AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr.Ayhan Attar
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Ayhan Attar

14 Ekim 2012, Pazar

Prof. Dr.Ayhan Attar

Akademisyen hekimler sadece hasta bakım hizmeti veren kişiler değildir. Türkiye’de öğrenci asistan yetiştireceksin, laboratuvar ve klinik araştırmalar yapacaksın ve çok çalışacaksın.

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1966 yılında Ankara’da doğdum. İlkokula Ankara Mamak Gülveren Mahallesi’nde başladım, Diyarbakır Şair Sırrı Hanım İlkokulunda bitirdim. Devlet Parasız Yatılı Sınavı’nı kazandım. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. Nöroşirürji ihtisasımı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaptım. 2003 yılında doçent, 2010 yılında profesör oldum. Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya devam ediyorum.  Prof. Dr. Nuray Attar ile evliyim. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Tedavi Bölümünde öğretim üyesidir. Yirmi yaşında erkek, altı yaşında kız çocuk sahibiyim. 

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Ankara Atatürk Anadolu Lisesinde çok çalışkan insanlarla birlikteydik. Ben biyolojiye daha meraklıydım. Tıbbı seçtiğime hiç pişmanlık duymadım. Sadece tıp fakültesinde okurken Prof. Dr. Nabi Avcı ile tanıştım. Benim hayatımdaki en önemli kişiliklerden biridir. Tanıdığım en entelektüel insandı. O Molla Kasım, ben Suhte Kasım idim. Albatros isimli edebiyat dergisinde kendisine yardımcı olmaya çalıştım. Sadece nikâh yüzüğümü takan kişi değil, bana hayatta okumanın en önemli şey olduğunu gösteren, hayatım boyunca örnek aldığım kişi oldu. O zamanlar şiir yazmaya çalışıyordum, ama arkadaşlarım Mücahit Öztürk, Hakan Albayrak ve Kemal Sayar çok kötü yazdığımı kibarca belirttiler. Nabi Ağabey de doktorluğun benim için daha uygun olacağını söyleyince edebiyat denemem kısa sürede bitti. Hâlâ içimde bir ukdedir. Altı yıl sonra cerrahiden emekli olunca tüm zamanımı edebiyata ayırmak istiyorum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Her mesleğin kendisine göre zorlukları vardır mutlaka, ama hekimlik hepsinden farklıdır. Bu meslek tam bağlılık, mutlak çalışma ve sonsuz özveri gerektirir. Meslek içinde oldukça telefonunuzu kapatma, tatile gitme, stressiz yaşama şansınız yok. Nöroşirürji diğer dallar içinde yoğunluk olarak çok daha ağır. Örneğin; benim asistanlığımın yaklaşık yarısı, ki bu yaklaşık 3,5 yıl eder, nöbet tutarak geçti. Aile hayatınızın bundan etkilenmemesi mümkün değil. Çocuklarım beni göremeden büyüdüler. Meslekte çalışıp çalışıp en üst seviyelere gelmeye çalışırken, karşımıza tamamen hekimlerin kazanılmış haklarına karşı çıkartılmış saçmalıklar silsilesi olan yasalar çıktı.  Akil insanlar tarafından sistemin bir an önce rehabilite edilmesini bekliyoruz.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen hekimler sadece hasta bakım hizmeti veren kişiler değildir. Türkiye’de öğrenci asistan yetiştireceksin, laboratuvar ve klinik araştırmalar yapacaksın ve çok çalışacaksın. Hayatını bu işe adamış kişiler olması gerekir. Bizim ülkemizde genellikle yeni bir şeyler bulmak, üretmek değil, eskilerin kopyasını yapmak insanların daha kolayına geliyor. Örneğin;  daha önce yüz kez yapılmış bir araştırmayı yeniden yapıp literatür bilgilerinin ışığında yeniden değerlendiriyoruz diye başlayan araştırmalar var. Hayatın her alanı aslında böyle. Yakın zamanda İstanbul’da Anadolu Yakası’na yapılan cami bire bir kopya değil mi? Eğer paran var ve eser bırakmak istiyorsan, yenisini, daha değişiğini, daha muhteşemini yap. Hiçbir kopya aslının yerini alamayacağına göre harcanan paraya ve zamana yazık.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Ben Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Ana Bilim Dalında yetiştim. Dr. Hamit Z. Gökalp, Dr. Ertekin Arasıl, Dr. Ahmet Erdoğan hocalarımdır. Dr. Nihat Egemen ise benim elime cerrahi bıçağını veren ustamdır, ağabeyimdir. Bir yerlere gelebilmem için her zaman yanımda olan kişidir. Cerrahi eğitimde her zaman ne yapmanız gerektiğini değil, bazen ne yapmamanız gerektiğini, nerede durmanız gerektiğini de öğrenirsiniz. Bu bazen daha önemlidir.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hekimler açısından kazanılmış hakların telafi edilemez şekilde kaybedildiği yıllar oldu. Performans sistemi, mecburi hizmetin geri getirilmesi, SGK harcamalarının çok önemli derecede artması ve verilen açığın halktan ek vergi olarak toplanması bu yeni sistemin en büyük handikaplarıdır. Büyük üniversite hastaneleri bu sistem ile çökertildi. Öğrenci asistan eğitimi benim gördüğüm en kötü zamanlarını yaşıyor. “Yazık oldu!” sözü az olur. Eğer 25 yıl önce sistem böyle olsaydı kesinlikle üniversitede kalmak, buralarda çalışmak için bu kadar hevesli olmazdım. Sistem uygulayıcısı bir zamanlar Anadolu liselerine olan yoğun ilgiyi azaltmak için tüm normal liseleri nasıl ki Anadolu lisesi haline getirip tabanda eşitlik sağladı ve çalışan bir sistemi yok ettiyse aynısını üniversitelerde de yapıyor. Yazık oldu.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Her yıl mutlaka en az iki yurt dışı kongresine katılıp yenilikleri takip ederim. Kısa zamanlı olarak dört kez Amerika’da ve Avusturya’da beyin cerrahisi merkezlerinde çalıştım. Benim için en önemli zaman dilimi, yaklaşık bir yıl kadar Toronto Kanada’da Prof. Dr. Charles Tator’un yanında laboratuvarda yaptığım çalışmalar oldu. Sadece hayvan deney laboratuvarında omurilik yaralanması ve rejenerasyonu ile ilgili deneyler yaptım. Hocadan çok şey öğrendim. Omurilik yaralanmasında kök hücre çalışmaları üzerine yoğunlaştım. Türkiye’de bu konu üzerinde gece gündüz çalışmaya devam ettim. Sonra TÜBA Genç Bilim Adamı Araştırmacılar Ödülü için bu proje ile başvurdum. Bence zamanındaki en önemli projelerden biri idi. İlk iki jüriden yüksek oylarla geçtim, son jüri üniversiteden hocamla birlikte üç kişiden oluşuyordu. Ve uygun bulunmadım. Yanılmıyorsam, kavak tozlarının allerjik etkisi ile ilgili bir çalışma daha uygun görüldü. Çok üzüldüğümü ve unutamadığımı söylemem lazım. İspanya’da Endülüs Saraylarında duvarlarda binlerce kez mekânın sahiplerinin değil  ‘La Galibe İllallah’ yazısı tekrarlanıyor. Bu cümle anlamını benim için bu olayda buldu. 

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Burada doğduk, büyüdük ve öleceğiz. Hizmetimiz öncelikle vatan için.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt içi ve yurt dışında hakemli dergilerde yayımlanmış 100’e yakın yayınım var. Yayınlarım 141 kez uluslararası dergilerde “cite” edildi. Omurga protezlerinde patentlerim var. Dr. Devrim Seçinti ile gümüş kaplamalı protez sistemleri üzerinde ciddi araştırmalarımız oldu. Patentli ürünlerim ve sistemler ile yerli üretimlerin uluslararası piyasaya açılmasını sağladık. Bu sistemler şu anda dünyada sekizden fazla ülkede tıbbi kullanımda bulunuyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bilimsel araştırma yarışmalarında 1998 yılında birincilik, 2001 yılında ikincilik ödülleri, Türk Nöroşirürji Derneğinin 2000 yılındaki kongresinde poster yarışmasında arkadaşlarımla birlikte ikincilik, 2003 yılı Türk Nöroşirürji Derneği Hamit Ziya Gökalp Araştırma Yarışması’nda arkadaşlarımla üçüncülük, 2005 yılında Türk Nöroşirurji Derneği Yılın En İyi Bildirisi Yarışması’nda ikincilik ödülü aldım.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Benden değil YÖK Başkanı, ana bilim dalı başkanı bile olamaz. Bende daha çok amele ruhu var. Yöneticilik özel bir durum ve benim böyle bir kabiliyetim yok. Ben sadece sahada çalışabilirim. Ama eğer YÖK başkanına yakın olsaydım, son yıllarda eş, dost, tanıdık yardımı ile oluşturulan profesör atamalarını düzenlerdim. Bu atamalar akademik unvanların değersizleştirilmesine yol açtı. Hoş olmadı.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Ben daha yeni başladım. Hâlâ öğreniyorum.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Benim bildiğim tek şey çalışmak. Kendimle ilgili ayıracak zamanım yok. Sağlık Bakanının en olumlu çalışması herkesin tahmin ettiğinin aksine domuz gribi aşısı değil. Sigara konusundaki çalışmalarına sonuna kadar destek veriyorum.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Şiir okuyorum, ama kesinlikle yazmaya çalışmıyorum. Araba kullanırken o gün yapacağım işleri kafamdan geçirip düzenlemek en çok zevk aldığım uğraş.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Hayatta pişmanlıklarla tecrübe kazanılır. Binlerce kez olmuştur.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Bizde aile ile ilgili tüm düzenlemeleri eşim yapar. Ben dâhil herkes ona uyarız. Ailem benim için çok önemli, ama doğrusu önce işimle uğraşıyorum.

 

Teşekkürler.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer