AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Yıldız Camcıoğlu
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yıldız Camcıoğlu (Söylemez)

11 Kasım 2007, Pazar

Prof. Dr. Yıldız Camcıoğlu
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yıldız Camcıoğlu (Söylemez)

“Profesör ve doçent unvanlarının sadece tıp fakültesinde çalışan öğretim üyelerine verilmesi gerektiğine inanıyorum”

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
Gaziantep’te doğdum, babamın işi gereği farklı şehirlerde okula devam ederek liseyi 1968 yılında İstanbul, Özel Şişli Kolejinde bitirdim. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesini kazandım. 1974 yılında mezun oldum. Aynı yıl Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Kliniği ve Hastalıkları AD’de bir yıl çalıştıktan sonra asistan olarak girdim. 1981 tarihinde uzman oldum. 1982 yılında sağlık nedeniyle istifa ettim. Aynı bilim dalına geri dönüp 1989 tarihinde doçent, 1996 yılında profesör oldum. Pediatrik immünoloji yan dalı ve pediatrik enfeksiyon yan dalı belgelerim var. Halen İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD, Enfeksiyon Hastalıkları, Klinik İmmünoloji ve Alerji bölümünde görev yapmaktayım. Bir dönem anabilim dalı başkanlığı yaptım. Türk İmmünoloji Derneğinin üç dönem başkanlığını yürüttüm.
Şu anda etkin olarak, İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü bünyesinde bulunan ‘İmmünoloji Anabilim Dalında görevliyim. İstanbul Hasta Çocukları Koruma Derneğinin başkanıyım. Türkiye Milli Pediatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesiyim. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesiyim. Turkish Journal of Immunology’nin editörüyüm.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
İnsanlara yardımcı olmak, hastalıkların tanısında yardımcı olmak beni çok heyecanlandırıyor ve mutlu ediyor. Ama sağlıklı çocukların yetişmesine katkıda bulunmak, keyifli gülümsemelerine tanıklık etmek ve onların farklı hastalıklarına tanı koymak bana daha çok cazip geldi ve çocuk hekimi oldum. Mesleğimi çok seviyorum, başka meslek düşünemiyorum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Bazı hastalıkların tanısında kullanılacak laboratuvar tekniklerinin Türkiye’de hala uygulanamaması biz klinisyenleri zor durumda bırakıyor. Emek vererek tanı koyduğunuz hastanın tedavi seçeneğinin olmaması veya tedavi ettiğiniz hastanın kaybedilmesi beni çok üzüyor. En zoru da bu bilgileri anne ve babaya anlatmak.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Tıp fakültesi için akademisyeni tanımlamak istiyorum. Tıp fakültesinde çalışan, tıp fakültesi öğrencisi ve uzmanlık öğrencisi yetiştiren, klinik deneyimini tıbbın yeni bilgileri ile zenginleştiren, araştırmalar yapan ve bu bilgileri yayın, kitap ve konferanslar ile meslektaşlarına aktarabilen öğretim üyesini akademisyen olarak algılıyorum. Profesör ve doçent unvanlarının sadece tıp fakültesinde çalışan öğretim üyelerine verilmesi gerektiğine inanıyorum. Fakülte dışında bu unvanların kullanılmasına karşıyım.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Asistanlığa başladığım ilk günlerden itibaren bilgi ve kişiliklerine çok güvendiğim ve gerçek akademisyen olarak tanımladığım üç öğretim üyesi bana ışık tuttular; Prof. Dr. Günay Ezer, Prof. Dr. Necla Akçakaya ve Prof. Dr. Birsen Ülkü. Prof. Dr. Jean Laurent Casanova ise zeka ve çalışkanlığı ile gerçek bir yol gösterici.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlıkta birçok sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Hekimler Türkiye’deki diğer birçok yüksekokul mezunlarından daha iyi ve meslek içi eğitimlerini daha iyi sürdürüyorlar ancak maalesef hemşire, yardımcı hastane personeli, sekreter gibi ara kademelerdeki eleman eksikliği hekimlerin başarısını gölgeliyor. Türkiye’de böylece her kötülüğün sorumlusu hekim olarak algılanıp, suçlanıyor. Gazete sayfalarının ikinci sayfası bu hataların sorumlusu hekimlerin öyküleri ile doluyor. Hekim, sağlık kurumunun bir parçası olarak görülmüyor. Beni rahatsız eden, kurumsallaşmanın sağlanamaması nedeniyle kliniğe müracaat eden hastanın, sağlık kurumunun her bir eksikliğinden hekimi sorumlu tutması.
Şu anda, üniversiteler Sağlık Bakanlığının çıkardığı yeni genelge uyarınca ödemeler nedeniyle giderlerini karşılamakta zorluk çekiyor. Üniversite yapılması gereken ileri incelemeleri yakında yapamaz hale gelecek. Üniversite, diğerlerinden farkı yeni yöntemler kullanarak, farklı hastalıkların tanı ve tedavisini yapabilmelidir.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
İmmünolojik incelemeler ve primer immün yetersizlik hastalıkları konusunda İngiltere’de Birmingham University, Department of Immunology ve Amerika Birleşik Devletleri, Baylor College Of Medicine, Department of Pediatrics, Section of Allergy/Immunology’de misafir öğretim üyesi olarak bulundum.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Evet, aynı işi yapmak isterim.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Şu anda kesin rakamı bilmiyorum. Yurt içinde 90’ın üstünde, yurt dışında 30’a yakın makalem yayınlandı.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Çalıştığım kurum, beni eğiten, büyüten değerli öğretim üyelerinin bulunduğu büyük bir Üniversitenin saygın bir fakültesidir. Kurumun bilimsel olarak hiçbir eksikliği yoktur ancak yeterli sayıda uzmanın olmaması ve ara kademelerdeki eksiklikler giderilmez ise yakın gelecekteki akademik gelişmeler için endişe duyuyorum.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Üniversitelerin, en azından 5 senelik gelişim programını oluşturup, bireysel değil kurumsal çerçevede bu gelişmelerin başarılması için mücadele verilmeli. Türkiye için gereken uzmanlık alanlarında ve ara kademelerde insan gücü yetiştirmek için eğitim birimlerini oluşturacak olanaklar sağlanmalı. Öğretim üyelerine saygınlığı kazandıracak her türlü maddi ve manevi destek verilmeli.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
Klinikte ilişkilerimiz her zaman dostluk çerçevesinde olmuştur, ancak anabilim dalı başkanı olduğum dönemde bazı meslektaşlarım ile fikir ayrılığı yaşadım.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
İstanbul Üniversitesinde görev yapan bir öğretim üyesi olmak bana onur veriyor. Ancak uluslararası düzeyde bir araştırmacı olmak, yeni hastalıklar tanımlamak beni mutlu edecek hedeflerdir.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Altı aylıktan itibaren yaygın BCG enfeksiyonu ve tüberküloz kliniği gösteren iki kardeşin tanısını koymak için dünyaca tanınmış birçok hocaya akıl danıştım. Ön görülen hiçbir tanı hastalarımıza uymuyordu. Hastalara antitüberküloz tedaviler vererek 7 yıl izledik. Türk-Fransız İmmünoloji Günlerinde Türkiye’ye davet ettiğimiz genç bir klinisyenin (Prof. Dr. Jean Laurent Casanova - Hospital Necker) yaygın BCG enfeksiyonlarına genetik yatkınlığı incelediğini öğrendim. Hastaları yeniden klinik ve laboratuvar verileri ile tartıştık. Fransa’da bir yıl süren genetik incelemeler sonucunda hastalarımıza ‘Interferon Gama Reseptör eksikliği’ tanısı konuldu. Dünyada yayınlanan ilk 60 olgu içinde yer aldılar. Prof. Dr. Jean Laurent Casanova şu anda Avrupa Primer İmmün Yetersizlik Derneğinin Başkanı ve 11 yıldan beri dostluğundan onur duyduğum başarılı bir araştırmacı. Bazı hastalıkların tanısına moleküler düzeyde incelemelerin ışık tutacağının kanıtı yaşadığım bu deneyimdir.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Hekim sağlık konusunda eğitim alır iken kendi sağlığına özen göstermiyor. Bedensel yorgunluğun yanı sıra, ağır sorumluluk, gergin insan ilişkileri ve kötü beslenme sağlığımızın çabuk bozulmasına yol açıyor. Bu nedenle mutlaka kendimize zaman ayırarak beden ve zihnimizi dinlendirmeliyiz. Öğrenciliğimden beri sistematik çalışma tempomun arasında kendime bir ödül vererek, sinemaya ve tiyatroya giderim. Küçüklüğümden beri yazları yüzdüm ve kürek çektim. Asistanlıktan itibaren tenis ve kayak sporlarına ilgi duydum. Şu anda haftada en az 2 gün spor yapıyorum. Düzenli şekilde devam ettiğim bir spor merkezi var.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Öğrenciliğimde resim yapmak benim en sevdiğim becerilerimden biriydi. Tıbbiyede bu becerimi maalesef körelttim. Şu sırada kitap okumak, sinema ve tiyatroya gitmek, açık havada yürümek ve spor yapmayı seviyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Aile ve iş yaşamının getirdiği tüm sıkıntılara rağmen hayatı en az hasarla ve keyifle yaşamak gereğine inanıyorum. Seçimlerimiz her zaman doğru olmayabilir, önemli olan en az hasarla hayatı yaşamaktır. Ben de yaşadığım hiçbir şeyden pişman olmadım.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Ben tam gün çalışan bir anne olarak, akşamları hep çocuklarımla birlikte yemek yemeye özen gösterdim. Özel günlerinde yanlarında olmaya çalıştım. Hafta sonunda ve tatillerde, nöbetlerden arta kalan zamanlarda, çocuklarımla birlikte alışverişe çıktık, sinemaya, tiyatroya gittik, spor yaptık, sırt çantaları ile seyahate çıktık. Ailem ile kaliteli zaman geçirdiğime inanıyorum.

Teşekkürler.
12/11/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
3
1) MeryemÇevik (Ev )
13.04.2019 23:32:03
Merhba hocam ben miraç çevik Annesiyim öncelikle nasılsınız. Çocuğum ağır kombine imönüm yetmezliği nedeniyle ilik nakli oldu çok şükür iyi şüan. Size nekadar teşekür etsem az iyi akşamlar
People
5
2) fzt.Ck (Fizyoterapist)
31.07.2014 00:06:59
Fizyoterapistler yardımcı personel değil mesleki otonomiye doğrudan sahip meslek mensuplarıdır. Fizyoterapiyi ftr hekimlerine yardımcı olarak değil bizzat kendileri yaparlar.... Bilgileri yanlış vermek üstelik bunu bilerek yapmak ne kadar etik ?
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer