YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Güç Kaybı mı, İtibar Kaybı mı?Prof. Dr. Erol ÖZMEN

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Erol ÖZMEN

30.12.2013, Pazartesi

Tüm Yazıları

Son yıllarda sağlıkta dönüşüm politikaları ile karşı karşıya kalan hekim topluluğunun konuyu yalnızca tepkisel bir muhalefet zemininden öteye de taşıması gerekmektedir. Kuşkusuz, hekim topluluğunun öncelikli tavrı, doğru bildiği politikayı ödünsüz ve etkili biçimde savunmak olmalıdır. Ancak, bunun yanında uzun dönemli bir stratejinin de çizilmesi gerekmektedir. Bu stratejiyi çizerken dikkate alınması gereken konulardan biri de hasta-hekim ilişkisinde kaçınılmaz olarak yaşananların doğru analiz edilmesidir. Sosyal, ekonomik, teknik ve bilimsel bazı gelişmeler hasta-hekim ilişkisinde yepyeni bir dönemin geldiğini göstermektedir. Bu gelişmelerden halkın ve hekimlerin zararına olacak sonuçların çıkmasını önlemenin tek yolu bu gelişmeleri doğru değerlendirmektir. 

 

Üzerinde durulması gereken konulardan biri de hekimlerin güç ve itibar kaybıdır. Genellikle bir arada düşünülen bu iki kavramın aslında karşılıklı etkileşim içinde olmakla birlikte ayrı kavramlar olması, hekim topluluğunun son yıllarda karşı karşıya kaldığı güç ve itibar kaybını ayırarak ele alması gerektiğini düşündürmektedir. Son yıllarda yalnız ülkemizde değil, tüm dünyada hekimlerin ciddi bir güç kaybı ile karşı karşıya olduğu görülmektedir. Ülkemiz dikkate alındığında bu güç kaybına eşit bir itibar kaybının yaşanıp yaşanmadığı ise ancak zamanla netlik kazanacak bir konudur. Üniversite sınavlarında tıp fakültelerinin en çok tercih edilen alanlardan biri olmayı sürdürmesi itibar kaybının aynı boyutta olmadığını ve olmayacağını düşündürmektedir.

 

Hekimlerin güç kaybı yaşamasının nedenlerinin en önemlilerinden biri, hekimliğin ve hekimlerin algılanışındaki değişimlerdir. Hekimin kendi başına her şey olduğu devirlerden, hekimin kendi başına hiçbir şey olduğu bir döneme evrilme söz konusudur. Hekimlerin eskiden “kerameti kendinden menkul”  güçlere sahip olduğu var sayılırken bu algı giderek değişmiştir. Eskiden toplum içinde gelir ve mevkiden kaynaklanan güce sahip olanların sayısı görece daha az iken günümüzde hekimlik dışında başka mesleklerin ve mevkilerin de güç kazanması süreci hızlandırmıştır.

 

Yakın zamana kadar hekimliğin sahip olduğu gücün önemli bir kısmının toplumun geleneksel hekim tasarımından kaynaklanmış olması siyasi otoritenin işini kolaylaştırmıştır. Gelişen koşullar hekimin eskisinden farklı olarak algılanmasına neden olmuş ve toplumun hekimle ilgili idealize edilmiş bir insan tasarımı (her şeyi bilen, her şeye kadir, lütfeden, hikmetli) yerle bir olmuştur. Örneğin; bir öğretim üyesinin muayenehaneye gelen bir hastadan asgari ücretin iki üç katı ücret alarak işlemleri ya da ameliyatı üniversite hastanesinde yapması ve bu yolla başvurulmadıkça üniversite hastanesinde hiçbir işlem ya da ameliyat yapmaması gücü kötüye kullanmadır. Bu noktada daha “güçlü” birinin çıkıp bu çarkı kırmaya çalışmasına sıradan bir vatandaşın tepkisinin ne olacağını tahmin etmek çok kolaydır.

 

Hekimlerin yaşadığı güç kaybı yalnız ülkemize özgü değildir. Sağlık hizmeti artık tek başına hekim ile yürütülecek bir hizmet olmaktan çıkmıştır. İşin içine kaçınılmaz olarak sermaye girmiştir. Sermaye işin içine girdiğinde ise kâr-zarar hesabı yapılmaya başlanmıştır. Nitekim Uluslararası Sağlık Ekonomisi Derneği CEO’su Tom Getzen’in, Medimagazin Genel Yayın Yönetmeni Dr. İbrahim Ersoy’la yaptığı konuşmada “… artık Dr. House gibi doktorların değil, sisteme uyan doktorların başarılı olabileceğini…” söylemesi, hekimin artık tek başına bir güç olmaktan çıktığını vurgulamaktadır. Hekim açısından bakıldığında ciddi bir güç kaybı anlamına gelen bu gelişmenin karşısında alışılagelen yöntemlerle ya da yalnız tepkisel biçimde karşı durmak mümkün değildir.

 

Gücün insanlara ya da kurumlara itibar kazandırdığı tartışılmaz bir gerçek olmakla birlikte itibarın da güç kazandırdığı başka bir gerçektir. Kaldı ki güç dışı kaynaklardan beslenen itibarın kazandıracağı güç çok daha sağlıklı olacaktır.

 

Toplumsal güç kaybına direnmenin bir yolu da itibar kazanmaya çalışmadır. Bu nedenle bizlere düşen görevlerden biri de, sistemli ve amaçlı bir şekilde itibar kazanma çabasına girmek ve itibar kaybettiren uygulamalara karşı durmaktır.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Mücahit Altuntaş (iç hastalıkları uzmanı)
30.12.2013 21:45:43
Güç kazanmak yada itibar kazanmak ?

Nasıl?

Nitelikli hekimlik uygulamalarının her bakımdan arkasında durmak gerek.

Sağlık sisteminin bütünü içine bu niteliği yerleştirmek için hekim hasta ilişkisinin kurgularını , ilişkilerini" süre ,ortam, bilginin paylaşılması" vd konularda , yatırım ve karlılık değil , hasta ve hekimin menfaatine olacak hukuki bilimsel uygulama ve kazanımların peşinde olmak.

Evet aynı zamanda örgütlü olmak.Evet aynı zamanda haklı yada bilimsel olmanın güveni yaşamak diyeceğim ama bunları diyemiyorum.

Yaşanılan süreç hem daha örgütlü hem daha haklı hissetmek anlamında yeterli imkanı sunduğu halde , bu konularda bir getirisi olmamıştır. Hekimlerin ve sağlık sisteminin başına buda olmaz denen bir çok uygulamalar karşısında tepki düzeyi çok cılız , yetersiz, hacimsizdir.

Fakat TTB nin açtığı iptal davaları siyasetteki bu akla ziyan hegomonik uygulamalara geri adım attırdığını söyleyebiliyorum.

Hasta ve hekim açısında haklı olmanın avantajını ancak bu haklılığı hukukun sosyalizasyonu yoluyla geniş kitlelere yaymak , yine yılların birikimi bilimsel değerlerin hatırlatılması ve bilimsel gerçeklerin dayatılması ,kendi içinde de sahiplenilmesi önemli görünüyor.

Dr.Mücahit Altuntaş
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer