AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof.Dr.Feyhan Ökten :Profesör kadrosuna geçince bizi motive eden bir unsur kalmıyor
    • Akademisyenler köşesinin bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyhan Ökten.

12 Şubat 2006, Pazar

Prof.Dr.Feyhan Ökten :Profesör kadrosuna geçince bizi motive eden bir unsur kalmıyor
Akademisyenler köşesinin bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyhan Ökten.

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1955 yılında Siirt’te dünyaya geldim. 1972’de Ankara Kurtuluş Lisesi’nden mezun oldum ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdim. 1978’de mezun oldum. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı’nda ihtisas yapmaya başladım. 1982’de ihtisasımı aldım. O sırada eşim de doçent olmuştu ve kadro sorunu vardı. Bu nedenle, mecburi hizmetimi Erzurum’da yaptım. Üç yıl kadar Erzurum Numune Hastanesi’nde anestezi uzmanı olarak çalıştım. 1985’te Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak geçtim. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi’nde yardımcı doçent kadrosu açılınca, tekrar Ankara’ya döndüm. 1990’da doçent, 1995’te profesör oldum. Türkiye’deki anestezi derneklerine üyeyim. Türkiye Klinikleri Anestezi Dergisi’nin editörlüğünü yapıyorum. Avrupa Anesteziyoloji Derneği üyesiyim. Evliyim ve iki kızım var.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Müzik dinlemeyi, vakit buldukça spor yapmayı seviyorum. Bir de seyahat etmeyi çok seviyorum. Bunlar için fırsat yaratıyorum. Özellikle, Interplast (Dünya Plastik Cerrahlar Yardımlaşma Derneği) ile yaptığım yurtdışı seyahatleri çok keyifli oldu. Onlarla Yemen ve Kazakistan’a gittim. Interplast, yardım amacıyla üçüncü dünya ülkelerine cerrahi ve anestezi ekibi gönderip, ücretsiz ameliyatlar yapıyor. Bir şey beklemeden hastalara yardımcı olmanın keyfi büyük. Bu sayede, farklı insan ve kültürler tanıma fırsatınız oluyor.

Başınızdan geçen mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?
Çok kötü durumlarla karşılaştık ve çok hasta kaybettik. İki sene önce Yüksek Sağlık Şurası’nda görev yaptım. Bu benim için son derece onur verici, keyifli ve önemli bir deneyim oldu. Beni çok mutlu eden bir dönemdi. Hala Yüksek Sağlık Şurası kimliğini gururla taşıyorum. Dünyanın en önemli ve zor şeyinin adaletli olmak olduğunu anladım. Hekimlerin karşılaştığı problemleri, bu kadar dramatik şekilde, açık olarak görmek, benim görüşümü ve düşüncemi değiştirdi.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anestezist olarak, çalışma koşullarımız eskiye göre çok daha iyi. Büyük bir hastanede çalışıyoruz, makinelerimiz, ilaçlarımız, anestezi donanımımız mevcut. Ama genel olarak, son 4-5 sene içinde hekimliğin saygınlığını yitirdiğini gördük. Bundan çok büyük üzüntü duyuyorum. Hekimlik de hasta olmak da çok zor. Eğitimsiz kesime hizmet vermek çok zor. Ben, bu kadar büyük bir hastanede, bu konumda çalışıyor olmaktan dolayı kendimi korunaklı hissediyorum. Ama Anadolu’da böyle değil. Hekimler, her türlü yanlış anlaşılmaya, suistimale açık şekilde çalışıyorlar. Yeni Türk Ceza Kanunu da ağır şartlar getirdi. Sağlıkla ilgili her türlü aksaklık hekime mal ediliyor. Bu yüzden, hekimlerin çok fazla problemi olduğunu düşünüyorum.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Birinci planda insanı sevmem etkili oldu. Hekimliği seçtiğim için çok memnunum. Ama anesteziyi seçmiş olmaktan dolayı zaman zaman pişmanlıklarım oldu. Herkes bir misyon için dünyaya gelir. Bizim de anestezist olarak misyonumuz, bir şey beklemeden, hiçbir çıkar gözetmeden hastayla uğraşmak diye düşünüyorum. Dönem dönem çok zorlu, stresli şartlarda çalıştık. Ama mesleğimi çok seviyorum. Mesleğimden de çok, öğretmenlik yönünü seviyorum. Artık bu hekimliğin önüne geçmeye başladı. Asistanlarım ve öğrencilerimle vakit geçirmekten hoşlanıyorum, onlardan enerji alıyorum. Tıp fakültesine girmeden önce ODTÜ’de mühendislik okumayı da istemiştim. Ama karşılaştırma yapınca hekimliğin daha iyi olduğunu anlıyorum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
En zor tarafı hasta kaybetmek. Anestezi, sürekli sırat köprüsünde gitmek gibi, yaşamın kıyısında yürümek gibi. Ameliyathanede elimizin değdiği hastayı kaybetmek çok üzücü. Bize müracaat edenler genelde çok problemli hastalar oluyor. Ama hem tecrübemiz çok fazla hem de iyi bir kliniğiz. Ameliyathanemiz son derece iyi. Bunlar mortaliteyi çok azalttı.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyen her şeyiyle örnek bir insan olmalı. Özü ve sözü doğru olmalı. Tıbbi açıdan da donanımlı olmalı. En önemlisi de bu işi sevmeli.

Yurtdışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
İsviçre’de kısa sürelerle çalıştım. Interplast’la çeşitli yerlere gittim. Dünyanın öbür ucunda hasta uyutmak, insana mesleki tecrübe kazandırıyor. Onun dışında çok uzun süreli yurtdışında kalmadım.

Yurtdışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Evet, yurtdışında ihtisas yapmayı isterdim. Ama daha erken yaşta ve çocuklar olmadan!

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Sağlığıma özen gösteriyorum. Sağlıklı beslenmeye dikkat ediyorum. Spor yapmaya çalışıyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Zaman zaman pişmanlıklar oluyor ama olayları uzun vadeli değerlendiriyorum. Hayatımın uzun vadeli muhasebesinde, 15-20 sene öncesine dönüp baktığımda, hayat çok da adaletsiz davranmamış diyorum. Evrenin, uzun vadede adaletine inanıyorum. Kısa vadede her şey çok iyi ya da çok kötü olabiliyor, buna kanmıyorum. İlahi adalete inanıyorum.

Yurtiçi ve yurtdışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Yurtiçinde 100’e yakın, yurtdışında da 20 kadar yayınım var.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Bulunduğum yer, bilimsel ve akademik olarak son derece iyi bir yer. En çok şikayetçi olduğum şey, durağan bir tempodayız. Mesela, profesör kadrosuna geçince bizi motive eden bir unsur kalmıyor. Arada bir YÖK, yaptığımız yayınları soruyor. Ama kimse bize ‘niye bunu daha az yaptınız, yurtdışı kongrelere daha az katıldınız?’ demiyor. Ne kadar istekli olursanız olun, ‘yapsak da bir yapmasak da bir’ düşüncesine kapılıyorsunuz. Ben bundan çok rahatsızım. Güven, huzur başladı mı durağanlık; heyecan başladı mı belirsizlik başlıyor. Belirsizlik de evrenin kuralı. Biraz belirsizlik olması gerekir diye düşünüyorum. Bizim rutinde yaptığımız iş çok fazla. Yabancı akademisyen, bizim kadar yoğun çalışmıyor. Dolayısıyla yayına vakit ayırabiliyor. Ama daha bilimsel olabiliriz, daha fazla yayın yapabiliriz.

YÖK başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
YÖK başkanı olmayı hiç düşünmedim. Ama öğretim üyelerini denetlemenin daha farklı şekilde işlemesini sağlamaya çalışırdım. İyi-kötü, çalışkan-tembel ayrımı yapılmalı. Eğer tembeli cezalandırmıyorsanız, çalışkanı desteklemiyorsanız, çok büyük hata yapıyorsunuz demektir. Bunu temin etmeye çalışırdım. Öğretim üyeliğini seçecek insanların, psikolojik yönden de incelenmesini isterdim. Profesyonel düşünmek gerektiğini düşünüyorum. Amatör ilişkilerden nefret ediyorum. Özel-ikili ilişkilere dayanan gruplar oluşturuluyor. Bunlardan çok sıkıntı çektik. Bunun yerine, insanların birbirini, profesyonel anlamda, ortaya çıkarılan işlerle, beceriyle, bilgiyle değerlendirilmesini isterdim. Bu, insanların mentalitesini temelden değiştirmek demek.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Çalışma arkadaşlarımın hepsini çok seviyorum. Anestezi oldukça zor bir branş. Ameliyathanede çalışan herkesi, çok zor bir işi götürmek zorunda olan, omuz omuza duran neferler olarak görüyorum. Özellikle de hemşirelerden, yardımcı sağlık personelinden başlamak üzere herkese çok fazla saygı duyuyorum. Ameliyathane son derece yoğun çalışılan, stresli bir yer. Anestezide, keyifli ve sevgi dolu bir ortam olmadan düzgün çalışılabileceğine inanmıyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Hedeflediğim yere ulaştığımı düşünüyorum ama yurtdışında çalışmayı isterdim. Bu benim içimde ukte olarak kaldı.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Hep ayırırım, ihmal etmem. İki elim kanda bile olsa, çocuklarıma hep zaman ayırdım. Dersleriyle ilgilendim, gezdirdim, sevgi verdim. Onlar da bunun farkında. Biz çalışmayan annelerin ilk çalışan çocuklar jenerasyonundanız. ‘Çalışan kadının yapabileceği şeyler nedir? Duracağı yerler neresidir?’ bunu iyi tayin edemedik. Hem iyi bir anne hem iyi bir eş hem de mesleğimizde başarılı olmamız gerektiğini düşündük. Kendimizi de çok hırpaladık. Hayatın her alanında başarılı olalım istedik. Bu kadarına gerek yokmuş. Bizden sonraki nesil dengeyi daha iyi kurdu.

Teşekkürler.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
16/11-21/11 55. Ulusal Nöroloji Kongresi NÖROLOJİ ANTA
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA
23/11-23/11 Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal Kardiyo Onkoloji Toplantısı KARDİYOLOJİ İSTA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
20/11-24/11 24. Prof. Dr. A.Lütfi Tat Sempozyumu DERMATOLOJİ ANTA
22/11-24/11 7. Uluslararası Ürojinekoloji Kongresi ÜROLOJİ İSTA