AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Nilgün Sayınalp :Bir akademisyen eğitmen, bilim adamı ve araştırmacı kimliklerini taşımalı
    • Akademisyenlerimiz köşemizin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Ünitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Nilgün Sayınalp

04 Haziran 2006, Pazar

Prof. Dr. Nilgün Sayınalp :Bir akademisyen eğitmen, bilim adamı ve araştırmacı kimliklerini taşımalı
Akademisyenlerimiz köşemizin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Ünitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Nilgün Sayınalp

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1965 yılında Niğde’de doğdum. ilkokulu Ankara Hamdullah Suphi İlkokulu’nda ve ortaokulu Ankara Bahçelievler Ortaokulu’nda, liseyi Ankara Deneme Lisesi’nde tamamladım. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi İngilizce Tıp Bölümü’nden mezun oldum. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine başladım. 1993 yılında iç hastalıkları uzmanlık eğitimini, 1997 yılında yine aynı fakültede İç Hastalıkları Hematoloji Ünitesi’nde yan dal eğitimini tamamladım ve bu bölümde yardımcı doçent olarak görevime devam ettim. 1998 yılında hematoloji doçenti ve 2004 yılında profesör oldum. Halen Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Evliyim, 13 ve 1,5 yaşlarında iki kızım var.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Tıp fakültesindeki eğitimim sırasında iç hastalıkları branşının geniş kapsamı ve hastayı tüm yönleriyle değerlendirebilme imkanının olması nedeniyle bu branşa ilgi duymuştum. Başta rahmetli hocam Prof. Dr. Semra Dündar olmak üzere Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan pek çok kıdemli öğretim üyesinin hastalara yaklaşımları, eğitime verdikleri önem ve insan ilişkileri beni etkiledi. Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda bu bölümü tercih etmemde rol oynadı.

Başınızdan geçen mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?
Hematoloji uzmanlık eğitimim sırasında toplar damar tıkanıklığı nedeniyle serviste yatan ve daha sonra da uzun yıllar poliklinikte izlediğimiz bir hastamız vardı. Hasta bölümümüzde kendisine uygulanan tedaviden ve gördüğü ilgiden memnun kaldığı için bir teşekkür mektubu yazmış ve başhekimliğe vermek istemiş. Ancak başhekimlikte sadece şikayet dilekçelerini aldıklarını belirterek kabul etmemiş ve dekanlığa yönlendirmişler. Onlar da mektubu kabul etmeyince hasta mektubu bana getirdi. Bu çok şaşırdığım ve duygulandığım bir anımdır.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizdeki sağlık sisteminin olumlu ve olumsuz yönlerinden bahsedilebilir. Sağlık hizmetlerinin teorik olarak iyi planlandığını, toplumun oldukça geniş bir kesimine sağlık güvencesi sağlandığını ve birçok batı ülkesine göre daha insancıl olduğunu düşünüyorum. Ancak uygulamada çok önemli sorunlar var. Birinci Basamak sağlık hizmetleri çeşitli nedenlerle yeteri kadar verilemiyor. Bu nedenle daha ileri basamak merkezlerde gereksiz yığılmalar olmakta ve genel olarak hizmet kalitesini azaltmaktadır. Çevre sağlığı ve koruyucu hekimlik hizmetlerinin iyi olmaması nedeniyle, dünyada gelişmiş ülkelerde çok azalmış olan hastalıklar hala ülkemizde görülmektedir. Bu konulara daha fazla önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tıp mesleğini seçme sebebiniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Benim üniversite seçme sınavına girdiğim senelerde en yüksek puanla girilen bölüm tıp fakülteleriydi. Ben de sağlık alanında çalışmak istediğim için ilk tercih olarak yazdım. Zaten diğer tercihlerim arasında eczacılık ve kimyagerlik vardı. Çok zorlukları olsa da, manevi yönden insanı tatmin eden bir meslek olduğu için mesleğimden memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Bu soruyu klinisyen ve akademisyen olarak ayrı ayrı cevaplamak gerekiyor. Bir klinisyen olarak işimin hem en zevkli hem de en zor tarafı insan sağlığı ile direkt ilişkili olması ve bu nedenle çok sorumluluk yüklemesidir. Bizim işimiz belli saatlerde yapılan bir iş değildir. Hastaların sorunları dinlenme saatlerinde bile kafanızı meşgul edebilir. Özellikle bizim hasta grubumuzun bazı ağır ve tedavisi zor hastalıkları da içermesi nedeniyle uzun süre izleyip iyileştirdiğimiz hastalarla birlikte biz de mutlu oluruz, tedavide başarısız olduğumuzda ise etkilenip üzülürüz. Çalıştığım hastanede Türkiye koşullarına göre daha iyi olanaklara sahip olduğumuz için daha kaliteli bir hizmet vermek mümkün. Bu nedenle şanslı olduğumu düşünüyorum.
Akademisyen olarak düşündüğümüzde özellikle tıp alanında çalışan akademisyenlerin birden fazla şapkası olması gerekiyor. Ana görevleri olan eğitmenlik, araştırma yapma ve klinisyenlik yanında, gerektiğinde idarecilik, sosyal hizmet uzmanlığı, muhasebecilik hatta zaman zaman sekreterlik yapması da gerekiyor. Bütün bunları yapmaya bazen 24 saat yetmiyor. Bunların yanında sosyal yaşantınızda eş, anne, baba ve evlat olarak yerine getirmeniz gereken sorumlulukları da eklerseniz bir akademisyenin hayatının ne kadar zor olduğu anlaşılır.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyen eğitmen, bilim adamı ve araştırmacı kimliklerini taşımalı, kendisini sürekli geliştirmeli, yeniliklere açık olmalı ve doğru bilgiye ulaşmaya çalışmalıdır. Araştırma yapmak bir ekip çalışmasını gerektirdiği için paylaşımcı olmalıdır. Tıp alanında çalışan akademisyenlerin diğer bilim dallarına göre daha özverili olmaları gerektiğini düşünüyorum. Genç doktor adaylarının eğitiminde aktif rol almalı, hastaya insani ve tıbbi yaklaşımıyla örnek olmalı, yol göstermelidir. Topluma karşı görevlerini de unutmaması gerekir. Toplum sağlığının korunmasında eğitici olarak görev almalıdır.

