AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Nimet Ünay Gündoğan :Akademisyen, öğütlediği şeylerin temsilcisi olmalı”
    • Akademisyenlerimiz köşesinin bu haftaki konuğu Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nimet Ünay Gündoğan.

02 Nisan 2006, Pazar

Prof. Dr. Nimet Ünay Gündoğan :Akademisyen, öğütlediği şeylerin temsilcisi olmalı”
Akademisyenlerimiz köşesinin bu haftaki konuğu Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nimet Ünay Gündoğan.


Özgeçmişinizi anlatır mısınız?

1936 yılında İzmir’de dünyaya geldim. İzmir Gazi İlkokulu’nu, daha sonra da İzmir Kız Lisesi’ni bitirdim. Lisemiz son derece disiplinli ve iyi eğitim veren bir okuldu. 1956 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım. Fizyoloji derslerini anlatan Prof. Dr. Necati Akgün ve anatomi derslerini anlatan Prof. Dr. İsmail Ulutaş, beni en çok etkileyen hocalardı. Babamın tayini Ankara’ya çıkınca Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne nakil yaptırdım. Buradaki her hocamın dersi ayrı bir resital gibiydi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin pediatri derslerine gidiyorduk. Prof. Dr. İhsan Doğramacı hocamı ilk kez o zaman gördüm. İlk girdiğim dersinden sonra Doğramacı’nın asistanı olmaya karar verdim. 30 Haziran 1962’de mezun oldum, 1 Ağustos 1962’de de Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda ihtisasa başladım. İki sene çocuk sağlığı uzmanı ve konsültanı olarak çalıştım. 1964 yılında sınıf arkadaşım Prof. Dr. Mehmet Ali Gündoğan’la evlendim ve iki çocuğum oldu. 1968 yılında yine Hacettepe’de fizyoloji ihtisasına başladım.
Fizyolojide ihtisas yapma nedenim, yine benim gibi önce çocuk hastalıklarında sonra fizyolojide ihtisas yapan Dr. Nuran Kandemir’dir. Dr. Kandemir çok sevdiğim bir insandı. Onunla birlikte çalışabilmek için fizyolojiye geçtim. 1969-1970 yılları arasında, eşimin Sarıkamış’a tayini nedeniyle Sağlık Bakanlığı’nda görev aldım. Bir yıl Sarıkamış Devlet Hastanesi Başhekimi olarak görev yaptım.1970’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’ndaki görevime döndüm. 1971 yılında fizyolojiden uzmanlığımı aldım. 1974’te doçent, 1980’de profesör oldum. 1975 TÜBİTAK Teşvik Ödülü’nü kazandım. 1 Ocak 2003 tarihinde yaş haddinden emekli oldum. Aynı tarihte Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden aldığım davet üzerine Başkent Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı olarak çalışmaya devam ediyorum. 1999 yılından bu yana da Türkiye Klinikleri Tıp Bilimleri Dergisi Fizyoloji Bölüm Editörü olarak görev yapıyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?

Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın hekimliğinin yanı sıra insani yönü beni daima etkilemiştir. 1-2 kişi değil herkes bize bir şeyler kattı. Prof. Dr. Lütfi Tat, Prof. Dr. Selahattin Koloğlu, Prof. Dr. Cavit Sökmen, Prof. Dr. Nurhan Avman, Prof. Dr. Yunus Müftü ve adını sayamadığım birçok kişi bizlerde iz bıraktı. Ayrıca etkilendiğim kişiler arasında doçentlik tezini birlikte hazırladığım Prof. Dr. Kazım Türker, sınıf arkadaşım Prof. Dr. Üner Tan, Prof. Dr. Nusret Kansu ve başbakanlık ta yapan hocam Prof. Dr. Sadi Irmak’ı da anmadan geçemeyeceğim.

Başınızdan geçen mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?

Hacettepe’de çalıştığım günlerde 9 yaşında bir ITP’li hastamız vardı. 3 basamaklı rakamları akıldan çarpıyordu. Biz doğru mu, değil mi diye kontrol etmek için yarım saat uğraşıyorduk. Ele avuca sığmıyordu. Hekimlerin dinlenme yerinde, başasistanın kucağında çok kıymetli bir çocuk olarak gezerdi. Hasta olduğunun bile farkında değildi, çok neşeli bir çocuktu. Tedavisi tamamlanınca taburcu ettik.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eşim askeri hekim olduğu için mecburi hizmetini Sarıkamış’ta yapması gerekiyordu. Ben de onunla Sarıkamış’a giderek orada çalıştım. Şimdi nasıl bilmiyorum ama 1970 yılında orada devletin tüm imkanları vardı. Gönüllü çalışacak insana ihtiyaçları var. O yörenin iklim şartları çok ağırdı, bir İzmirli olarak epey zorlandım. O iklime alışık, yörenin çocukları yine kendi bölgelerine hizmet etmekten kaçınmamalı. Gençlere mutlaka Anadolu’nun havasını solumalarını tavsiye ederim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Benim tüm ailem tıp mesleğine aşıktı. Evde doktorluk ulu bir meslek olarak görülürdü. Benim de biyoloji dersim iyiydi, insan ilişkilerini çok severdim. Ablamdan sonra ben de hekim olmayı seçtim. Seçtiğim için de hiç pişman olmadım.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Bence zor tarafı, işinizi yaparken kendi yaşantınızı unutmanız, arka planda tutmanız. Ben işimi yaparken keyifle yaptım. Son derece meraklı bir insanım, meraktan keyif alırım. Acaba yapabilir miyim merakı beni sürükler götürür. Eşime de büyük teşekkür borçluyum. Ben işime çok düşkün biriyim, eşim beni hayata, aile yaşantısına çeker, sitem etmeden anlayışla davranır. Yaşantımda başarılı olduysam, bu anne-babamın sağladığı olanaklar ve 1964’ten beri aynı çatıyı paylaştığım eşim sayesinde olmuştur.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?

Bir akademisyen, öğütlediği şeylerin örneği olmalı, temsilcisi olmalı. Söylediklerinin arkasında duran, özgüveni tam bir kişi olmalı. Akademisyen, öğrencisinden ne istiyorsa kendisi örnek olmalı.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

3 ay New York’ta çalıştım. Pediatrist olarak gittim ama fizyoloji derslerini de inceledim.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?

İnsanın istekleri yaş evrelerine göre değişiyor. Gençken yeni teknikleri öğrenmek için ABD’ye gitmek isterdim. Ama orada çalıştıktan sonra dönüp öğrendiklerimi memleketimde uygulamak isterdim. Yurduma faydalı olmak her zaman ağır basmıştır. Diğer taraftan bir karşılaştırma yapmam gerekirse öğrencilerimin öğrenme azimleri ve zekalarının daha üstün olduğunu gördüm. Ne varsa bu memlekette var. Ana dilimi kullanmaktan, kendi dilimde müzik dinlemekten mutlu oluyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?

Hiç saymadım ama çok fazla yayınım yok. Hizmeti ön planda tutan bir doktor oldum. Ancak akademik yükseltme atamalarım için geçerli sayıdan fazla yurt içi ve yurt dışı yayınlarım oldu. Hacettepe’deyken yazılarımız fakültenin dergisinde çıkardı. Amacımız fakülte olarak Türkçe bilim dilinin gelişmesine karınca kaderince katkıda bulunmaktı. Yazı, makale işlerini daha yeni yeni yapabiliyorum.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?

Çocukluğumdan beri hayal ettiğim çalışma ortamının var olabileceğini Başkent Üniversitesi’nde gördüm. Rektörümüz inanılmaz bir tempoda çalışıyor. Bu çalışma temposu Türkiye’nin öğretisi haline gelseydi, her şeyin çehresi değişebilirdi.

YÖK başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Hiç olmayacak bir şey ama YÖK başkanı olsaydım, akademik işlerin adama göre değil, liyakata göre yürümesini sağlardım. İnsani vasıflarıyla bilimsel vasıfları dengeli olarak gelişmiş olan insanlara görev verirdim.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?

Hepsi benim çocuklarım. Onları, geleceğin hocaları olacak şekilde eğitmeye gayret ediyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Çıtayı yüksek tutmayı seven biriyim. Hedefim bu dünyada önemli bir iş yapmaktı. Kalıcı bir iz bırakmak gibi bir hayalim vardı. Ölümsüz olmayı, eserleri aracılığıyla gerçekleştirmek isteyen biriyim. Bu nedenle hedeflediğim yere ulaştığımı söyleyemem ama inşallah daha iyi şeyler yapmam mümkün olur.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?

Çalışırken kendimi unuturum. Spor yapmaya vaktim olmuyor. Ama bu yaşıma kadar hiç içki ve sigara kullanmadım. Ruhsal ve bedensel hijyenime dikkat ettim, kimsenin kuyusunu kazmadım. Disiplinli bir yaşantım var.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?

Resim yapmayı, yazı yazmayı çok seviyorum. Yazdığım hikayeler zaman zaman Bütün Dünya’da yayınlanıyor. Masal kitabı, şiirler, hikayeler yazıyorum. Örgü örmeyi seviyorum. Ayrıca hobilerim arasında bahçıvanlık var. Özellikle ağaç dikmeyi seviyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Keşke dediğim hiçbir şey olmadı.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Çalışma mesaimin dışında, bütün zamanım aileme aittir. Gençliğimde çok istesem bile berbere gidecek zaman bulamıyordum. Tam gün çalıştığım için çocuklarımı çok özlüyordum. Şimdi artık büyüdüler. Kendi yuvalarını kurdular. Şimdi eşimle birlikte en büyük keyfimiz pazar günleri ailece bir araya gelmemiz. Torunlarımın yaptıkları resimleri evin içinde sergileyerek onları ödüllendiriyorum. Anlattıklarını dinleyerek, gelişmelerini yakından izleyerek, başarı sevinçlerini paylaşarak bir aile olmanın mutluluğunu eşimle birlikte yaşamaya çalışıyoruz.

Teşekkürler.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA