AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Mustafa Özbaran
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özbaran

08 Şubat 2010, Pazartesi

Prof. Dr. Mustafa Özbaran
Prof. Dr. Özbaran: "Akademisyeni tanımlamak çok kolaydır, ama uygulamada bu tanımlara uygun akademisyen bulmak zordur."

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özbaran

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?
1962 yılında Manisa'nın Turgutlu ilçesinde doğmuşum. Eğitimimi sırasıyla, Turgutlu Cumhuriyet ilkokulu, izmir Özel Türk Koleji (ortaokulu yatılı olarak,) izmir Atatürk Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinde olmak üzere tamamladım. 1985 yılında tıp doktoru unvanı aldığımda zorunlu hizmet yasası gereği fianlıurfa Devlet Hastanesi Acil Servis Hekimliğine atandım ve yaklaşık 1.5 yıl orada çalıştıktan sonra uzmanlık sınavını kazanarak Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp-Damar Cerrahisi Kliniğinde uzmanlık eğitimime başladım. Yine sırasıyla 1991 yılında uzman, 1992 yılında yardımcı doçent, 1997 yılında doçent, 2003 yılında aynı klinikte profesör oldum. Halen aynı klinikte çalışmaktayım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Aslında tıp eğitimi, özellikle kan görme, benim için korkulu bir rüya idi ve doktor olmak hedefim değildi. Lise son sınıfta değişen şartlar ve özellikle ailemin arzusuyla tıp eğitimime başladım. Gerçek idealim mühendislik kolları idi. Ancak zaman içerisinde tıp eğitimi ilerledikçe insan bir yandan meslek sahibi olurken diğer yandan kendini keşfetmesi çok hoşuma gitti ve gerçekten tıp eğitimimin kişiliğimin gelişimine büyük katkısı olduğuna inanıyorum. Biraz rastlantısal olsa da, tıp eğitimini seçmek yaşamımdaki en doğru kararlardan biri oldu ve gerçekten çok memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Meslek olarak insan ile birebir muhatap olan her meslek grubu zordur. Tıp hekimliği de bunlardan en zor olanı. Siz insanın en acil, en yardıma muhtaç anında yanında olmak zorundasınızdır ve hastanızın sizden beklentisi çok yüksek olacaktır. Bu nedenle bu dengeyi ve iletişimi kurmak bazen çok zor olabilmektedir. insana bu kadar yakın olmak ulvi bir duygu olmakla birlikte zordur. Bu yüzden tıp hekimlerinin toplumun diğer bireyleri ile iletişimi bir miktar daha farklı olmak zorundadır. Üzülerek de olsa zaman zaman tıp hekimliği kavramının içini boşaltmak isteyen politika ve zihniyetlerle karşılaşmaktayız. Bu düşünce bu kadar duyarlı olan hasta-hekim ilişkisini tehlikeli bir boyuta taşıyabilmektedir ki, bence bu mesleğin en zor taraflarından biri de budur.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyeni tanımlamak çok kolaydır, ama uygulamada bu tanımlara uygun akademisyen bulmak zordur. Aşağıdaki iki paragraf akademisyeni tanımlamaktadır. "Akademisyen, üniversite ve benzeri yükseköğrenim kurumlarında eğitim veren, araştırma yapan ve özgün araştırmalarıyla alanına katkıda bulunan kişilere verilen genel mesleki unvandır. Akademik çalışmaları sosyal bilimler, insan bilimleri veya doğa bilimleri gibi alanlarda olabilir. Üniversitelerde ve araştırma kurumlarında görev yapan öğretim yardımcıları, öğretim görevlileri, öğretim üyeleri, yardımcı doçentler, doçentler, profesörler ve ordinaryüs profesörler farklı derecelerden akademisyenlerdir."

Ülkemizde akademisyenin araştırma yapması ya da yaptığı araştırmalarla dünya bilimine ışık tutması çok kısıtlıdır. Çünkü araştırma yapabilecek bütçeye ne yazık ki kurumlar sahip değildir. Ülkemizden çıkan araştırmaların dünya literatüründeki yeri belli olduğuna göre, yayın-araştırma-akademisyen oranında ciddi bir dengesizlik oluşmaktadır. Yani akademisyen birinci asli görevini yapamamaktadır. Diğer asli görevi de eğitimdir. Eğitim verme gerçekten bir akademisyenin bilgi dağarcığını diğer nesillere aktarmasıdır. Üzülerek şahsi gözlemim bunun da yetersiz olduğu yönündedir.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?
Ülkemizin ilk kalp cerrahlarından, benim de hocam Prof. Dr. Mehmet Tekdoğan ve klinik başkanımız Prof. Dr. isa Durmaz başta olmak üzere, klinikte meslek hayatımı paylaştığım tüm mesai arkadaşlarım.

Türkiye'deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde sağlık ortamı son derece düzensiz. Sağlık politikalarının doğru oluşturulmadığı inancındayım, Herhangi bir tatil köyü veya otelde nasıl bir hizmet ve kalite alabileceğinizi biliyorsunuz, fakat iş sağlığa gelince büyük bir boşluk oluşuyor. Sosyal Güvenlik Kurumu hastanelerden hizmet satın alıyor, ama aldığı hizmetin kriterleri arasında morbidite ve mortalite oranları yok. Bilimsel açıdan bu hastaneleri denetlemesi gereken, Sağlık Bakanlığı ve birimleri, ancak bu yapılmıyor. Sağlıkta kalite adına önemli boşlukların olduğunu söylemek isterim. En kötüsü de kaliteli hizmet veren ile vermeyenin aynı potada erimesidir. Eğer ülkemizdeki kurum ya da özel hastanelerde yapılan kalp ameliyatlarını bilmek isterseniz bulabilirsiniz, cirosunu merak ederseniz biraz zorlama ile bulabilirsiniz, yani demek istediğim her şeyi bulabilirsiniz, ama o hastanenin kalp ameliyatlarındaki gerçek mortalitesini, morbiditesini bulamazsınız.

Aslında ben denetlenmiş her yıl mortalitelerini, morbiditelerini açıkça açıklayabilen bir sağlık sisteminin içinde olmak ve onların içinden seçim yapmak isterdim.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
1994 yılında kalp, kalp-akciğer nakli, kalp destek aygıtlarının klinik uygulamaları için ingiltere Cambridge, Papworth Hospital'de çalıştım. Almanya Berlin şehri Berlin Herz Zentrum'da kalp destek aygıtları ile ilgili eğitim aldım.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Kesinlikle hayır, ülkemin insanına deneyimlerimi aktarmak benim için bir onurdur.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Sayısını tam bilmemekle birlikte, 200 dolayında olmalı sanırım.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Büyük şehirlerin kaotik ilişkilerinden uzak, doyumlu insanların oluşturduğu bilim çemberi diye tanımlayabilirim. Sanırım çalışanlarının, ülkemiz diğer hastane ve kurumlarından en fazla transfer teklifi alması rastlantı olmasa gerek diye düşünüyorum. Böyle bir kurumda çalışmaktan gurur duyuyorum.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Sanırım öncelikle YÖK'ün çok tartışılır duruma düşmesini engellerdim. Tüm üniversitelerin üzerindeki bir kurumun üzerinde bu kadar tartışma olması gerçekten üzüntü verici. Olabildiğince şeffaf ve hedef olarak dünyanın gelişmiş ülkeleri ile yarışabilecek bilimsel ortam oluşmasına öncülük etmesini sağlardım. Bir ülkenin üniversiteleri ile iş dünyası ve dünya ekonomisi ne kadar uzak ise dışa bağımlılık o kadar artmaktadır. Dışa bağımlı olmadan yaşamanın kuralı sağlıklı, gelişmiş bir bilimsel ortamdan geçer. YÖK'ün politikalarını bu şekilde düzenlemeyi isterdim.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Koyduğunuz hedefler gelişen bilim ve teknoloji ile kısa sürede demode olabiliyor, o yüzden sürekli yeni hedefler belirliyorsunuz. Mesleğe ilk başladığımda hedefim iyi bir kalp cerrahı olmaktı. Yıllar geçtikçe önce kalp yetmezliği cerrahisi, sonra kök hücre ile kalp yetmezliği tedavisi, son zamanlarda da kalp destek cihazları ile ölmek üzere olan insanları tekrar yaşama katma çalışmaları temel hedeflerim içinde oldu. ileriki hedefim bunları ülkemizde üretebilmemiz için çalışmak ve her hastaya ulaşabilecek çözümler aramak olacak sanırım. Deneyimle hedefler de büyüyor. "Değişim gelişimdir" sözü ile hedeflerimi yenilemek asıl hedefim olmuştur. Öte yandan mesleğimde kendi branşımın en genç profesörlerinden biri olmama rağmen, hedefim hiçbir zaman sadece bir unvana ulaşmak olmadı.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Yirmi beş yıla yakın meslek yaşantımda gerçekten çok olay yaşadım. Ancak kalp nakli programını oluşturma aşamasında, donör operasyonları için yaptığım zamana karşı operasyonları ve helikopter uçuşlarını asla unutamam. Kalp masajı ile ölmek üzere olan hastamızın, yeni kalbi ile 10 sene yaşayıp, iki torun sahibi olduğunu görmek oldukça keyifli bir anımdır.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Sanıyorum artık gösterebiliyorum.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Yaklaşık 3 seneden beri yelken sporu ile uğraşıyorum. Zaman buldukça yelken yapmak, onunla ilgili aktivasyonlara katılmak benim için büyük bir keyif, ayrıca fotoğraf çekme de ilgimi çeken ve yaptığım hobilerimden biri. Diğer uğraşım müzik, müzikle iki yolla ilgileniyorum. ilki dinlemek, iyi bir plak dinleyicisi ve koleksiyoncusuyum, plaktan müzik dinlemek gerçekten büyük keyif veriyor. ikincisi müzik enstrümanı çalmak, o da yaşantıma son iki yıldır giren alto-saksafon, amatörce uğraş veriyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Bu soruyu onlara sormam gerekiyor sanırım, ancak bana göre başarabiliyorum. Aslında başından itibaren hobilerimizi tüm aile bireylerinin de katılım yapabileceği türden olacak şekilde programlamıştık, sanırım oldu. Ailede 3 kişi müzik enstrümanı çalıyor, herkes yelken yapıyor ve benden daha iyi müzik dinleyicisi oldukları kesin.

Tüm hobilerimizi ortak platformda çözünce birbirimize ayırdığımız zaman da çok ve kaliteli hale geliyor sanırım.

08/02/2010
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/10-31/10 6. Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi ENDOKRİNO... ANTA
28/10-01/11 5. Ulusal Klinik Mikrobiyoloji Kongresi MİKROBİYO... İZMİ
31/10-02/11 Türkiye Maternal Fetal Tıp Derneği Ultrasonografi Kursu KADIN... İSTA
30/10-03/11 63. Türkiye Milli Pediatri Kongresi PEDİATRİ KIBR
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
26/11-30/11 3. Uluslarası – 21. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi HALK SAĞLIĞI ANTA