Yurt dışı mesleki deneyiminiz oldu mu?
Yurt dışında uzun süre kalıp üniversite ve hastaneleri inceleme imkanım olmadı.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Özellikle teknolojik imkanlar ve maddi açıdan yurt dışında çalışmanın avantajlı olabileceğini düşünüyorum. Kendi branşımla ilgili olarak hasta bakımı ve tedavisi açısından batılı ülkeler ile aramızda önemli farklılıklar olduğunu sanmıyorum.
Katıldığımız yurt dışı kongreler ve yayınlar sayesinde tanı ve tedavideki yenilikleri izleyebiliyoruz. Ama özellikle tanı amaçlı yeni tekniklerin ve uygulamaların öğrenilmesi açısından kısa süreli yurt dışı tecrübe gereklidir. Bunun dışında yurt dışında uzun süreli kalmak istemezdim.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
İyi bir işim ve ailem olması nedeniyle şanslı olduğumu düşünüyorum. Ancak, çok erken yaşta kaybettiğim babama bir doktor olarak faydam olamadı. Buna hep üzülürüm.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Yurt içi ve dışı dergilerde 60’ın üzerinde yayınım ve yurt dışı yayınlarıma yapılan 100’ün üzerinde atıfım var. Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Hacettepe Üniversitesi kadrosu, bilimsel çalışmaları ve hizmetleri ile Türkiye’nin en saygın ve bilimsel açıdan en önde gelen kurumlarından birisidir. Bu kurumun bir üyesi olmaktan gurur duyuyorum.

Eğitim verdiğiniz klinikteki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Hematoloji Ünitesi de İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nın bir ünitesidir. Oldukça genç bir ekibiz. Her birimizin ilgi alanlarının farklı olması, bölümün bilimsel açıdan daha etkin olmasını ve üretkenliğinin daha fazla olmasını sağlamaktadır. Çalışma arkadaşlarım ile her zaman sevgi ve saygı içerisinde iyi ilişkiler sürdürmeye çalışıyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Öncelikle hedeflerinizin ne olduğu önemlidir. Üniversitedeki mesleki hedefim açısından profesör olmak elbette ki önemli bir hedefti ve buna ulaştığım için memnunum. Ama bir akademisyen için gerçek hedef doğru bilgiye ulaşmak olmalıdır. Ancak doğada mutlak gerçek ve doğru yoktur. Bilinen doğrular daha sonraki şartlar ve bilgi akışı sonucu yanlış olabilir. Bu yüzden akademisyenin artık hedefe ulaştım demesi mümkün değildir.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
İşlerimin yoğunluğu ve küçük çocuklarımın olması nedeniyle kendime ayırabildiğim zamanlar oldukça kısıtlı olmasına rağmen, boş zamanlarımda müzik dinlemekten, kitap okumaktan ve tenis oynamaktan hoşlanıyorum. Vakit buldukça eşimle açık havada uzun yürüyüşler yapmaya çalışıyoruz.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Anne ve eş olarak aileme yeterince vakit ayırmaya çalışıyorum ama onlarla ne kadar çok zaman geçirirsem geçireyim yine de yeterli diyemem. Çocuk yetiştirmek tıpkı doktorluk gibi, büyük emek, sabır ve sorumluluk gerektiren bir süreç. Onlar büyürken hiçbir aşamayı kaçırmamak istiyorum. Meslektaşım olan eşimin desteğiyle kızlarıma iyi bir anne, iyi bir arkadaş ve iyi bir insan modeli olmaya çalışıyorum. Bu çalışma temposuna rağmen bunu başarabilirsem mutlu olurum.

Teşekkürler. 05.06.2006
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
14/11-17/11 1. Hematoloji Eğitim ve Araştırma Kongresi HEMATOLOJİ ANTA
13/11-17/11 10. Uluslararsı Katılımlı Aile Hekimliği Kongresi - AHEKON 2019 AİLE... ANTA
13/11-17/11 41. Türk Ulusal KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresi KULAK-BUR... ANTA
14/11-17/11 Dudak Damak Yarıkları 6. Uluslararası Kongresi ORTOPEDİ... ANTA
14/11-17/11 HIV-AIDS Kongresi 2019 HALK SAĞLIĞI ANTA
16/11-21/11 55. Ulusal Nöroloji Kongresi NÖROLOJİ ANTA
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA