YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve AtanmaProf. Dr. Erol ÖZMEN

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Erol ÖZMEN

07.04.2008, Pazartesi

Tüm Yazıları
Üniversite ve üniversite senatolarının atama kriteri belirleme yetkisi bulunmadığı ile ilgili Danıştay 8. Dairesinin 2007/3688 esas nolu kararı sonrasında üniversitelere öğretim üyesi alımı konusunda ortaya çıkan karışıklık ne yazık ki henüz çözümlenmemiştir. Konuyla ilgili olarak bir çok web sitesinde Yükseköğretim Kurulu tarafından hazırlandığı ileri sürülen “Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği’nin Değiştirilmesine Dair Yönetmelik Taslağı” bulunmaktadır. Bu taslak incelendiğinde bir çok üniversitenin öğretim elemanı kadrolarına başvurma atama ve görev süresi uzatımı yönergelerinde bulunan maddelerin benzerinin yönetmeliğe yerleştirildiği, fakat atamalarda yaşanan temel sorunlara bir çözüm getirilmediği görülmektedir.

Bu temel konulardan birisi kadro gereksinimi olup olmadığına kimin ve nasıl karar verecek olmasıdır. Geçerli olan mevzuatta mutlak belirleyici rektör iken taslakta “… ilgili bölümün ihtiyaç talebinin fakülte veya yüksekokul yönetim kurullarınca uygun görülmesi üzerine veya doğrudan rektörlüklerce ilan edilebilir.” denilmektedir. Bu maddenin “edilebilir” şeklinde bitmesi yeni bir hukuki tartışma yaratma potansiyeli taşımaktadır. Eğer son kararı yine rektörlük verecekse bu maddenin hiçbir anlamı kalmayacak, uygulama yine eskisi gibi sürecektir. Hem yönetim kurullarınca uygun görülmesi üzerine, hem de doğrudan rektörlüğün tasarrufu ile zorunlu olarak ilan verilmesi söz konusu ise bu durum karmaşa yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu uygulamada bölüm ve fakülte yönetim kurulu ile rektörlük arasında uyuşmazlık söz konusu olduğunda içinden çıkılması zor sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Uygulamada gereksinim olmadığı halde (oy gözüyle bakılarak) birçok kadro ilanının yapıldığı bilinen bir durumdur. Bu nedenle kadro gereksiniminin belirlenmesinde yetkiler paylaştırılmalı, mümkün olduğunca nesnel ölçütler geliştirilmelidir.

Bir diğer önemli konu da ilan edilen kadroya başvuranların nasıl değerlendirileceği konusudur. Taslakta yardımcı doçentler için “Açılan kadro için birden fazla başvuru bulunması halinde, adaylar, atanmak için öngörülen asgari puanı takdir etmiş jüri üyelerinin verdikleri toplam puanların aritmetik ortalamasıyla oluşturulacak puan sıralamasına göre atanır.” denilmektedir. Öğretim üyesi atamalarında yalnız puanlara bakılarak yapılacak atama beraberinde birçok sakınca getirmektedir. Böyle bir yaklaşım uzun soluklu ve çok emek gerektirecek araştırmalar yerine daha kısa sürede sonuçlandırılabilen araştırmalara yönelinmesine neden olacaktır. Bu uygulama diğer yandan öğretim üyesinde bulunması gereken özellikleri taşıyıp taşımadığı konusunda kuşkular olan adayların üniversitelere öğretim üyesi olarak alınmalarına da yol açabilecektir.

Önemli bir başka konu da üniversitelerin aranan genel koşullar yanında özel koşullar arayarak ilana çıkmalarıdır. Bu şekilde ilan verilerek (örneğin alınmak istenen kişinin doktora konusu özel koşul olarak konulabilmektedir) tek bir adayın başvurması sağlanabilmektedir. Üniversitelerin kendine özgü koşulları ve hedefleri nedeniyle bazı özel koşullar araması makul bir durum olmakla birlikte bunun kötüye kullanıldığının birçok örneği bulunmaktadır. Bu nedenle üniversite tarafından konabilen özel koşulların kötüye kullanılması engellenmelidir

Ülkemizde birçok iş alanında olduğu gibi öğretim üyeleri de iş güvencesi arayışı içindedirler. Çünkü ne kadar nitelikli olursa olsun (bir nedenle üniversiteden ayrılmak durumunda kalındığında) öğretim üyesi iş bulamama riski ile karşı karşıyadır. Eş ve çocuklar ile ilgili sorunlar da düşünülünce doğal olarak daha yerleşik bir iş yeri isteği ortaya çıkmaktadır. Örneğin doçentlik sınavında başarılı olan ve doçent unvanını alan yardımcı doçentler ile profesör olabilmek için gerekli olan ölçütleri karşılayan doçentler doğal olarak kadro beklentisi içinde olmaktadırlar. Bekledikleri kadroyu alamadıklarında ise tüm motivasyonlarını yitirmektedirler. Bu nedenle ülkemiz koşulları göz önüne alındığında kurum içi ve kurum dışı yükseltilme ve atanma işlemlerinde farklı yöntemler uygulanması daha yararlı olacak gibi görünmektedir.

Daha birçok eleştirilecek yönü olan taslağa genel olarak bakıldığında üniversitelerde yaşanan ve en çok şikayetçi olunan konuların yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Yönetmelik için öncelikle genel ilkeler konusu tartışılmalı ve belirlenen ilkelere göre yönetmelik kaleme alınmalıdır. Genel olarak bakıldığında öğretim elemanı alma ölçütleri açısından üniversiteler arasında farklılıklar olabileceği kabul edilerek, yöneticilere belli esneklikler tanıyan, anabilim dalı başkanlığından başlayarak rektöre kadar uzanan yetki paylaşımı ile öğretim üyesi alımı sağlayan, üniversitenin gereksindiği nitelikleri taşıyan öğretim üyelerinin alınmasını sağlayan, keyfi uygulamaları önleyen ve cezalandıran düzeneklerin kurulması gerekmektedir.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer