AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Pakize Doğan :Akademisyenlik bir yaşam tarzıdır
    • Akademisyenlerimiz köşesinin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pakize Doğan.

14 Mayıs 2006, Pazar

Prof. Dr. Pakize Doğan :Akademisyenlik bir yaşam tarzıdır
Akademisyenlerimiz köşesinin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pakize Doğan.

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
Üsküdar, İstanbul doğumluyum. Babam askeri öğretmen olduğu için Mersin Astsubay Okulu’na tayin olunca ilk öğrenimimi Mersin Çankaya İlkokulu’nda tamamladım. Babamın isteği ile Mersin Kız Sanat Enstitüsü’ne kayıt oldum. Ancak 2 yıl sonra babamın tayini Ankara Kara Harp Okuluna çıktı. Üçüncü yılımı Maltepe Kız Enstitüsü’nde tamamladım. Daha sonra fark derslerin sınavlarını vererek Yenimahalle Kız Lisesi’ne kayıt oldum. Bu olay hayatımın seyrini değiştirdi. 1966 yılında üniversite sınavları iki farklı üniversite kapsamındaydı. Biri Hacettepe Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’nin olduğu grup, diğeri Orta Doğu Teknik Üniversitesi idi. Her ikisinin sınavları ayrı ayrı yapılıyordu. Her ikisine de girdim. Sonuç, Hacettepe Tıp Fakültesi ve ODTÜ Kimya Mühendisliği oldu. Bu defa yine karşımda iki yol vardı. Tıp fakültesini çok istememe rağmen, büyüklerim kimya mühendisliğinin ve ODTÜ deki İngilizce eğitimin uygun olduğunu, tıp eğitiminin çok eziyetli ve uzun olduğunu ısrarla söyleyince ODTÜ de karar kıldım ve 1971 yılında mezun oldum. Master programına girdim. Master programının birinci sömestrini tamamladım. Ancak içimdeki tıp hevesi hiç sönmemişti. Kimya eğitimi ise insan vücudundaki tepkimelere olan merakımı daha da artırmıştı. Bu sırada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’nda Araştırma görevlisi sınavı açıldı. Böylece 1971 yılında biyokimya eğitimime başladım ve ODTÜ’deki master eğitiminden ayrıldım. 1974’te öğretim görevlisi oldum. 1979’da doktora çalışmalarımı tamamladım. 1985’de doçent ünvanını aldım. O dönemde 2547 sayılı YÖK Yasası gereğince profesörlüğe atanabilmek için farklı bir üniversitede 5 yıl çalışmak gerekiyordu. Aynı yıl Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalına doçent olarak atandım. Erciyes Üniversitesinde 1985-1988 yılları arasında Dönem I Koordinatörü, 1988-1994 yıllarında Dönem II Koordinatörlüğü görevlerini yürüttüm. 1990 yılında profesörlüğe yükseltildim. 1990-1994 arasında Baş Koordinatör Yardımcılığı, 1994-1997 yılları arasında Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığıyla birlikte, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü, ayrıca 1995-1999 arasında TED Kayseri Koleji Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlendim. 1997 yılında yeniden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’na döndüm. Halen aynı anabilim dalında görev yapmaktayım. Evliyim ve üç çocuk sahibiyim.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Asistan olarak biyokimyaya başladığım ilk gün, o yıllar anabilim dalı başkanımız olan Prof. Dr. Gönenç Ciliv beni karşılamış ve bölümün çalışma prensiplerini anlatmıştı. Sevgili hocamın çalışma disiplini, bilimsel araştırmalardaki heyecanı, etik davranışları beni çok etkilemişti. Kendisi daima bana örnek olmuştur.

Başınızdan geçen mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?
Öğretim görevlisi olduğum yıllar Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde biyokimya dersleri veriyordum. Bir gün sınıfa girdim, derse başladım ancak ön sırada oturan bir öğrenci sürekli dikkatle bana bakıyor ve önündeki kağıda bir şeyler karalıyordu, önce not tutuyor zannettim, sonra ders anlatarak yavaşça yanına doğru yönlendim. Öğrenci bir telaş kağıdı sakladı. Ders bitince yanıma çağırdım ve ne yaptığını sordum. Bana, “Hocam afedersiniz, yıllık için bir karikatürünüzü yapıyordum” dedi. O anda birden öğrencilik yıllarıma döndüm, bende hocalarımın karikatürlerini çizer arkadaşlarıma verirdim.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlıklı olmak ve yaşamak her bireyin birincil hakkıdır. Sağlık ortamımızın henüz kurumsallaşmadığı kanaatindeyim. Her hükümet döneminde sağlık politikası değişiyor. Şüphesiz bu değişiklikler daha iyiye ulaşmak için yapılıyor ama uygulamaya sıra gelince problemler de ortaya çıkıyor. Sağlığa ayrılan bütçe oldukça kısıtlı. İsraf gibi bir lüksümüz yok. Bunun için yapılan değişikliklerin iyi etüd edilmesi, sadece tek merkezi düşünmeden sağlık hizmeti veren diğer kurumları da nasıl etkileyeceği araştırılması gerekir. Bugün büyük şehirlerdeki hastanelerde polikliniklerin ne kadar dolu olduğunu hepimiz görüyoruz. Bu hastaların çoğu taşradan geliyor, randevu almak istedikleri zaman acil değilse 1-2 ay sonra sıra veriliyor. Hasta memleketine geri gidiyor. Hem zaman, hem de para israfı. Tabii bütçesi uygun ise özel hastanelere de gidebiliyor ama hastaların yüzde kaçı? Hizmet veren büyük merkezlerin sayısı az kapasiteleri de bu nüfusa artık yetersiz kaldı. Ülkemizde bir doktora 720 kişi düşüyor, Avrupa ülkelerinde bu sayı 200 ile 300 arasında değişiyor. Hem iyi eğitilmiş doktorlara hem de fiziki imkanlara ihtiyacımız var. Bir kongre dolayısı ile Güney Afrika’ya gitmiştim. Cape Town’da şehri gezdirirlerken Hacettepe Üniversitesi Hastanesi büyüklüğünde bir binayı işaret ederek ’göz hastanesi’ dediler, bir başka yerde yine ortopedi hastanesini işaret ettiler. Ümit ederim ilerde bizim de böyle olanaklarımız olur.

Bir başka konu da pratisyen hekimlerimizden nasıl yararlanılacağı. Türk Sağlık Sendikası verilerine göre Türkiye genelinde 103 bin 804 doktorumuz var. Bu sayının yaklaşık yüzde 30’u uzman, yüzde 70‘i pratisyen hekim. Bu gücün nasıl değerlendirileceği hala tartışma ortamına bile getirilmedi. Örneğin Almanya’da aile hekimliği var. Her mahallenin bir diş hekimi, aile hekimi hastasını muayene ediyor, eğer gerekiyorsa hastaneye sevkediyor. Pratisyen hekimlerimizin hepsinin ülkemizdeki mevcut şartlar altında uzman hekim olmaları mümkün olamayacağına göre, aile hekimi olarak eğitilip hizmetlerinden faydalanılabilir.

Sağlık alanını seçme sebebiniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Sağlık alanında çalıştığım için memnunum. Özellikle biyokimya son derece geniş ve çeşitli çalışma konuları olan bir disiplindir. Örneğin metabolizmanın temel enzimlerinden birinin yapı analizini, fonksiyonlarını, kinetiğini ve diğer enzimlerle olan ilişkilerini çalışabileceğiniz gibi, DNA üzerinde de çalışabilirsiniz. Materyaliniz insan, deney hayvanı veya bakteri olabilir. Kısıtlı bir alanda kalmazsınız. Biyokimyasal çalışmaların pek çoğu hastalıkların moleküler temeliyle ilişkili olduğu için, sağlık alanına uygulanabilecek bulguların ne kadar önemli olduğunu takdir edebilirsiniz.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Araştırma projelerimizin finansmanını kısa sürede sağlamak en büyük problemimiz. Çünkü projenin onayı, talep edilen kimyasalların veya araçların ihalesi, ihale onayı, firmaların bu araç veya gereçleri temin ederek teslimi ayları alıyor. Buna ek olarak çalışmalarımız uzun deneysel süreçlerin verilerinin değerlendirilmesine dayalıdır. Bu sürenin bir yılı da aştığı olur. Bazen kendinizi iğne ile kuyu kazar gibi hissedersiniz. Güzel orijinal bir projeniz vardır, heyecanla bitirirsiniz sıra yayınlamaya gelir, bir de bakarsınızki bir başkası benzerini ay farkı ile yayınlamış, bütün heyecanınız bir anda yok olur.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyenlik bir yaşam tarzıdır. Bence akademisyen bilgisini sürekli güncelleyen, bildiklerini öğrencilerine ve çevresine en iyi şekilde aktaran, araştırma yapan, sabırlı olan, dürüst olan, çalışma şevk ve azmini her zaman canlı tutan, gerek iş gerek özel hayatıyla disiplinli, ahlaklı davranışlara sahip olan bir kişi olmalıdır.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Yurt dışında çok kısa süre çalışma imkanım oldu. Laboratuvarları her türlü çalışma imkanını size sunan son teknolojik yeniliklere sahip araç ve gereçlerle donanımlı. Ancak sürekli olarak yurt dışında yaşamak istemezdim. İdeal olan orada yeni teknik ve yöntemleri öğrenip ülkemiz insanının hizmetine sunmaktır.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Sağlığıma özen göstermeye çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki eğer hasta olursam öğrencilerimin dersi bir şekilde aksar.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Hayatta her kişinin keşke olsaydı veya olmasaydı dediği bir olay vardır. Çok güvendiğimiz bir müteahitten bir daire almak için ödemeler yaptık, tam tapu almaya sıra gelince müteahitin evi borcuna karşılık bir bankaya ipoteklediğini öğrendik. Sonuçta banka evi sattı. Keşke o kişiye hiç güvenmeseydik diyoruz.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Yaklaşık bir sayı verebilirim. 90 civarında yayınım var, bunların 31‘i SCI kapsamındaki dergilerdedir.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Üniversitemizin kurulduğu günden bu yana hedefi “Daha ileriye, en iyiye...” varmaktır. Fakültemiz eğitim programı, dinamik akademik kadrosu ve bilimsel çalışmalarıyla daima ilk sırada olmuştur. Diğer tıp fakültelerine önderlik etmiş ve etmektedir. Yurt dışı yayınlarımızın sayısı her yıl hızla artıyor. Tıp fakülteleri arasında öğretim üyesi başına düşen yayın sayısı bakımından birinci sıradayız. TUS’da doktorlarımız ilk sırada. Fakültem insan sağlığına olan hizmetleriyle de toplum tarafından ön sırada tercih edilmektedir. Fakültemle gurur duyuyorum.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Çalışma arkadaşlarımla ve diğer personelle ilişkilerim iyidir. Günün üçte birini iş yerinde geçiriyoruz. Birbirimize daima saygılı, dost ve arkadaşız. Onlardan şimdiye kadar hiç bir farklı davranış görmedim, sanırım onlar da beni dost ve arkadaş olarak görüyorlar.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Akademik ünvan açısından evet ama bilimsel araştırma açısından hayır diyeceğim. Yapmak istediğim projelerim var. Bunlar yakın gelecekte hayata geçerse ümid ederim bir aşamayı daha katetmiş olurum.

Mesleğiniz dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Her insanın kendi mesleği dışında hobileri olmalı. Resim yapıyorum, klasik müzik dinlemeyi, film seyretmeyi ve okumayı severim.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Evimden içeri girdiğim anda ben bir anneyim ve bir eşim. Her zaman aileme yeterince vakit ayırdım, sorumluluklarımı sevgiyle yerine getirdim, ömrüm yettiği kadar da getirmeye devam edeceğim.

Teşekkürler.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/10-31/10 6. Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi ENDOKRİNO... ANTA
28/10-01/11 5. Ulusal Klinik Mikrobiyoloji Kongresi MİKROBİYO... İZMİ
31/10-02/11 Türkiye Maternal Fetal Tıp Derneği Ultrasonografi Kursu KADIN... İSTA
30/10-03/11 63. Türkiye Milli Pediatri Kongresi PEDİATRİ KIBR
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
26/11-30/11 3. Uluslarası – 21. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi HALK SAĞLIĞI ANTA