AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof.Dr.İzge Hakan GÜNAL
    • Akademisyenleri tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

17 Eylül 2007, Pazartesi

Prof.Dr.İzge Hakan GÜNAL
“Akademik yolsuzluklarla mücadele,akademinin en önemli konularından biri”

Röp.: Fatma Ergüzeloğlu

Akademisyenleri tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi



Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1960 Kahramanmaraş doğumluyum. Bornova Anadolu Lisesinin orta kısmını ve Ankara Fen Lisesini bitirdim. 1984 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. İki yıl Malatya’nın çeşitli yerlerinde zorunlu hizmet yaptıktan sonra, 1991 yılında İzmir Atatürk Eğitim Hastanesinde ortopedi ve travmatoloji uzmanlık eğitimini tamamladım. Aynı yıl Anadolu Üniversitesi (sonradan Osmangazi Üniversitesi) Tıp Fakültesinde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladım, 1996 yılında doçent olduktan sonra 1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesine geçtim. 2002 yılında profesör kadrosuna atandım. Aynı zamanda Üniversite Konseyleri Derneği Genel Başkanıyım.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Doğrudan, bütünüyle örnek aldığım birisi yok. Bu demek değil ki, bilimsel alanda veya hekimlik pratiğinde veya yaşama karşı duruş olarak örnek alınacak hocalarımız yok! Elbette var. Ancak tek birini örnek almak yerine olumlu özellikleri bir araya getirip, kendi kişisel örneğimi yaratmayı daha doğru buluyorum. Sanırım doğru yaklaşım da bu olsa gerek.

Başınızdan geçen mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?
Sizin de gazetinizde sıklıkla ele aldığınız gibi, akademinin en önemli sorunlarından birisi akademik yolsuzluklarla mücadele edebilmek. Öyle bir haldeyiz ki, neredeyse “Aksi kanıtlanıncaya dek tüm akademisyenler suçludur” denilebilir. Bundan 5 -6 yıl önce, dünyanın en büyük ve örgütlü akademik yolsuzluğunu ortaya çıkartmıştım. Saf bir şekilde rektörlüğün konunun üzerine gitmesini beklerken aldığım bir tebligatla irkildim: “Akademik yolsuzlukları ortaya çıkartarak üstüne vazife olmayan işlere karışmaktan” benim hakkımda soruşturma açılmıştı! Sanırım, kimse bu derece trajikomik bir olay yaşamamıştır. Savunmamda “Elbette akademik yolsuzlukları ortaya çıkartmanın benim görevim olduğunu, bunu süpermarket kasiyerinin yapamayacağını” belirttim ama daha sonra ayrıntılarıyla yazılmayı hak eden böyle bir süreç de yaşanmış oldu.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık ortamının Cumhuriyet tarihinin en sağlıksız dönemini yaşadığı kanısındayım. Sağlık hizmetleri kamusal alan dışına ne kadar çıkartılırsa, o kadar kötüleşir. Son dönemde Dünya Bankası ve IMF direktifleri doğrultusunda yürürlüğe giren Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık sisteminin ticarileşmesinde önemli adımların atılmasını sağladı. Genel Sağlık Sigortası, sağlık kurumlarının tek çatı altında toplanması, devlet hastanelerinde sözleşmeli personel uygulamasına geçilmesi gibi uygulamalar ise sağlık-piyasa ilişkisini güçlendirmekten başka bir işe yaramadı. Aile Hekimliği Projesi ise ayrı bir felaket. Bu noktanın üzerinde özellikle duruyorum çünkü üniversitelerin sisteme desteği en çok bu noktada oldu.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz? Çok bilinçli olduğunu söyleyemem. Sanırım liseyi bitirdiğim yıllarda tıp fakültelerinin popüler olmasının etkisi olmuştur. Ancak şimdi bir değerlendirme yapacak olursam doğru tercih yaptığım kanısındayım. Tıp fakülteleri kişiye, tercihine bağlı olarak çok fazla seçenek sunabiliyor: temel bilimlerde çalışabileceğiniz gibi, yoğun hasta pratiği isteyenler için de, laboratuvardan keyif alanlar için de, daha toplumsal alanda çalışmak isteyenler için de seçenekler çok fazla. Yalnız şu noktanın altını çizmek isterim: Yanıtımı verirken doğal olarak akademisyen kimliğimle veriyorum. Bir önceki sorunuzda konuştuğumuz sorunların hekimler üzerindeki sıkıntılarından habersizim, daha doğrusu akademide bu sıkıntılar çok daha az yaşanıyor.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Akademik yaşamın en zor tarafı sürekli duyumsadığınız, “Nitel ve nicel anlamda yeteri kadar bilgi üretemediğiniz” stresidir bence. Gerisi bunun yanında çok hafif kalır. Elbette Türkiye’de kendi iç dinamikleriyle gelişen bir üniversite sisteminin olmayışı ve 12 Eylül Darbesi ile YÖK’ün yarattığı hasarın bu zorluktaki etkisi yadsınamaz.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyen, tanımı gereği bilgi üreten kişidir. İkinci sırada toplumsal sorumluluğu gelir: Burada ürettiği bilginin aktarımı ki, bu eğitici işlevidir de aynı zamanda ve bilgi üretim sürecinde kullandığı, geliştirdiği yöntem ve yaklaşımlarla dünyayı yorumlama ve tavır alma zorunluluğu da vardır. Kısacası, akademisyen aynı zamanda aydın olmalıdır.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Kısa süreli çalışmalar veya kendi eğitimim amacıyla gidişlerim dışında, profesyonel hekim veya akademisyen olarak deneyimim olmadı.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Yurtdışında, elbette burada gelişmiş ülkeleri kastediyorum, bilimsel çalışma yapmak çok daha kolay. Altyapı olanaklarının daha fazla olması ve tabandan gelişen üniversite sistemi nedeniyle akademik tanımlamaların net olması nedeniyle araştırma yapmak daha kolay. Ancak ben yine de Türkiye’de olmayı tercih ederim. Bu sadece toplumsal sorumluluktan değil, aynı zamanda, belki de daha önemlisi, insanın doğal yaşam alanında daha fazla hipotez geliştirebileceğini düşünmemdendir.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
106 tanesi uluslararası dergilerde olmak üzere toplam 156 makalem var. Ayrıca uluslararası dergi eklerinde yer alan 11 çalışmam, yurt dışında yayınlanmış (İngiltere) bir kitabım, yurt içinde yayılanmış bir kitapçığım, 6 kitap bölümüm, 7 kitap bölümü çevirim var. Bu sayılara basım aşamasında olanlar da dahildir. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli toplantı, panel, konferans vs. de sunum sayım da 144’tür.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
YÖK verilerine göre Dokuz Eylül Üniversitesi, öğretim üyesi başına yayın sayısı sıralamasında son üç yılda 43. ila 52. sıra arasında yer alıyor. Toplam 77 üniversite olduğu ve elimdeki en eski verilere göre 2001 yılında 17. sırada yer aldığı düşünülürse, tek bir yorum yapılabilir: Bilimsel anlamda dibe vurmuş durumdayız.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Çok zor bir soru, en azından benim için zor bir soru. Şöyle ki; üniversitelerin bugün için temel sorununu bilgi üretmeme, piyasalaşma ve antidemokratik uygulamalar olarak belirliyorum. Elbette yetkili bir kişi olsam önce bunları değiştirmeye çalışırdım. Ancak “YÖK başkanı olsaydınız…” dediğinizde iş değişiyor, çünkü yukarıda saydığım, benim için sorun olan başlıklar, YÖK’ün varlık nedeni, YÖK bunun için var. Bu nedenle sanırım YÖK ve üniversitelerdeki uzantı mekanizmalarının ortadan kaldırılıp, üniversite kavramının yeniden kurgulanması gerekiyor.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Tek bir yanıtı yok. Kişilerin görevleri, dünyaya bakışları, sistemden beklentileri ister istemez ilişkileri şekillendiriyor. Sanırım tanımları da birbirinden farklı olacaktır.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Hayır ulaşamadım. Ama akademik yaşamda hedeflerin sonu olamaz; Nobel bile alsanız ikincisi vardır. Belki de akademik yaşamın en güzel yanı da bu.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Eskiden hayır ama yaş ilerledikçe zorunlu olarak ilgilenmeniz gerekiyor. Yine de çok özenli olduğumu söyleyemem.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
En büyük hobim kitap okumak. Burada tıp dışı okumayı kastediyorum. Değişik konu başlıkları üzerinde yoğunlaşarak, haftada bir kitabın altına düşmeyecek şekilde okuyorum. Tümü tıp dışında 5 binin üzerinde kitabım var. Ayrıca, Üniversite Konseyleri Derneğindeki uğraşlarım da belirli bir zamanımı alıyor.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Çok kez “keşke” de dedim, pişman da oldum. Zaten tersi durumda aldığınız tüm kararların doğruluğu iddiası ortaya çıkar ve bunun kimse için geçerli olmadığı açıktır.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Akademik yaşam mesai saatleriyle sınırlı olmadığı için yeterli zamanı ayırabildiğimi söyleyemem. Eve iş getirmeseniz bile kafanızın içinde çözüm bekleyen problemlerin olması aslında ailenize ayırmanız gereken zamandan çaldığınız anlamına gelir.

Teşekkürler.

17/09/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
1
1) mustafa yıgıt (kasap)
19.12.2017 14:42:19
hastane degıl ticaret yatagı olmuş yazik bu millet gunah ya gunah devletımız ne zaman el uzatacak bu tur hastenelere
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer