AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Nihat Arıkan
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Arıkan

02 Mayıs 2008, Cuma

Prof. Dr. Nihat Arıkan
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Arıkan

“Merak ve araştırma akademisyende ilk planda olması gereken özellik”

Röp: Mete Generaloğlu

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1953 Finike doğumluyum. Ortaokul ve liseyi Tarsus’ta bitirdim. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesine girerek tahsilime devam ettim. Üroloji İhtisasımı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaptım. Üroloji ihtisasım 1980 yılında bitti. Askerlik görevimi Eskişehir’de yapmamın ardından 2 yıl Şanlıurfa’da mecburi hizmetimi yaptım. Mecburi hizmetimin ardından da tekrar Ankara Üniversitesine başasistan olarak döndüm. 1990 yılında doçent, 1996 yılında da profesör oldum. Hâlen buradaki görevime devam etmekteyim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Tıp mesleğini çok bilinçli olarak seçtiğim söylenemez. Başlangıçta bu mesleğe girdiğim için memnundum. Sevdiğim bir alan olduğunu gördüm. Ama bu memnuniyet yerini giderek bir tatminsizliğe bıraktı. Çünkü özellikle üniversitede kalmak istememin nedeni akademik bir kariyerim olsun buna bağlı olarak araştırmalar, bilimsel çalışmalar yapabileyim idi. Ama son yıllarda bunları yapma imkanlarımız ne yazık ki büyük oranda kısıtlı. İstediğimiz ortamı hiçbir zaman tam olarak bulamıyoruz.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Devamlı kendinden özveri. Kendi özel yaşamın yok denecek kadar az. Hasta bir insana yardımcı olduğun zaman onun verdiği zevk tabii ki çok büyük. Ama yaptığı işin çoğu zaman takdir edilmediğini, takdir görmediğini hissetmek insanı biraz üzüyor. Bu mesleğin en zor tarafı o. Türkiye’nin koşullarında manevi olarak da çok fazla bir şey alamıyorsunuz. Takdir edilmiyorsunuz. Hele son zamanlarda hekimler devamlı bir hedef kitlesi haline gelmiş durumda.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyen her şeyden önce meraklı, sorgulayıcı, şüpheci olmalı. Merak ve araştırma bence bir akademisyende ilk planda olması gereken özellik. Bunların sonucunda elde ettiklerini, geldiği seviyedeki kazançlarını kendinden sonra gelenlere düzgün bir biçimde aktarması gerekli.

Gönül ister ki yurt dışında yapılan ve sonuçlarından faydalandığımız birçok çalışmayı öncelikle bizler yapalım. Ama elimizdeki imkanlar son derece sınırlı. Bir hayvan çalışması yapmaya kalktığınız zaman karşılaştığınız engeller o kadar fazla ki. Eliniz kolunuz bağlı. Dolayısıyla ben kendimi dört dörtlük bir bilim adamı, dört dörtlük bir akademisyen gibi değil daha çok iyi bir klinisyen olarak görüyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Ben bütün hocalarımdan çok şey öğrendim. Hepsinden bir şeyler aldım. Ama illa ki bir isim vermek gerekiyorsa iki ismi söylemek benim için bir vefa borcu. Birisi Prof. Dr. Orhan Göğüş diğeri Prof. Dr. Sezai Yaman. Her ikisi de benim akademik kariyerimden önce ve sonra yani gerek ihtisasım süresinde gerek akademik kariyerim boyunca daima desteklerini hissettiğim insanlardır. Tabii ki diğer hocalarımın da hakkını inkar etmemek lazım. Onlardan da çok şeyler aldım.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de sağlık sisteminin çok doğru olmadığı belli. Zaten çok doğru olsa sistemle oynanmaz. Ben kendimi bildim bileli her gelen hükümet zamanında sağlık sisteminde değişiklikler yapılmaya çalışılır. Eminim ki herkes daha iyi bir şeyler yapılsın diye çalışıyor ama nedense şimdiye kadar öyle hem vatandaşı, hem hastaları, hem hekimleri, bütün sağlık çalışanlarını memnun edici bir sistem göremedik.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Kısa süreli oldu. Doçent olduktan sonra Detroit Medical Center’da özellikle üroonkoloji ile alakalı olarak Prof. Dr. Edmond Pontes’in yanında kısa süreli olarak kaldım. Onun dışında da yine kısa kurslar şeklinde bir çok aktivitem oldu.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Tabii ki isterdim. Çok daha da başarılı olurdum diye düşünüyorum. Yurt dışında, oturmuş bir sağlık sisteminin olduğu bir ülkede, çalışma imkanlarının, araştırma imkanlarının çok daha yeterli olduğu bir ülkede çok çok daha başarılı bir kişi olacağıma inanıyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Geçenlerde çıkarmıştım 30 civarında yurt dışı yayınım var. Yurt içi yayın sayısı da kesin bir sayı şuan için veremeyeceğim ama sanırım 100’ün üzerinde.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Bu soruya cevaben Ankara Üniversitesini genel anlamda benim değerlendirmem mümkün değil. Ama üroloji konusunda bir değerlendirme yapacak olursam, burada kişiler çok dikkatli bir şekilde seçilir. Sonuç olarak bu kliniğin kadrosu çok iyi yetişmiş kişilerden oluşur. Bilimsel anlamda da akademik anlamda da çok çok iyi ve Türkiye standartlarının üzerinde bir kliniktir. Bizim kliniğimizde herkes farklı konularda uğraşır. Herkes her şeyle uğraşmadığı ve belirli konularda daha spesifik çalıştığı için ilerlemesi daha kolay oluyor. Modern çağda tıpta artık branşı ne olursa olsun, bir kişinin o branşı her alanıyla tam olarak bilmesi mümkün değil. Bir spesifik alan seçerek o konuda bir şeyler yapmanız lazım. Bu klinikte de o yeteri kadar yapılıyor.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Bir kere kesinlikle YÖK başkanı olmak istemezdim. Çünkü hakikaten çok zor. Bunun siyasi yönü var, diğer yönleri var. Çok değişik yönleri var. Ama kendi karşılaştığım sorunlar açısından bir şey söylemek gerekirse, üniversiteler özellikle tıp fakültesi hastanelerinin bir devlet hastanesi gibi çalışma biçimini mutlaka değiştirmeye çalışırdım. Araştırmaların, bilimsel aktivitelerin daha bir yoğun olduğu hâle getirmeyi isterdim.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Tam ulaşabildiğimi söylemem mümkün değil. Bunu daha öncede söyledim. Ben üniversitede daha farklı çalışmak isterdim. Yani iyi bir klinisyen olmak tabii ki özellikle bizim gibi cerrahi branşlarda önemli. İyi ameliyat yapmak, iyi teşhis koymak bunlar tabii ki çok önemli ama üniversite ortamında iyi bir klinisyen olmanın yanında çok iyi bir araştırmacı olabilmeyi çok isterdim. Yayınlarımın klinik çalışmalardan daha ziyade deneysel çalışmalar ağırlıklı olabilmesi için biraz daha imkân olmasını isterdim. O şansı yakalayabilmiş olsaydım çok daha farklı yerlerde olabilirdim sanıyorum.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Şanlıurfa’da mecburi hizmet yaparken 30-35 yaşlarında bir genç gelerek erektil disfonksiyonu olduğunu belirtti. Bende sorgulamaya başladım. Sorguladıktan sonra ona göre tetkik isteyecektim. Ama o bana inatla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Köyde kendilerine hasım olan bir ailenin bulunduğu ve bu ailenin babaannesinin bunun erkekliğini anahtarla bağladığını, anahtarı da kör bir kuyuya attığını söylüyordu. Ben de kendisinin böyle düşünebileceğini ama öyle bir şey olamayacağını, başka sebeplerinin bulunabileceğini defalarca söyledim. Ancak hasta lafı döndürüp döndürüp kör kuyuya getiriyordu. Sonuçta baktım anlatamıyorum ‘Madem kör kuyuya anahtarı attılar diyorsun o zaman gidip kuyuyu bul anahtarı da çıkar içinden’ dedim. Hasta bana ‘Ben de onun için size geldim’ dedi. Benim ne yapacağımı sorduğumda da ‘Benim erkekliğimin anahtarla bağlanıp anahtarın da kör kuyuya atıldığını yazarak, atan kişinin kuyuyu göstermesi için bana rapor vereceksin’ dedi. Hastaya iki saat dil döktüm ama bir türlü anlamadı. Sanırım hâlâ kuyuyu arıyor. Bu benim için enteresan bir hadise. Anadolu’da halen bu tür vakalarla karşılaşıyoruz.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Kesinlikle hayır. En basitinden bir örnek vereyim. Biz 45-50 yaşına gelmiş her erkeğin yılda bir prostat kanseri açısından PSA baktırmasını isteriz. Hiçbir şikayeti olmasa da bir tarama yapılsın deriz. Ancak baktırmam gerektiğini bildiğim hâlde daha kendim baktırmadım. Kendi sağlığımıza maalesef yeterli ilgiyi göstermiyoruz.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Benim iflah olmaz hastalığım Beşiktaş’tır. En büyük hobilerimden biridir. Sıkı bir Beşiktaş taraftarıyım. Dolayısıyla son 5 senedir de devamlı bir hüzün içerisinde yaşayıp gidiyoruz. Onun dışında bilgisayara merakım var. Özellikle video klipler hazırlamak. Yurt dışında çıktığım her geziyi kameraya kaydederim ve müzik ekleyerek, konuşmalar ekleyerek video klipler oluştururum. Bir günlük bir gezi bile olsa onun bende mutlaka üç dakikalık, beş dakikalık, bir saatlik her neyse bir klibi vardır.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Öyle çok içten bir keşke demedim. Ama zaman zaman meslekle ilgili zor günler geçirdiğimiz, problemli zor vakaların olduğu günler de oluyor. O zaman keşke saat 5 olunca kapısını kapatıp evine giden, bürosundaki işi hiçbir şekilde evine taşımayan bir meslekte olsaydım dediğim olmuştur.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Eşim de hekim olduğu için bizim birbirimize vakit ayırıyor muyuz ayıramıyor muyuz fazlaca tartıştığımız yok. Çünkü aynı koşulları yaşıyoruz. Dolayısıyla bu konuda onun da benden fazla bir beklentisi yok, benim de ondan fazla bir beklentim yok. Ama mümkün olduğunca birbirimize vakit ayırmaya çalışıyoruz.

Çocuklarımıza gelince büyük kızımıza çok fazla vakit ayırabilmişliğimizi söyleyemiyorum. Onun büyüme döneminde biz de büyüyorduk. Koşturup duruyorduk. 14 yıl aradan sonra ikinci bir kızımız oldu. Ona vakit ayırıyoruz. Yani birinci çocuğumuza karşı belki içimizde biraz suçlandık veya tecrübe kazandık. Ama ikinci çocuğumuza iki elimiz kanda olsa, aktivitelerini destekleme açısından, onu götürüp getirme, aktivitelerine katılma açısından eşim ve ben mutlaka özen gösteriyoruBu da olmasın demiyoruz. Ne derse yapabildiğimiz kadar yerine getirmeye çalışıyoruz.

Teşekkürler.

5.5.2008
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer