra imtihana başvurulabilirdi). Klinikteki işlerin yoğunluğu nedeniyle de çalışma, doçentlik tezi yapamıyordum. Bu bir yol ayrımı gibiydi: döndüm. Bazen kalsaydım, neler olurdu diye aklımdan geçer. Ancak pişman değilim. Çünkü iş ortamının güzellikleri yanında, aile, sosyal ortam, yılların alışkanlıklarını da göz önünde tutmak lazım.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt içi dergilerde 60, yurt dışı dergilerde 35 kadar yayınlanmış yayınım var.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Ondokuz Mayıs Üniversitesi nispeten eski ve oturmuş bir kurumdur. Altyapısı ve olanakları oldukça iyidir. Örneğin; tanı ve tedavi için hiçbir hastamızı sevk etmek gereği yoktur. Bunların yanında araştırmalar ve bilimsel yayınlar sıralamasında da oldukça iyi bir yerdedir.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Çok şey var, ama iki konu üzerinde duracağım. Birincisi başımıza gelen basit gibi duran, ama insanları zedeleyen bir bürokratik sorundur. Geçmiş yıllarda bir arkadaşım doçent olmak için hazırlanıyor. Bu arada kısa sürede önemli atıflar alan değerli bir araştırmayı tamamlayıp, önemli bir yurt dışı dergide yayınladık. Örneğin; NEJM dergisinde yer alan bir derlemede, konusunda dünyada mevcut iki araştırmadan biridir diye bahsedildi. Ancak bir gün doçentlik dosyasını teslim eden arkadaşım son derece şaşırmış durumda odama gelerek imtihana girmiyorum, buradan da nefret ettim, ayrılıyorum dedi. Elinde bir evrak Dekanlık bir inceleme başlatmış. Sezai Sayın isim ve soyadını taşıyan posta ile YÖK Başkanlığına gönderilen bir dilekçede "Bu çalışma sahtedir, veriler uydurmadır. O tarihlerde ben de o klinikte çalışıyordum. Verilen sayıda hasta yoktur, ilgili tetkikler yapılmamıştır, ben her şeyi biliyor ve bu sahtekârlıktan üzüntü duyuyorum" deniliyor. Evrakta isim soyadından başka bir bilgi yok. Yani adres, telefon numarası vs. yer almıyor. YÖK Başkanlığı hiç incelemeden bu başvuruyu hemen yürürlüğe koyuyor. Otelde bile kalmak için vatandaşlık numarasının ibraz edilmesi gereken ülkemizde OMÜ Rektörlüğüne, Rektörlük Tıp Fakültesi Dekanlığına havale ediyor. Dekan da açıyor soruşturmayı. Hiçbiri yeryüzünde böyle bir şahıs var mı, bu klinikte veya bu üniversitede çalışmış mı? demiyorlar! Sonuçta soruşturma geçirdik. Çalışmayla ilgili bütün doküman ve verileri ortaya koyduk. Sonuçta "Çamur at izi kalsın" kabilinden olan bu iftiradan aklandık. Ama kimse bizden özür dilemedi, çalışmamız nedeniyle tebrik veya teşekkür eden de olmadı. Aklanmasına aklandık ama, yoğun işlerimiz arasında harcadığımız gereksiz efor ve moral bozukluğunu gelin sizler takdir edin. YÖK Başkanlığı en başta basit bir eleme ile bütün bunları önleyebilirdi. İnşallah şimdilerde öyle yapıyorlardır.

İkincisi, üniversitelerdeki rektörlük seçimleri. Seçim yerine nasıl bir çözüm gelir, bilmem ama seçim üniversite hayatına gerçekten büyük darbe vuruyor. İnsanlar kamplara ayrılıyorlar ve bu durum seçimden sonra da devam ediyor. Hemen bir daha ki seçim için yandaş toplanmasına başlanılıyor. Bu sorun Ondokuz Mayıs Üniversitesinde hep böyle oldu.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Bu cevap verilmesi zor bir soru. Çünkü akademisyenlik ve doktorluk mesleği ucu bucağı olmayan bir umman gibidir. Ne kadar yol alırsanız alın, daha işin başındasınız. Ben hâlâ amatör bir ruhla çalışmaya devam ediyorum.

Meslek yaşamınızda başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
1979 senesinde Paris'teki hastanenin 12A Servisinde Kıdemli Asistan pozisyonunda çalışmaya başladığım günlerde, başhemşire gelerek, benimle çalışamayacağını, çünkü Fransızcamın yetersiz olduğunu söyledi. Vizitlere servisin şefi, ben, orada bizdeki internler gibi görevlendirilen "enterne"ler (stajyerler) ve başhemşire katılıyor. Tetkikleri tamamen başhemşire organize ediyor. Başlangıçta Fransızcamın iyi olmadığının ben de farkındaydım ve tedirgin oluyordum. Bana bu görevi Prof. Bignon vermişti ve oradan maaş alıyordum. Kendimi çok kötü hissettim ve bir an bırakıp dönmeyi düşündüm. Öğleye doğru yine aynı hanım gelerek poliklinikten solunum yetmezliği tanısı ile durumu kötü olan bir hastanın geldiğini, stajyerlerin kan gazları analizi için örnek alamadıklarını söyleyip, benim alıp alamayacağımı sordu. Hemen hastayı görmeye odasına gittim. Hasta soluk, periferi soğuk ve terliyordu. EKG'sini görmek istedim, çekilmemişti. Hemşireye dönerek, bu hasta kardiyak şokta, infarktüs geçiriyor, ben kan gazını alıyorum, sen hemen EKG çektir dedim. EKG de yaygın ön duvar akut enfarktüs bulguları vardı. Hastayı ne yapacağız, diye klinik şefine gittim. Hemen konuş, dahili reanimasyona devret, dedi. Aynı gün olan bu olaydan sonra hemşire hanım birden değişti. Bana saygılı davrandı, vizitlerde şefe yaptığı gibi birkaç adım arkamdan geldi. Bu olay aslında benim hayatımdaki dönüm noktalarından biridir.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Hipertansiyon, diyabet ve kilo gibi sorunlarım var. Mümkün olduğunca diyet ve ilaçlarıma uymaya çalışıyorum. İtiraf edeyim, diyet yapmak öyle hastalara tarif ettiğimiz kadar kolay bir şey değil.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Pek fazla yok. Fırsat buldukça yüzerim. Ayrıca müzik dinlemeyi severim.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Prensip olarak geriye değil, hep ileri bakarım. Bu nedenle pek pişmanlıklarım oldu diyemem.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Bir kızım var. İstanbul'da üniversitede okuyor. Her fırsatta eşim ve kızımla bir araya gelmeye çalışıyoruz.

07/12/2009
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA