YAZARLAR

Tüm Yazarlar

‘Türk İnsanı’nın Özellikleri – IIProf. Dr. Erol ÖZMEN

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Erol ÖZMEN

06.03.2006, Pazartesi

Tüm Yazıları
Türk insanının yaşam felsefesi “bana bir şey olmaz”, “ben bilirim”, “köşeyi dönme”, “ya tutarsa” ve “Allah kerim” ifadeleri ile özetlenebilir. Bu yaşam felsefesi nedeniyle trafikte karşılaşabileceği tehlikeleri ve AIDS bulaşma riskini kolayca yok sayar. Gelecekte karşılayıp karşılayamayacağını bilmediği borçlar altına girer. Bakamayacağını bile bile çocuk sayısını arttırır.

Türk insanı için devlet malı denizdir. Devlet malını kendisi için kullanmada hiçbir sakınca görmez, başkası için kullanıldığında ise tüyü bitmemiş yetimi anımsatır. Türk insanının %20’si kaçak elektrik kullanır. Vergi kaçırmayan esnaf yok gibidir. Türk insanı, başkasının sağlık karnesini kullanarak ilaç almayı, hak etmediği halde yeşil kart çıkarttırmayı bir hak olarak görür. Kendisine ait olmayan bir harcama belgesini vergi iadesinde kullanmak onun için o kadar doğaldır ki, bunun küçük çaplı bir sahtekarlık olduğunu düşünemez bile. Onun için kendi işinin olması ve kendi gereksiniminin karşılanması her şeyden önemlidir.

Türk insanı duyguludur, duygusaldır. Duygularına göre hareket ettiğinden davranışının ya da yaptığının sonuçlarını göremez. Pire için yorgan yaktığı seyrek görülen bir durum değildir. Kolayca kendisine mantıklı gelen bir açıklama bulabildiğinden, kendisini duygularının yönettiğinin farkında değildir. Türk insanı, otorite ile ilişkisinde ikirciklidir. Türk insanı, bir yandan otoritenin bir parçası olmak için can atarken, bir yandan da otoriteye en ağır eleştirilerde bulunmayı ihmal etmez. Otoritenin bir parçası olduğunda ise bütün eleştirilerini unutur. Otoritenin içindeyken yapılabilenin yapıldığına, yapılmayanın ise zaten yapılamayacağına, kimsenin yapamayacağına inanır. Bu ikirciklilik, Türk insanının iç dünyasında otorite olarak gördüğü insanlara atfettiklerinden kaynaklanmaktadır. Türk insanı iç dünyasında yöneticisini kendisini koruyan, kollayan ve gözeten bir insan olarak tasarlar ve onun gözünde özel ve ayrıcalıklı bir yerinin olmasını bekler. Kendisine ayrıcalıklı ve özel davrandığını düşündüğünde, yöneticisini yere göğe sığdıramaz; fakat en ufak hayal kırıklığında duygu ve düşünceleri kolayca karşıt tarafa kayar. Türk insanı, nasihat etmeyi çok sever; fakat nasihat dinlemeyi hiç sevmez. Başkalarının kendisine akıl vermesini aşağılama olarak algılar. Kendisinin görmediğini ve göremediğini bir başkasının göstermesine tahammül edemez. Türk insanı, Türk filmlerini’ni çok sever. Bunları bıkmadan bir çok kez seyretmesi, bunların aslında “Türk filmi” değil “Türk’ün filmi” olmasından kaynaklanmaktadır. Türk insanı, bir çocuğun masala inanmaya hazır olduğu gibi/kadar inanmaya hazırdır filmde gördüklerine. Film kahramanları ile özdeşleşerek ezilmişliğini, yoksunluğunu, çaresizliğini onarır…

Türk insanı, yönetici olduğunda her kurumu, her birimi ve herkesi kendi denetimine almak ister. Mutlak itaat bekler. Farklı görüşe, farklı düşünceye katlanamaz. Padişahlıktan gelen bir gelenek midir bilinmez; koltuğu hiç bırakmak istemez, herkesin kendi yerinde gözü olduğunu düşünür. İleride kendisine rakip olabilecek olanları etkisiz kılmak ya da ortadan kaldırmak en önemli uğraşlarından biridir. Bırakma zamanı geldiğinde ise yerine kimin geçmesi gerektiğini işaret eder.

Türk insanı, eğlenceye düşkündür. Eğlenmek için hiçbir fırsatı kaçırmaz. İnsanoğlu için eğlenmek, eğlenebilmek güzel bir özelliktir; fakat Türk insanı kendisi eğlenirken başkasının rahatsız olabileceğini düşünemez. Apartman dairesinde, bahçede, sokakta düğün ya da kına gecesi yapmada hiçbir sakınca görmez. Mutlu gününü istediği gibi yaşamayı hak olarak düşünür. Dinlenmeye gereksinimi olan hasta, çocuk ve yorgun insanların olabileceğini aklına bile getirmez. Geç saatlere kadar bütün mahalleye kendi zevkine uygun müzik dinletir. Türk insanı, fırsatçıdır. Eline geçen her fırsatı değerlendirir. Otobüste yanına oturan kişinin doktor olduğunu öğrendiğinde sağlıkla ilgili bütün sorunlarına çare arar. En büyük hayali bir fırsat yakalayıp köşeyi dönmektir. Fırsatı değerlendirirken haksız çıkar elde edenler için “bal tutan parmağını yalar” der. Türk insanı hiyerarşik ilişki biçimine yatkındır. Her şey ast üst ilişkisine göre ayarlanmıştır. Resmi kurumlarda iki kişinin olduğu bir birimde iki kişiden birisi şeftir. Üst olmak emir vermekten başka hiçbir iş yapmamak anlamına gelir. Otoritenin olmadığı yerlerde işler aksar. İç disiplin ve özyönetim güçleri yetersizdir.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer