Türkiye'nin bilimsel yayın karnesi zayıf
Türkiye'de son 30 yılda üniversite sayısı yaklaşık altı katına çıktı. Bilimsel performans ise aynı hızla yükselmiyor. Yayınlar uluslararası bilim ortamında ilgi çekmiyor.
Türkiye'nin bilimsel yayın karnesi zayıf
30 Eylül 2014 23:15 - http://www.aljazeera.com.tr Umay Aktaş Salman

Türkiye’de üniversite sayısı ve öğrenci sayısı hızla artıyor. Yükseköğretimde halen yaklaşık 5.5 milyon öğrenci eğitim görüyor. 1982’de ise üniversite sayısı sadece 27'ydi. Bugün ise bu sayı 174'e ulaştı. Öğrenci ve üniversite sayısı hızla arttı ancak nitelikli eğitim hala bir tartışma konusu.

 

“Üniversitede idari ve akademik işler arasında çok net bir ayrım yok. Yeri geliyor sekreterin yapması gereken işleri bile yapıyoruz, üniversite tanıtım günlerinde bile çalışıyoruz. Oysa asıl işimiz araştırma yapmak, makale yazmak. Hatta daha üst kadrolardaki akedemisyenlerin hem ders yoğunluğu fazla, hem de pek çok idari işleri var. Hem üniversite, hem öğrenci sayısı artırıyor ama öğretim üyesi sayısı aynı oranda artmıyor. Öğretim üyeleri birden fazla derse giriyor.

 

Bu yüklerden sonra akademisyenler de verimsizleşmeye başlıyor. Yayınlar artsa da niteliği tartışılır oluyor. Sosyal bilimlerde araştırma olanaklarımız da sınırlı.  Fen bilimlerindeki arkadaşların araştırma için malzemelerinin gelmesi ayları buluyor. Bürokrasi işleri uzatıyor.”

 

Bu sözler, İstanbul’daki bir devlet üniversitesinde doktorasını tamamlamış, yardımcı doçentlik kadrosu bekleyen bir araştırma görevlisine ait. Genç akademisyen tek örnek değil. Birçoğu isimleri gizli tutulmak şartıyla bile olsa sıkıntılarını anlatmaya çekiniyor.

 

Üniversitelerde niteliğin en önemli ölçütlerinden biri üniversitelerin akademik performansları ve bilimsel yayınları. Üniversitelerin bilimsel yayın üretimi son yıllarda arttı. 2001 yılında Türkiye kaynaklı yayınların dünya içindeki payı yüzde 0.84'ken, bu sayısı 2012’de yüzde 1.82 oldu. Araştırmalara ayrılan kaynakta da gözle görülür iyileşmeler var. Bu artışa karşın Türkiye dünya sıralamasında halen çok gerilerde. YÖK’ün  “Türkiye Yükseköğretimi İçin Bir Yol Haritası” başlıklı raporuna göre, Türkiye, dünya akademik yayın sıralamasında 30 ülke arasında 20. sırada. Birinci sırada ABD var.

 

Yayınlar uluslararası bilim ortamında ilgi çekmiyor

Yayınlarda niteliğin ölçütü olarak "bilimsel yayınlara yapılan atıf sayısı" başta geliyor. Bu oranlarda altı yılda hızlı bir düşüş var. 2006'da daha az makale üretiliyordu ancak üretilen bilimsel yayınlara yapılan 151 bin atıf kayıtlara geçmişti. 2012’de yapılan atıf sayısı ise sadece 16 bin oldu. Yani yayınların önemli bir kısmı uluslararası bilim ortamında ilgi çekemiyor.  

 

2009'da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Enformatik Enstitüsü bünyesinde kurulan URAP (University Ranking by Academic Performance) verilerine göre ise, dünyadaki 8 sıralama sisteminden en az birinde ilk 500’e giren 10 Türk üniversitesi var. Bunlar ODTÜ,  İstanbul, Hacettepe, Ankara, Ege, Bilkent, Gazi, İTÜ, Boğaziçi ve Koç üniversiteleri. Türkiye’deki ve dünyadaki üniversiteleri belirli kriterlere göre akademik performanslarına göre sıralayan URAP’ın verilerine bakıldığında, Türkiye’den hiçbir üniversitenin felsefe ve dini çalışmalar, tarih ve arkeoloji, dil iletişim ve kültür, çevre bilimleri, iktisat, hukuk, güzel sanatlar ve müzik basın yayın alanlarında dünya sıralamasında olmadığı görülüyor.

 

"Ders yükü bilimsel çalışmaya engel değil"

Al Jazeera'ye konuşan URAP Koordinatörü ve ODTÜ'nün eski rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, öğretim üyelerinin düşük maaşlarına ve üniversitelerin kısıtlı bütçelerine rağmen akademik performansın yükselme gösterdiğini söylüyor. Atıf sayısının düşük olmasını ise şöyle açıklıyor:

 

“Hocalar terfi edebilmek ve ödül alabilmek için altı ay, bir yıl çalışıp dünyada saygın bir makale çıkarmak yerine, bu sürede iki makale çıkarmayı tercih ediyor. O zaman, bu yayınlar atıf almıyor. Etik olmayan, kes yapıştır şeklinde yapılan yayınların da atıf alma şansları düşük. Özelikle Afrika, Asya ülkelerinde çıkan dergiler var. Para ile makale basıyor. ‘İki makale gönder, tek para öde’ diyerek 100 dolara makale basıyorlar. Genç insanlar tarafından terfi için bu dergilere yayın yollayanlar var. Bu da etik değil."

 

Yeni kurulan devlet üniversitelerinde iş yükünün fazla olduğunu, bu durumun da bilimsel yayın üretime engel olduğunu söyleyen Akbulut, "15-20 yıllık devlet  üniversitelerinde ise ders yükü çok fazla değil. Nitekim 2 bin hocası olan bir üniversitede kişi başına yayın oranı 0.1 ise bunu ders yükü ile açıklayamazsınız" dedi.

 

Türkiye’nin milli gelirinden AR-GE'ye ayrılan payın hala yüzde 1’in altında olduğunu hatırlatan Akbulut, "Bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde 2-3 oranında. Öğretim üyesi maaşlarının düşüklüğü yıllardır konuşuluyor. Maaşlar o kadar düşük ki, en parlak öğrenciler araştırma yapmak için üniversitede kalmak istemiyor. Türkiye'nin patent aldığı çalışma sayısı da çok az. Üniversite sayısı arttığı için doktora yapanların da standartlarında düşme oldu. Amerika’da niye yüksek bilimsel yayınlar? Çünkü rekabet var. Hocaların maaşları performanslarına göre belirleniyor” diye konuşuyor. 

 

Akbulut yayın yapabilmek için uluslararası konferanslara gidilmesi ve bunun için de gençlere fırsat verilmesi gerektiğini de söylüyor.

 


YÖK: Maaşlar yükselmeli

YÖK de “Türkiye Yükseköğretimi İçin Bir Yol Haritası” raporunda akademisyenlerin yüksek motivasyon ile çalışabilmesi için eğitim öğretim yükünün makul düzeylere çekilmesi, araştırmaya ayrılan zamanın artırılması ve maaşların yükselmesi gerektiğini vurguluyor.  Bilim üretiminin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmesi içinse, öğretim elemanı  sayısının artırmanın yanında mevcut akademik kadroya  yayın, proje ve patent destekleri sağlanması gerektiğini söylüyor. 


 

Akbulut, son yıllarda akademik performanslara göre yapılan sıralamalarda Koç, Sabancı, Bilkent, Sabancı, TOBB Ekonomi ve Teknoloji üniversitelerinin yükselmelerinin ümit verici olduğunu, Anadolu’da Fırat ve Erciyes, Kafkas, Aksaray gibi üniversitelerin de hamle yaptığına dikkat çekiyor.

 

“Birinci şart akademik özgürlük”

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere’ye göre ise, bilimsel yayın üretmenin, araştırma yapmanın en önemli şartı akademik özgürlük. Yeşildere yayın sayısına değil yayının içeriğine, özgünlüğüne ve etkisine bakmak gerektiğini belirterek, “Yayınların atıf almamasının nedenini  niteliğinin düşüklüğüne bağlayabiliriz. Türkiye’de  akademik yükselmeye bağlı bilimsel araştırmalar yapılıyor” diyor.

 

Yeşildere, öğretim üyelerinin maaşlarının düşüklüğüne, iş yüküne dikkat çekiyor. Üniversitelerin siyasallaşmasının da bilimsel çalışmaları olumsuz etkilediğini söyleyen Yeşildere, "Bilimsel çalışmalar kimi yerlerde ahbap çavuş ilişkisi içerisinde yürüyor. TÜBİTAK ve üniversitelerin fonları eskiden ulusalcı ve Kemalist akademisyenlere veriliyordu, şimdi de siyasi yapının görüşü doğrultusundakiler destekleniyor. Nitelik ve akademik etik çiğnenmiş oluyor" diyor.

 

Bürokrasinin de çalışmaların önünde önemli bir engel olduğunu belirten Yeşildere, araştırma için maddi kaynakların bulunması ve onaylanma sürecinin aylar sürdüğünü söylüyor. Yeşildere vakıf üniversitelerine de dikkat çekiyor. Kiminin sadece kâr getiren araştırmalara destek verdiğini ifade eden Yeşildere, bazı vakıf üniversitelerinde emekli akademisyenlerin, araştırmaya katkısı olmayan, sadece eğitim öğretime katkısı olan kadroların çalıştığını vurguluyor. Ayrıca buralarda iş güvencesi ve sosyal hakların yetersizliğinin araştırma yapmaya engel oluşturduğunu söylüyor.

 

"Bir yılda anca taslak hazırlandı"

Yeşildere, görev yaptığı İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde bir proje hazırlamak istediğini, projenin taslağının bile bir yılda hazırlandığını, gençlerin iş yükünden fırsat bulamadıklarını söylüyor. Yeşildere, "Bazı doçent ve profesörlerin derslerini araştırma görevlileri veriyor, sınavlarda gözlemci oluyorlar, kağıt okuyorlar. Araştırma yapacak heyecanları ve vakitleri kalmıyor"  diyor.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) fly (dr)
02.10.2014 22:01:41
borç ödeme ve yarın kaygısı olan adam bilim üretemez..önce hekimliğin saygınlığını ve ekonomik refahını sağlayacaksın..ondan sonra bu adamdan bilimsellik bekleyebilirsin..
People
0
2) Osman D (Doktor)
02.10.2014 10:57:50
Burada sorun bir değil, birkaç tane. Mesela ilk akla gelenlerden şunlar söylenebilir:
1. Öğretim üyeliğinin özlük hakları çok kısıtlı. Bu nedenle alanında yetenekli ve zeki bir insana cazip gelmiyor. Örneğin, kişi iyi bir hukukçu ise bir holdingin avukatlığını, iyi bir doktor ise de bir özel hastaneyi tercih edebiliyor. Bırakınız özel sektörü, devletteki diğer bürokratlarla (başsavcı, vali, albay, emniyet müdürü, vb.) kıyaslayınca bile öğretim üyesinin özlük hakları çok kötü. Mutlaka bir an önce iyileştirilmeli. Değilse öğretim üyeliği cazibesini süratle yitiriyor. Başka yerde dikiş tutturamayan kişilerin lise öğretmeni gibi gidip geldiği bir meslek haline gelmeye başlıyor. Bu da bence çok tehlikeli bir durum.
2. Toplum olarak "vur" deyince öldürmeyi çok iyi beceriyor, hiçbir işi ayarında yapamıyoruz. Etik kurullar da öyle oldu. Bilimsel çalışmaları sunduğunuz zaman mentaliteleri yardımcı, yol gösterici ve destekleyici olmaktan daha ziyade yokuşa sürme ve engelleyici olma yönünde. Bu kurullarda yardımcı olup, işin sorumluluğunu almaktan ziyade "Amaan canım. Sonra çok küçük bir ihtimal de olsa bir etik problem çıkarsa başımız ağrımasın. gönderelim bakanlığa, üst kurula onlar uğraşsınlar. Çalışmacı da ne yaparsa yapsın.!!" şeklinde bir mantık hakim. Ben yıllar önce prospektif bir çalışmamı etik kurula sunduğumda onlar dosyamı bakanlığa havale ettiler. Onlardan da aylarca bekledikten sonra karşılamam mümkün olmayan şartlar geldi. Ben de çalışmadan vazgeçtim tabii ki.
3. Bir çok üniversitenin çalışma bütçeleri yetersiz. Biraz olsa da istenen bürokrasi ve formalite çok fazla. Bu durum, Tübitak'ta da öyle. İnsan bu kadar formaliteyi görünce "Siz bırakın bu işleri, çalışma yapmanızı istemiyoruz. Oturun oturduğunuz yerde!" mesajını alıyor. Bilim adamlarına bu mesajı vermemek, işlerini kolaylaştırmak gerekli, yokuş yapmak bir marifet değil.
4. Hadi diyelim bütçeyi, desteği de buldunuz, istediğiniz kitleri, sarfı aldınız. Bu sefer üniversitelerin araştırma altyapılarındaki yetersizlikler karşınıza çıkıyor. Üniversitelerin hala çoğunda hayvan laboratuarı, deney hayvanı yetiştirme çiftliği, bu alanda görevlendirdiği personeli yok. Hala birçoğunda bilimsel dergilerin e-abonelikleri ya yok ya da yetersiz. Yöneticilere bunlarla uğraşmak angarya ve zevksiz geliyor. Onlar için gösterişli bir rektörlük binası ve sosyal tesis, son model bir toplantı salonu ya da üniversite bahçesine güzel bir fıskiye ve park yapmak daha cazip geliyor. Bunları sağa sola göstermek daha keyif verici oluyor. Tabiatı gereği bilimsellik adına yapılan yatırımları hem etrafa göstermek zor, hem de sonuçlarını almak zaman alıcı. Seçimle gelen, bu yönleri ile aslında birer politikacı olan rektörlere bu işlerle uğraşmak zevkli gelmiyor. Tabii onların da amacı bir sonraki seçimleri almak, bunun için de hem üst makamlara, hem de o şehirdeki eşrafa somut bir şeyler yaptığını bir an önce göstermek.
4. Benim aklıma bu alandaki zorluklar adına ilk planda gelenler bunlar. Şimdi diyeceksiniz ki oynamak istemeyen yerim dar dermiş. Gerçekten de öyle değil arkadaşlar. Bu işler bu haliyle bu ülkede zor. Gerçekten de çok zor. Bilimsel çalışmayı bu ortamda sadece mecbur olanlar yapıyor. Yapıp da bir dosya hazırlayıncaya kadar canları çıkıyor. Bu kadar engelleme ve imkansızlıklar içinde daha sonra da illallah ediyorlar, köşelerine çekiliyorlar. Tabii bu alandaki birikimleri de heba oluyor.
Şimdi YÖK'ün bilimsellik alanında dünyada iyi karne almak gibi bir derdi var mı? Onu da bilmiyorum. Ancak böyle bir derdi varsa bu işler böyle olmaz. Üniversitelerde, etik kurullarda ve Tübitak'ta ciddi düzeltme ve yapılanmalara gitmek gerekli. Öğretim üyelerinin özlük haklarını düzeltmeleri gerekli. Bir de naçizane bu rektörlük atamalarında seçim sistemini kaldırmak. Değilse siz ülkede bu haliyle milyon tane daha üniversite açın isterseniz. Kırık karneden kurtulamazsınız.
En derin saygılarımla...
People
0
3) Ahmet (asd)
01.10.2014 11:43:53
Bilim?Ne bilimi?Bilim ne gezer Türkiyede..Haa indiregandilojide dünya birincisiyiz bundan bahsediyoruz sanırsam:)
People
0
4) www.aciamagercek.com (dr)
01.10.2014 09:25:28
PALAVRA ARAŞTIRMALAR KARIN DOYURMUYOR

• Bilimsel yayın kalitesi yönünden 1981 – 1999 yılları arasında en çok atıf alan araştırmacı sayısı: İsrail için 44, İngiltere için 350, ABD için 3572 iken ülkemiz için maalesef sadece bir kişi. Bilimsel araştırmaların teknolojiye aktarılması ve teknolojik gelişmenin doğrudan ölçüsü olan milyon kişiye düşen patent sayısı ise ülkemiz için ne yazık ki sıfır. Yeni rakamlar da farklı değil. 27 bin makale basılıyor, patent sayısı 85. Buna Zihn-i sinir projeleri de dahil. İsrail’de 4 bin civarında makale basılıyor, patent sayısı 1.500. Gelişmiş ülkelere göre alınan patent ve proje sayısı ile bilimsel araştırmaların teknolojik üretime dönüşme oranı bile bilim dünyamızın ne kadar kısır olduğunu gösteriyor.

• Ülkemizin sorunlarını çözen, kötü kaderini değiştiren düşünce, bilgi, araştırma ve projeler üretemiyoruz. Gecekondu üniversiteler diplomalı işsiz yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Gösterişli binalar ve dev kampüsler ise dünyanın en iyi üniversiteleri arasına girmeye yetmiyor. Düşünen ve sorgulayan yetenekli çocuklarımızı bir servet ödeyerek gönderdiğimiz şaşalı okullar, insanımızı bilimsel düşünemeyen bir topluma dönüştürüyor. Bu nasıl eğitim ki, seçmen sayısını veya depremde ölenlerin sayısını doğru saymayı bile öğretemiyor. Göl olacak bölgeye havaalanı yapanlar, bizim üniversitelerimizde yetişiyor. Uşak’ta Üniversite rektörlük binası çöküyor. Daha 20 yıl önce yapılan onbinlerce apartman çürük diye yıkılıyor. Bunları yapanlar nerede yetişti? Bilimden nasibini alamayan bir toplumun kaderi bu. Bilim dünyamız, keşfetmek ve üretmek yerine, ithal edilen ayfonlarla, aypedlerle gösteriş yapmayı marifet sanıyor. İthal ürünlerle caka satmak kimi zengin ediyor? Ürettiği ile değil, tükettiği ile övünenler yüzünden Apple trilyon dolara koşuyor. Üniversiteler, sarımsağın Çin’den ithalini bile sorgulamaktan aciz dünya vatandaşı yetiştiriyor.

• Eğitim ve öğretimin önündeki en büyük engel, insanları çözüm üretemeyen robotlara dönüştüren işte bu çoktan seçmeli, ezberci dayatma. Beyinleri kilitleyen bu şifreyi nasıl çözebiliriz? Sömürge ülkelerin bile direndiği kültür emperyalizmi, küreselleşme masalıyla dil silahını kullanarak reklam, dizi ve filmlerden okullara kadar yayılarak toplumu teslim alıyor. Güzel Türkçemiz bilim dili değil mi? En gözde okullarımızda bile anlatan, dinleyen, herkes bizim vatandaşımız ama kullanılan dil tarzanca. Böyle eğitim sömürge ülkelerde bile terk edildi. Böyle bir ortamda başkalarının nasihat ve projeleriyle çağ atlamaya çalışıyoruz. Doçentlik, profesörlük gibi akademik ünvanların kazanılması bile yabancı dergi editörlerine bağımlı. Bazı bilimsel dergilerin ardındaki istihbarat örgütleri bu yolla ülkelere beyin nakli yapıyor, kimsenin ruhu duymuyor. Tüm sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor.

• Teknoloji üretemeyen, yaşamsal sorunlarımızı çözemeyen bilimsel anlayışımız ne işe yarıyor? Başkalarının ekmeğine yağ süren araştırmaların bize ne faydası var? Sadece makale yayınlamakla, atıf almakla sorunlarımız çözülmüyor. Nerede kendi sorunlarımızı çözen araştırmalar? Nerede kendimizin ürettiği teknolojiler? Nerede projeler? Nerede patentler? ABD’ de geçtiğimiz yıl 600.000 patent başvurusunun 100.000 ‘i patent alırken, bizler komik bir şekilde parmaklarımızı sayıyoruz.

• Altyapısı bile olmayan üniversitelerde bilim, akıl, zaman ve para gücünü tüketmek, kopya ve palavra araştırmalarla bilim yapıyor görünmek bir işe yaramıyor. İnsanımızın %86’sı önlenebilir nedenlerden dolayı hasta oluyor ve ölüyor. Önlenebilir demek önlemiyorsunuz demektir. Üniversiteler seyretse bile Milli irade bu durumu seyredecek değildir. ‘Ulusal Araştırma Merkezi’ gibi bilim kurumlarında kıt kaynakları toplamak, aşıdan depreme kadar ülkenin önemli sorunlarını çözecek araştırmalara yönelmek gerekiyor. Bu temel sorunu akıl etmek kimin görevi?
People
0
5) cenk aslan (uzm dr)
01.10.2014 07:51:47
Ey Üniveriste Hocaları son 30 yıl sınıfta kaldınız neyin peşindeydiniz acaba.Bilimsellik yok asistan öğretimi zayıf, yayın hakeza , yapılan yayınlarınd anasıl olduğunu biliyoruz nedir günlerdir sürekli hocalara hocalar diye yazıyorsunuz.İşte şapka düştü kel göründü.Muayene hane olayında anayasa mahkemesinin kapısını aşındıranlar nasıl cevap vereceksiniz buna.
People
0
6) I.H.A. (Prof. Dr. )
01.10.2014 04:41:41
Yıllardan beri, "ÜNIVERSITE-İLMİ PROBLEMLER" hakkında yazıyoruz, çiziyoruz, çözüm yolları öneriyoruz, kimin umurunda!
İşte bir kaç örnek; DPT, Sekizinci Beş yıllık kalkınma planı çerçevesinde hazırlanan, şahsımın başkan vekilliğini yaptığı Yüksek Öğretim Komisyon Raporu.
http://www3.kalkinma.gov.tr/DocObjects/Download/3218/oik550.pdf.
Aydın, İH. (2000 a). Yüksek Öğretim Özel İhtisas Komisyon Raporu. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı. Devlet Planlama Teşkilatı. DPT: 2534-OİK: 550, Ankara. 3-7. http://www3.kalkinma.gov.tr/DocObjects/Download/3218/oik550.pdf

Aydın, İH. (2000 b). Yüksek Öğretim Özel İhtisas Komisyon Raporu. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı. Devlet Planlama Teşkilatı. DPT: 2534-OİK: 550, Ankara. 69-71. http://www3.kalkinma.gov.tr/DocObjects/Download/3218/oik550.pdf

Aydın, İH. (2008 a). Bilim Nereye Koşuyor?-1
[ 371 - 10-03-2008 ], Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2008 b). Bilim Nereye Koşuyor-2
[ 373 - 24-03-2008 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2008 c). Bilim ve Azim
[ 407 - 17-11-2008 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2008 d). Entelektüel Sermayemiz
[ 376 - 14-04-2008 ], Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2008 e). “H” Faktörü
[ 370 - 03-03-2008 ], Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2008 f). Üniversitelerdeki Akademik Unvan ve Atamalar
[ 369 - 25-02-2008]. Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2009). Bilim ve Saygı
[ 422 - 09-03-2009 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2010 a). Akademik Şahsiyet
[ 506 - 01-11-2010 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2010 b). Kapatın Şu Tıp Fakültelerini..!
[504-18-10-2010] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2012 a). Tıp Fakültelerinden Artık Arada Bir de Doktor Çıkmıyor!
[ 575 - 27-02-2012 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2012 b). Üniversitelerin Liseleştirilmesi!
[617-24-12-2012] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2012 c). Yüksek Lisans ve Doktora Pazarı!
[615- 10-12-2012] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2013 a). “Rabbim, Beni Doktorlardan Koru!”
[648-18-11-2013], Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2013 b). Ah Bu Unvanlar!
[ 630 - 25-03-2013 ], Medimagazin. 13.

Aydın, İH. (2013 c). Makale Pazarı!
[ 619 - 07-01-2013 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2013 d). Peki, Ya Üniversite?
[ 624 - 11-02-2013 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2013 e). Rabbim Beni Doktorlardan Koru!, Hayy Kitap. İstanbul. 45-170.

Aydın, İH. (2013 f). Üniversitede Okuryazar Olmak
[ 643 - 09-09-2013 ], Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2013 g). Ya Bilim Adamı?
[ 628 - 11-03-2013 ] Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2014 a). “Doçentlik Sınavları” Üzerine
[661- 20-05-2014 ], Medimagazin, 13.

Aydın, İH. (2014 b). Doçentlik Sınavları
[ 659 - 21-04-2014 ], Medimagazin, 13.

People
0
7) murat124 (kd bas cvs)
30.09.2014 23:27:33
bilimsel neyi ? ne bilimi yahu ..

en son en hafif tabiri ile araklamayi serbest birakan suc saymayan yasa cikartan bir iradeden ne bekliyorsunuz.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)