YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Üniversite Hastaneleri Tam Gün’e Yeterince Hazırlıklı mı?Prof. Dr. Erol ÖZMEN

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Erol ÖZMEN

20.12.2010, Pazartesi

Tüm Yazıları

Önümüzdeki aylarda üniversite hastanelerinde köklü değişiklikler olacağı açıkça ortada iken basından izlediklerimizden ve yaşadıklarımızdan yola çıkarak öğretim üyelerinin bu değişimi yeterince yakından izlemedikleri, hatta kayıtsız kaldıkları söylenebilir. Bir erteleme söz konusu olmazsa bir buçuk ay sonra uygulamaya geçilecek performans uygulaması ile ilgili tıp fakültelerinde bir sessizlik, bir hareketsizlik hüküm sürüyor. Bu kabulleniş midir, değişime bir direnç midir, yoksa öğrenilmiş çaresizliğin bir yansıması mıdır, bunu zaman gösterecek, fakat bütün bunlar üniversite hastanelerinin ve öğretim üyelerinin yeni sisteme yeterince hazır olmadığının kanıtı gibi görünüyor.

 

Öncelikle öğretim üyelerinin tepkisiz-kayıtsız bekleyişlerini anlamak gerekmektedir. Bu tepkisizliğin anlamı zaman içinde anlaşılabilecek olmakla birlikte, bu durum öğretim üyelerinin ne olacağını bekleyerek görmek istediklerini düşündürmektedir. Gözlemler birçok öğretim üyesinin bir yandan performans uygulamasının eleştirilen yönleri ile ilgili kaygılar taşıdığını bir yandan da gelirlerinin artabileceği umudu içinde olduklarını göstermektedir. Fakat görülmesi ve kabul edilmesi gereken konulardan biri de ülkemiz gerçekleri dikkate alındığında performans uygulamasının günümüzde başka türlü sağlanması mümkün olmayan düzenlemelerin yapılmasını sağlayacak olduğudur. Sağlık kurumlarının ve çalışanlarının içinde bulunduğu ataleti aşmanın uygulanabilir başka bir modeli yok gibi görünmektedir. Performans uygulaması üniversite hastanelerini daha verimli çalışmak zorunda bırakacaktır. Bu nedenle kısır bir karşı duruş yerine eninde sonunda bir şekilde uygulanmak zorunda kalınacak bu sistemin olumsuz yönlerini gidermek için elden gelen her türlü çabanın harcanması gerekmektedir.

 

Performansın en çok eleştirilen yönlerinden biri de hekimleri gelirlerini arttırmak için etik dışı yollara başvurmaya zorladığıdır. Bu nedenle haksız kazanç sağlamanın önüne nasıl geçileceğinin yolları mutlaka bulunmalı ve caydırıcı yöntemler yürürlüğe konulmalıdır.

Çeşitli yetkililerin yaptığı açıklamalar ek ders ücreti ve bilimsel çalışmalar için verilecek maddi desteklerin de döner sermayelerden karşılanmasının hedeflendiğini göstermektedir. En azından bugünkü sistemle döner sermayelerin bu yükü kaldırması mümkün gibi görünmemektedir.

 

Kendilerini bir rekabet ortamında bulacakları kabul edilerek üniversite hastanelerinin üstün özelliklerini geliştirmeleri ve öne çıkarmaları gerekmektedir. Çağdaş bir uygulama olan sevk zincirinin eninde sonunda yürürlüğe gireceği ve bunun üniversite hastanelerine ayaktan başvuran hasta sayısında ciddi düşüşler yaşanmasına yol açacağı dikkate alınmalıdır. Hastaların daha seçici olarak gelecekleri ya da aile hekimleri tarafından yönlendirilecekleri göz önüne alınarak hizmet sunumunda farklılıklar (örneğin; daha özelleşmiş poliklinikler) oluşturulması düşünülebilir. Her türlü iletişim kanalı kullanılarak sunulan hizmetlerin tanıtılması sağlanmalıdır. Sevk zincirinin uygulanmaya başlanması (olması gerektiği gibi) üniversite hastanelerine daha karmaşık olguların gelmesine yol açacağından SGK tarafından yapılacak ödemelerde gerekli düzenlemelerin yapılması ısrarla talep edilmelidir.

 

Performans hesaplamalarında yalnız gelirler değil, giderler de dikkate alınmalıdır. Gelir arttırmanın yanında giderin azaltılması da teşvik edilmelidir. Kötü hekimlik uygulamalarının ve hasta memnuniyetsizliğinin o hastanenin marka değerini düşürdüğü dikkate alınmalı, işlemin yapılmış olması kadar işlemin başarılı sonuçlanıp sonuçlanmadığı ve hasta memnuniyeti de göz önüne alınmalı, bunları değerlendirecek nesnel ölçütler geliştirilmelidir.

Araştırma görevlilerinin durumu gözden geçirilmeli, eğitim hastanelerinde hizmet ve eğitimin iç içe geçtiği göz önüne alınmalı, asistan tarafından yürütülen öğretim üyesinin danışman ya da sorumluluğunu taşıdığı işlemlerin performans açısından anlamı belirlenmelidir.

Ödeneklerin nasıl kullanılacağı konusunda genel kabul gören bir yol belirlenmeli, keyfi uygulamalar önlenmeli, ödenek verimli kullanılmadığında ilgililerin hesap vermesi ve bunun sorumluluğunu taşımaları sağlanmalıdır.

 

Her türlü maliyeti düşürmenin yolları aranırken, giderler tek tek gözden geçirilmeli, rektörlerin döner sermaye almasını sağlamak için gerekmediği halde üniversite hastanelerine eleman almalarının yolu engellenmelidir. Asistan, uzman ve öğretim üyesi sayıları hizmetin ve olanakların gerektirdiği sınırlarda tutulmalı, tüm çalışanlardan en üst düzeyde verim almanın yolları bulunmalıdır.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) CEYHUN BALCI (DOKTOR)
20.12.2010 12:14:30
Toplumumuz öngörü yetisini her geçen gün yitiriyor. Öngörü için de bilgi önde gelen gereksinimdir. İzmir'de içinde bulunduğumuz ayın ilk yarısında önce EÜTF sonra da DEÜTF'de bu bağlamda farkındalık yaratmayı amaçlayan iki etkinlik İzmir Tabip Odası paydaşlığında gerçekleştirilmiştir. Üniversite mensubu olmamakla birlikte EÜTF'deki etkinliği izledim. İyi ki izlemişim.Çok şey öğrendim. Aslında bugünlerde üniversitelerin konuşuluyor oluşu sıranın onlara gelmiş olmasındandır. Her şey ve her mevzi gibi üniversiteler de ele geçirilecektir. Bu amaçla öncelikle parasal bağımlılık yaratılmakatdır. Tıpkı ülkeler gibi üniversiteler de parasal bağımlılık içine düştüklerinde bilimsel ve yönetsel bağımsızlıklarını yitireceklerdir. Üniversite çalışanlarının ekonomik durumunun yanı sıra özerkliğin tümüyle yitirilmesi de mutlaka irdelenmelidir. Ele geçirilen üniversite hastanelerinde çalışma saatleri içinde tıp eğitimine zaman ayrılmasının yönetimce hoş karşılanmadığını da bu etkinlikte şaşırarak öğrendim. Varsa yoksa parasal kazançtır artık üniversitelerimiz için de. Bu olumsuzluğun tıp eğitimini ve hekim niteliğini etkilemesi de kaçınılmaz olacağına göre, bizlere geri dönüş değersizleşme ve nesneleşme şeklinde olacaktır. Orta ve çok uzak olmayan erimde yaşayacağamız bu sorunların da dile getirilmesi dileğiyle...
People
0
2) Ali Cansu (Çocuk Nörolojisi)
20.12.2010 11:54:30
Merhaba Hocam,
Hocam, ben KTÜ Tıp Fakültesinde çalışmaktayım. Medimagazinde yazdığınız ''Üniversite Hastaneleri Tam Gün’e Yeterince Hazırlıklı mı?'' yazdığınız maklenizi okudum.
Üniversitelerin, tam gün ile ilişkili niçin tepkisiz kaldıklarını sorudunuz. Buna benim cevabım, öğrenilmiş çaresizlik ve görüp bakalım duygusudur. Hocam, izniniz olursa bu makale ile ilişkili birkaç düşüncem olacak.
1. Hocam siz Psikiyatri Anabilim Dalında Öğretim Üyesi öğretim üyesi olarak çalışmaktasınız. Siz, plikinikte günde kaç hasta bakarsanız, iyi bir performans alırsınız ?. Sizi bir örnek vereyim, Aynı şartlar artık üniversitelere geldiğine göre günde ortalama 100 hasta bakan bir pediatrist ortalama 4.000 TL alıyor. Aynı şartlar artık üniversitelere geldiğine göre sizde performansınızı buna göre ayarlayabilirsiniz. Çünkü doç, prof bakması bir şey değiştirmiyor. Ancak hala bu parayı olamanıza günde 100 hasta bakmanız ! için yetmez, diğer tüm bölümlerinde sizin kadar çalışıp hastaneyi kara geçirmesi lazım. Ayrıca, ders ücreti ve bilimsel yayın da performans içinde. Yani X bölüm, büyük bir zamanını olması gereken bilimsel faliyetlerer ve öğrenci eğitimine ayırdı. Çok hasta bakamadı. Bu durum sizin performansınızın düşmesine neden olacak. Çünkü hastane para havuzuna para aktaramıyor. Birde insanlara çalışma yapmak için hastanenin döner sermayesini kullanacak, yani size zarar?. Yine bazı bölümler, örneğin çocuk nörolojisi, hep zarar ediyor. ( Örneğin biz, ya ağır hastaları bakmaya bırakıp, baş ağrısı gibi hastalara hizmet edeceğiz, yada polikliniği kapatacağız, çünkü 1-2 ay çok dikkat ettik, tetkikleri kıstık, hala istenilen kara geçemiyoruz). Çok önemli bir sorun daha var. Tıp fakültelerinin vazgeçilmezleri olan, Temel Bilimlerdeki öğretim üyelerimiz. Devlet hastanelerinde böyle bir sorun yok. Onlar performansa katkı sağlayamıyor. Bilimsel faliyetleri ve ders anlatımları hep gider !.
Hocam, buraya yüzlece problem daha yazılabilir.
Üniversiteler, bu seviyeden sonra üniversite olmaktan çıkmıştır. Bence bu seviyeden sonra, üniverstileri kapatıp (bu eninde sonunda olacaktır), Marmara Üniversitesinde olduğu gibi devlet hastanesi yapılsın. Zaten beş para etmeyen bilimsel faliyetler ! ve eğitim kaldırılsın !. Tüm doktorlar en basit ve kar getirecek hastalara bakıp performans yapsınlar. Böylece sağlık bakanlığının uygulamaya koyduğu sisteme, üniversiteler çok iyi uyum sağlayacak, ve tümden performanslarını artıracaklardır.
Hocam, lütfen yazımı yanlış anlamayın. Ben üniversitlerin geleceğini neredeyse tüm genç ve çalışkan arkadaşlarımız çok karanlık görüyor. Yakında asistan ve hemşirede bulamayacağız. Çünkü döner sermaye verilemeyecek. Bu sistemle bilimsel faliyet yapılabilir mi?, size soruyorum. İnsanlar niye Doç, Prof, olsunlar.
İnşallah bu durum hepimize hayırlı olur.
Doç. Dr.Ali Cansu
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer