AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Nevra Elmas
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Abdominal Radyoloji Sorumlu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevra Elmas

02 Eylül 2012, Pazar

Prof. Dr. Nevra Elmas

Akademisyenin hırsı mantığın önüne geçmemeli ve mesleğindeki yükselme sırasında başkalarının yükselmesini engellememelidir.

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1957 yılında Denizli’de doğdum. Ailemin ikinci çocuğuyum. İlkokula başladığım yıl babamın görevi nedeni ile İzmir’e taşındık. İlk, orta ve yüksek öğretimimi İzmir’de tamamladım. 1981 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra aynı üniversitede radyoloji ihtisasına başladım. 1986 yılında radyoloji uzmanı, 1987 yılında yardımcı doçent, 1989 yılında doçent ve 1997 yılında da profesör oldum. Halen aynı üniversitede Abdominal Radyoloji sorumlu öğretim üyesi olarak çalışmaktayım.

1991-1994 yılları arasında Tıp Fakültesi Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Ocak 2009 tarihinde aynı göreve tekrar getirildim ve yönetim kurulu üyeliğine devam etmekteyim.

Ulusal olarak Türk Radyoloji Derneği (TRD), uluslararası arenada “European Society of Radiology (ESR)” ve “European Society of Gastrointestinal and Radiology (ESGAR)” üyesiyim.  2002-2006 yılları arasında TRD Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. 1995-2007 yılları arası ESGAR Türkiye temsilcisi, 2005-2008 yılları arasında “European Congress of Radiology (ECR)” Gastrointestinal Radyoloji Bilimsel Komite üyesi olarak görev yaptım. “European Radiology” ve “European Journal of Radiology” dergilerinde “reviewer” olarak çalışmaktayım.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Ailem ağabeyimin doktor, benim de eczacı olmamı arzu ederdi. Ancak, ikimiz de sağlık alanında bir hizmette çalışmak arzusunda değildik. Nitekim benden dört yaş büyük olan ağabeyim Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliğinden mezundur. Ben ise mimarlık, kimya mühendisliği, tekstil mühendisliği ve astronomi gibi alanlara ilgili idim. Ancak, lise son sınıf öğrencisi iken çok sevdiğim anneannem karaciğer-pankreas bölgesine ilişkin bir hastalığa yakalandı. Tanı araçlarının o dönemdeki yetersizliği nedeni ile tanısı konamadı. Geriye baktığımda, oldukça hızlı seyir göstermesi nedeni ile karaciğer veya pankreas malignitesi olduğunu düşünüyorum. Yalnızca meslek seçiminde değil, önce radyolojiyi, sonra da abdominal radyolojiyi ve hepatopankreatikobiliyer sistemi seçmem konusunda anneannemin hastalığının etkili olduğunun farkındayım.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Mesleğimin temel konusu insan sağlığı ve doğal olarak günlük yaşamımızda hep sağlık sorunlu kesimle birlikte olmak zorundayız. Kendi özel yaşamınızdan ödün vererek onlara yardım ettiğinizi anlamaları zor. Ama tüm bunlardan daha zor olanı, tedavisi mümkün gibi görünmeyen, çaresiz kaldığınız anlarda sizden umutlu sözler bekleyen hastanıza açıklama yapmaya çalışmanızdır. Tabii ki tıp alanında çalışmanın insanlara yardımcı olmak, toplumda saygınlık kazanmak gibi artıları da mevcut.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Branşımda kendime örnek aldığım kişiler beni yetiştiren hocalarım Sayın Prof. Dr. Hadi Özer, Prof. Dr. Esin Üstün ve uluslararası arenada yükselmeme ön ayak olan, daima desteğini hissettiğim Avrupa radyolojisinin duayenlerinden Prof. Dr. Nicholas Gourtsoyiannis’tir.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Bir akademisyen her şeyden önce insan olmalıdır. Yeni kuşağa örnek olmalıdır.  Öğrencilerine kendilerini ifade edebilme, kişiliklerini geliştirebilme ve toplum içinde saygınlık kazanma hedeflerini aşılayabilmelidir. Hırsı olmayan bir akademisyen olamaz. Ancak akademisyenin hırsı mantığın önüne geçmemeli ve mesleğindeki yükselme sırasında başkalarının yükselmesini engellememelidir. Sonuç olarak; tanımlamak gerekirse bir akademisyen davranış tarzı ile topluma örnek olmalı, yalnızca öğretici değil, aynı zamanda eğitici de olmalıdır.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlık sektörüne ve çalışanlarına ayrılmış olan ödenekleri Batılı merkezlerle karşılaştırdığımda doktorlarımızı ve sağlık hizmetlerimizi oldukça başarılı buluyorum. Kendi branş örneklerine bakacak olursak, yurt dışında en basit bir BT veya MRG uygulaması 1000 Dolar’dan başlamaktadır. Sağlık Bakanlığı fiyatları ise 60-80 Türk Lirası dolayındadır. Bu incelemeler, dışarıda tanı için çok gerekli olan dinamik çok fazlı çalışmaları ve anjiyo protokollerini içerdiğinde inceleme ücreti iki üç katına çıkabilmektedir. Ancak bu ileri uygulamalarda Sağlık Bakanlığının tetkik bedelindeki kısıtlı tavrı iki konuda hastaya zarar vermektedir. Birincisi, tetkik ücretlerinin düşük olması nedeni ile gerekli veya gereksiz tüm hastalara gereğinden fazla tetkik istenmekte, klinisyenlerin hastayı muayene etmeden radyolojiye göndermeleri, hastaların gereksiz radyasyon ve kontrast madde almalarına neden olmaktadır.

Gözlediğim ikinci sakınca ise tetkik ücretlerinin komik derecede düşük olmasına bağlı olarak kontrast madde kullanımı, kesit kalınlığı gibi maliyeti düşürücü uygulamalarla tetkikin yetersiz olması sonucu yalancı negatif sonuçların doğmasıdır.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Doçentlik dönemimde Ekim 2004-Mayıs 2005 tarihleri arası altı aylık bir dönemde Amerika Birleşik Devletleri Philadelphia’da “University of Pennsylvania”da Gastrointestinal Radyoloji ve Body MR bölümlerinde gözlemci-araştırmacı olarak çalıştım.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Ben mesleğimi kesinlikle kendi memleketimde uygulamak isterim. Çünkü beni bu seviyeye getirenler kendi memleketimin olanakları ve kendi hocalarımdır.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere toplam 200 civarında makalem, bildiri ve sunumum, kitap bölümü yazarlığım ve kitap editörlüklerim mevcut.

 

YÖK başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Doçentlik ve profesörlük akademik unvanlardır. YÖK başkanı olsaydım, akademik unvanların çalışılan kurum dışında kullanılmasına izin vermezdim. Günümüzde özel hastanelerin çoğunda akademik unvanların kapılara asıldığını görüyoruz. Bu kişilerin çalıştıkları özel kurumda eğitim verdikleri tıp öğrencisi veya ihtisas öğrencisi olmadığına göre bu unvanların halkın duygularını etkilemek amaçlı kullanıldığını düşünüyorum.

Bir diğer hedefim, öğretim üyelerinin ekonomik seviyelerini ve çalışma ortamlarını iyileştirmek ve tüm zamanlı çalışmayı cazip hale getirmek olurdu. Ancak mesai bitiminde çalışma özgürlüklerini kısıtlamazdım.

Eğitim alanında yan dal uzmanlıklarının sayısını arttırırdım. Daha özgün konularda daha bilinçli bilim adamlarının yetişmesini desteklerdim.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

İnsanın ulaştığı her hedef yenisini getirir ve çıta yükseldikçe daha yükseği belirir. Benim bundan sonraki hedeflerim arasında, yetiştirdiğim meslektaşlarımın beni geçmesi ve gelecek kuşaklara alanımda güzel bir eser bırakmak bulunmakta. Tabii ki, kitap yazmak sabırla dokunan bir halı gibi zaman isteyen bir sanat. Yazmış olduğum bazı kitap bölümleri ve dergi editörlükleri var, ancak benim arzum, abdominal radyoloji alanında bir eser bırakmak. “Mesleğinizde hedeflediğiniz nokta nedir?” deyince,  “Kitap yazmak.” diyebiliyorum.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Öğrencilik yıllarımda psikiyatri stajı sırasında bana incelemem için verilmiş 14 yaşlarında bir hastam vardı. Staj sırasında bu hastaya yaklaşımım, onun güvenini kazanarak sorunlarını benimle paylaşma isteğini sağladı. Staj bitiminde izinli olarak eve gönderilmişti. Psikiyatri sonrası nöroloji stajı sırasında hastane koridorunda yürürken bana yaklaşmakta olan bir ses duydum. Annesi ile kontrole gelen 14 yaşındaki hastam “İşte anne, benim doktor ablam.” diye beni göstererek bana koşuyordu. Kendimi hiç o kadar doktorluğa yakın hissetmemiştim ve meslek seçimimde doğru karar vermiş olduğuma bir kez daha inandım.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Düzenli olarak sağlık kontrollerine gitmemekle birlikte, kendi vücudumda hissettiğim olağan dışı bir bulguda ilgili branş uzmanına gitmekte geciktiğim söylenemez. 

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Olmaz mı? İnsanın sosyalleşmesi, hayatı ve yaşamayı sevmesi için hobi şart. Hobilerimi sayacak olursam, mesleki toplantılar ve kongreler dışında hafta sonları doğa yürüyüşleri, yurt içi ve yurt dışı kültürel geziler en çok zevk aldığım konular. Kültürel gezi deyince, yanında fotoğrafçılık da geliyor. Bu şekilde ikinci hobim fotoğraf çekme sanatı olarak kabul edilebilir.

Diğer bir hobim film izlemek, ancak bunun için sinemaya gitmeye vakit bulabildiğimi söyleyemem. Bunların dışında, günün her saatinde klasik ve “slow rock” müzik dinlemek, tarihi ve güncel romanlar, goblen tablo işlemeleri, yüzme ve doğa yürüyüşleri benim diğer hobilerimi oluşturmaktadır.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Keşke kelimesini kelime dağarcığımdan çıkardığım için hiç kullanmıyorum. Yaşam felsefemde pişmanlık duygusunun yeri yoktur. Ancak bu hata yapmadığım anlamı taşımıyor. Mutlaka benim de bazı hatalarım olmuştur ve bu durumdaki hareket tarzım, pişmanlık duygusundan öte hatalarımı tekrarlamamaya çalışmaktır.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Yoğun çalışma dönemlerimde ve yurt dışı konuşma hazırlıklarım sırasında bu zaman diliminden çalmak zorundayım. Çünkü gündüzleri hastanede çalışmanız nedeni ile uluslararası toplantılarda ülkenizi en iyi temsil edebilmeniz için gece geç saatlere kadar çalışmak zorundasınız. Ama yine de mümkün olduğunca ailemle ve arkadaşlarımla birlikte oluyorum.

 

Teşekkürler

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer