AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Sibel Göksel
    • Akademisyenlerimiz sayfasının bu haftaki konuğu Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Göksel

10 Haziran 2007, Pazar

Prof. Dr. Sibel Göksel
“Aile hekimliği, alt yapısı ve sistemi güçlü, iyi bir ulusal sağlık sigortasına sahip ülkelerde uygulanabilir”

Akademisyenlerimiz sayfasının bu haftaki konuğu Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Göksel


Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1962’de Konya-Ereğli’de doğdum. İlköğrenimimi 1973’te Bursa’da Setbaşı İlkokulunda, ortaöğrenimimi 1980’de Bursa Anadolu Lisesinde tamamladım. 1986’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. Zorunlu hizmetimi Sağlık Bakanlığı, Ankara Numune Hastanesi, Hızır Acil Servisi’nde tamamladıktan sonra 1987’de yapılan ilk Tıpta Uzmanlık Sınavı ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalında ihtisas yapmaya hak kazandım. 1991’de uzmanlık eğitimimi tamamladıktan sonra aynı anabilim dalında öğretim görevlisi kadrosunda 8 ay uzman olarak çalıştım. 1992’de yardımcı doçent kadrosuna atandım ve 1995’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan doçentlik sınavını başarıyla tamamlayarak doçent ünvanını; 2002’de ise profesör unvanını aldım. Halen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalında tam zamanlı, kıdemli profesör olarak çalışmaktayım ve Ekim 2006’dan beri de Anabilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmekteyim.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Her disiplinin duayenleri olarak tanınan büyük hocalarımız vardır. Doğrudan örnek aldığım denemez belki, ancak tanışma fırsatı bulduğum ve ortak bilimsel toplantılarımızda çalışmalarını izlerken her zaman takdir ettiğim Türk Farmakoloji camiasının Prof. Dr. Alaattin Akçasu, Prof. Dr. Kazım Türker, Prof. Dr. Oğuz Kayaalp gibi duayenleri, saygıdeğer akademisyenleri var.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de kurulmaya çalışılan aile hekimliği sisteminin ideal uygulayıcılarından birisi olan İngiltere’de bir süre yaşama fırsatı buldum. Alt yapısı ve sistemi güçlü, iyi bir ulusal sağlık sigortasına sahip olan bir ülkede, ilk basamak tedavinin güçlü olması, sağlık hizmeti işleyişini oldukça hızlandırıyor. Ancak Türkiye gibi henüz sağlık politikalarını ve alt yapısını oturtmamış bir ülkede işleyişte sorun olacağı, halkın yine alışageldiği gibi birinci basamağı atlayıp ikinci, hatta üçüncü basamakta üniversite hastanelerinde çözüm arayacağı ve dolayısıyla sağlık hizmetini satın almaya başlayacağı işleyişin “parası olana iyi sağlık hizmeti”ne dönüşeceği tedirginliğini duyuyorum. Koruyucu hekimliğin önemini kaybetmesi gibi kaygılar taşıyorum.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Benim üniversite sınavına girdiğim yıllarda en popüler meslek doktorluktu. Sanırım benim tıp mesleğini seçişim biraz bu nedenle, biraz da ailemin yönlendirmesiyle oldu. Tıp fakültesinde aldığım 6 yıllık eğitimden son derece memnun kaldım ve tekrar “bir meslek seç” deseler yine doktorluğu seçerim, ancak bu kez fakülte yıllarını daha bilinçli olarak değerlendiririm. Daha sonra uzmanlık alanım olan “Farmakoloji”yi seçişim ise direkt hastayla ilgilenilmeyen, ancak hasta ve hastalıktan da uzak olmayan bir branş istemem ve akademik hayatın bana daha cazip gelmesinden kaynaklanıyor.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
İşimin en büyük zorluğu akademik hayatta hekimlik, araştırmacılık ve eğiticilik dışında işle bağlantılı başka konularla da (idarecilik, çeşitli kurul veya komisyonlarda görev almak gibi) ilgilenmek durumunda kalmaktan kaynaklanıyor. Örneğin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırma Etik Kurulunda zorunlu farmakolog üye ve başkan yardımcısı olarak çalışmaktayım. Diğer taraftan Ege Üniversitesi Araştırma Fonu’na başvuran projelerin değerlendirmesini yapan “Tıp Fakültesi Alt Komisyonu” üyesiyim; ayrıca yürütülmekte olan projeleri alt yapı olarak destekleyen ve merkezi bir araştırma laboratuvarı misyonu üstlenmiş olan “AREL-Araştırma ve Eğitim Laboratuvarı”nın yönetim kurulu üyelerinden birisiyim. Kendi bölümümdeki rutin laboratuvar ve akademik çalışmalarımı sürdürürken bir de bu tür işlere koşuşturmak gerçekten yorucu olabiliyor.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Bence bir akademisyen şu dört kimliği en iyi şekilde sırtlanmış olan kişidir: “İyi ahlaklı bir birey”, “Mesleğinde en büyük usta”, “İyi bir eğitimci” ve “İyi bir bilim adamı”.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
İlk yurt dışı deneyimim 1996’da oldu, TÜBİTAK-ESEP (European Exchange Programme) programı kapsamında Royal Society Bursu ile İngiltere-Birleşik Krallık’ta Cardiff’te University of Wales College of Medicine kardiyovasküler araştırma laboratuvarlarına özel bir hücre kültürü tekniğini (koroner mikrovasküler endotel hücresi) öğrenmek için gittim. Daha sonra İngiltere’de öğrendiğim tekniği Türkiye’de yine TÜBİTAK tarafından desteklenen bir proje ile kendi laboratuvarlarımızda uygulamaya başladım ve bu konuda eğitim de verdim. Daha sonra 2000’de Birleşik Krallık-Kuzey İrlanda’da Belfast’ta Queen’s University Belfast School of Medicine’da yeni kurulmakta olan kardiyovasküler araştırma laboratuvarlarında araştırma yapma fırsatı yakaladım. İki yıllık deneyimle öğrendiğim moleküler biyolojik teknikleri şu anda anabilim dalımızın laboratuvarlarında uygulamaktayız.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Yurt dışında akademisyenliğin büyük bir bölümü araştırma yapmayı kapsıyor ve oralarda araştırma yapmak ülkemizde olduğu kadar zor ve zahmetli değil, çünkü oturmuş alt yapı, sistemler ve esas önemlisi refah mevcut. Her bilim adamının mutlaka bu deneyimi yaşamasını tavsiye ederim. Ancak hayat boyu aynı işi yurt dışında yapmak istemezdim; çünkü kendi memleketime hizmet vermek beni her zaman çok daha fazla mutlu etmiştir.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Yurt içi dergilerde 8’i orijinal araştırma makalesi olmak üzere 16 adet, yurt dışı dergilerde tümü orijinal araştırma makalesi olan 23 adet yayınım ve yurt içinde basılmış 6 farklı kitapta çeşitli konu yazarlıklarım bulunmaktadır.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Çalıştığım kurum Türkiye genelinde bilimsel yayın kapasitesi olarak belki ilk sıralarda değil, ancak son yıllarda hızla yükselen bir grafiği var. Özellikle üniversitelerin kendi yağlarıyla kavrulmalarının beklendiği bu günlerde üniversitemizde araştırma fonunun desteğini her zaman arkamızda görüyoruz ve bu nedenle kendimi şanslı sayıyorum.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Üniversiteyi dünyaya bilim, ülkeye hizmet ve bulunduğu bölgeye yarar sağlayabilmesi için fikir üretme; bütçesini kullanma; felsefesini, misyonunu ve ilmini yayma anlamında baskı ve politikadan uzak, “mutlak özerk” bir kurum haline getirmek için ne gerekirse onu değiştirmek isterdim.

Eğitim verdiğiniz Anabilim Dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Anabilim Dalımızda görevli diğer öğretim üyeleri, uzmanlık öğrencileri, sağlık teknisyenleri, sekreterler ve hizmetlilerle oldukça sıcak bir iletişim ortamımız var, adeta bir aile içinde gibiyiz. Beni bu ailenin çalışkan, titiz, başı sıkışınca başvurulabilecek, sorunlara çözüm getirebilen bir üyesi olarak tanımlayacaklarını düşünüyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Ulaştığımı düşünüyorum.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen en ilginç anınız nedir?
Yurt dışında çalıştığım dönemde Londra-İstanbul arası uçuşlardan birisinde ön tarafta bayılmış olan bir hasta için “Uçakta doktor varsa ön tarafa gelsin!” diye bir anons yapıldı. Gidip baktığımda hipertansiyon hastası olan bir İngiliz yolcunun kalkış esnasında tansiyon düşmesi nedeniyle bayıldığını fark ettim. Uçağın sağlık setini istedim ve henüz hiç kullanılmamış olan tansiyon aletini monte edip gerekli müdahaleyi yaptım. Sonra öğrendim ki, uluslararası havalarda müdahale yapılınca bir tutanak tutulması gerekiyormuş. Çeşitli belgeleri imzaladıktan sonra kaptan pilot tarafından kokpite davet edildim. Daha önce hiç kokpit içine girmemiştim, benim için değişik bir deneyim oldu.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Gösterdiğimi düşünüyorum, en azından sağlığı korumak anlamında düşünecek olursak dengeli besleniyorum ve düzenli spor yapıyorum.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
En büyük hobim spor yapmak, haftada en az üç gün devam ettiğim salonda step-aerobik, yoga yapıyorum ve tenis oynuyorum. Kitap okumayı, çalışırken bile müzik dinlemeyi çok seviyorum. Bir de stres atmak için yaptığım bir hobim var, dikiş dikmek. Özellikle ev dekorasyonuna yönelik malzemeleri dikmek beni müthiş dinlendiriyor.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Hayatta tercihlerimizi yaparken her seçimimiz aynı zamanda başka alternatifleri terk edişimiz veya onlardan vazgeçişimiz demek. Dolayısıyla “hiç keşke demedim” veya “hayatta hiç pişmanlıklarım olmadı” demek bence fazlaca iddialı ve aslında hatalı olur.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Çoğunlukla eve iş taşıyorum, ancak özellikle oğluma zaman ayırmam söz konusu olduğunda her şeyi bir kenara atarım. Hekimlik mesleğini bir yaşam biçimi olarak algılamak gerekiyor. Bu nedenle zaten aile bireyleri de bunu bir hayat biçimi olarak benimsiyor, sorun olmuyor ve hele de kendi hayatınızı iyi yönetme becerisine sahipseniz kendinize ve ailenize rahatlıkla vakit ayırabiliyorsunuz.

Teşekkür ederiz.

22/06/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer