YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Tıp Fakültesi ve Eğitim-Araştırma Hastanelerini Performansın Dışına Atalım!Prof. Dr. Gazi ÖZDEMİR

Türk Beyin Damar Hastaliklari Dernegi Kurucu Baskanı

Prof. Dr. Gazi ÖZDEMİR

24.03.2014, Pazartesi

Tüm Yazıları

Anadolu’muzun güzel özdeyişlerindendir; “Bütün yumurtalarını tek sepete koyma.”

 

Bu özdeyişin temelinde, her ne yaparsan ve ne kadar tedbirli davranırsan davran, mutlaka hesapta olmayan birtakım olumsuzluklar olacaktır, bu nedenle de bütün gücünü veya sermayeni aynı işe veya aynı anda kullanma ve öne sürme ikazı yatmaktadır, diye düşünüyorum.

           

Farklı kesimlere yönelik, farklı yapılaşma ve imkânlara sahip hastanelerin aynı çatı altında toplanmaları uygun olmuş, ancak bu yapılırken ve performans denilen ucube belirlenirken tıp fakültesi ve eğitim-araştırma hastaneleri ayrı tutulmayarak, haksız bir uygulama yapılmıştır. Yani, bütün yumurtalar tek sepete konmamalı ve çift sarılı olan yumurtalar farklı sepete yerleştirilmeli idi. Bu hastanelerin, diğer devlet hastanelerinden olan farklı işlevleri nasıl göz önünde bulundurulmamış, hâlâ anlayabilmiş değilim.

           

Hangi kurumda çalışırsak çalışalım, bu performans ucubesinden önce, biz hekimlerin öncelikli düşüncesi hastayı iyileştirmek ve sağlığına kavuşturmaktı. Eğitim-araştırma hastanesindeki öğretim üyesi hekimin başat diğer bir düşüncesi, araştırma yapmak ve asistanını en iyi şekilde yetiştirmekti. Tıp fakültesindeki öğretim üyesinin ise yine başat ve üçüncü bir hedefi, tıp öğrencisinin eğitim ve öğretimi idi. İdi diyorum, çünkü üzülerek ifade ediyorum ki, performans ucubesi sayesinde bütün hekimlerin hedefleri, ortak hedef olarak performans olmuş ve kutsallığı dejenere edilmiştir. Çünkü, hekimlerin net maaşları güdük bırakılmış ve performans karşılığı ile dişe dokunur düzeye ulaştırılmaya mecbur bırakılmışlardır.  Performans geliri emekli maaşına yansımayan bir gelir olduğundan da, bütün hekimler geleceklerinden umutsuz, endişeli ve mutsuz bir psikolojiye mahkûm edilmişlerdir.

Bu performans ucubesi, bütün hekimleri bir taraftan kutsal ve tertemiz hedeflerinden uzaklaştırıp, bilerek eksik olan maaşları nedeni ile ailelerinin-çocuklarının geçimlerini sağlamak çabasına zorlarken, diğer taraftan da gerek meslektaşlar arasında gerekse hastaya yaklaşım ve endikasyon koymanın etik değerlerinde zayıflamalara yol açmış bulunmaktadır. İşte bu etik değerlerdeki dejenerasyon, özellikle girişimsel işlemlerde katlamalı artışlar ile sonuçlanmış ve bu artış, SGK’nın bütçesini uçurmuştur. Bu bütçe harcamaları da genel devlet bütçesini zorlayıp durmaktadır. Bu zorlama da hükümetin zamlarındaki etkenlerden biri olmaktadır tabii.

 

            Performansı tutturma önceliğinin oluşturmuş olduğu etik dejenerasyon, eğitim-araştırma hastanelerinde araştırmaları ve asistan eğitimini olumsuz etkilemiş, ayrıca öğretim üyelerinin devlet hastaneleri yerine özel hastanelere geçişine de neden olmuştur.

 

            Tıp fakültelerinde ise hastaya yaklaşım ve endikasyon koyma dejenerasyonu, eğitim-araştırma hastanelerindeki ikili dejenerasyona ek olarak, ayrıca öğrenci eğitimine de olumsuz yansımış ve tıp fakültelerinin öğretim üyesi kaybı da çok daha fazla olmuştur.

 

            Esasında, bütün hekimler, daha fakülteden mezun olur olmaz, mağduriyetlere uğramışlığın psikolojik baskısını hissetmeye ve eziklik duygusunu yaşamaya başlatılmaktadırlar. Örneğin; başka hiçbir fakülte mezununun diplomasına el konulma zulmü yaşatılmamakta (Neyse ki 27 Ocak 2014 tarihinde bu zulüme son verilmiş), koyduğu teşhise ve buna göre yazması gereken ilaç kararı olan reçetesi, diğer bir ifadeyle, vermesi gereken kararı Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 1. maddesine aykırı olarak sınırlanmamakta (Madde:6-Tabip ve diş tabibi, sanat ve mesleğini icra ederken, hiçbir tesir ve nüfuza kapılmaksızın, vicdani ve mesleki kanaatine göre hareket eder.) ve karar verme özgürlüğüne ambargo konulmamakta, hekimliğin vazgeçilmezi olan bir acil hastaya müdahalesi kısıtlanmaya kalkılmamakta (Tüzük Madde-3: Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun gerekli bakımın sağlanmadığı acil vakalarda mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur.),hastanelerin görünür yerlerine “Hasta Hak ve Sorumlulukları” asılırken, nedense  “Hekim Hak ve Sorumlulukları”nın asılıp hatırlatılmamasına gerek görülmemekte, eğitim süresine uygun olmayan ve emekliliğine yansımayacak şekilde maaş düzenlemesi yapılmamakta, yasal çalışma saati dışında çalışmak için zorlanmamakta, zorlandığı halde makul bir bedelden mahrum edilmemekte, emeği sömürülmemekte, sadece hekim öğretim üyelerine uygulanan “part-time” çalışma nedeni ile diğer fakülte öğretim üyeleri, alaycı sözlere muhatap olmamaktadırlar, siyasi istismarların da etkisi ile saldırılara, yaralanmalara, hatta öldürülmelere bu kadar sık maruz kalmamakta ve dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı gibi yetersiz sayıda öğretim üyesi ve teknik tıbbi imkânları olmayan tıp fakültelerinde eğitime zorlanmamaktadırlar.

 

            Hekim olmayanların “Ama siz hekimsiniz ve mesleğinizin duygu yükünü, Allah’tan sonra görülen güç oluşunuzu göz önünde bulundurup size yapılanları görmezlikten gelmeniz gerekir.” yaklaşımlarını ve dışarıdan ahkâm kesmelerini daima duymuşumdur.  

 

            Peki, bu olumsuzluklar nasıl düzeltilebilir derseniz, aklıma gelenler şunlardır:

 

·      En kısa zamanda performans sistemi tamamen kaldırılmalı ve yerine emekliliğe de yansıyacak bir maaş sistemi getirilmelidir. Çıkarılacak bir ek yasa ile döner sermaye getirileri de maaşa eklenmiş hâliyle emekliliğe yansıtılmalı. Böylece, hasta ve yakınlarında oluşmuş olan, “Yapılacak bu teşhis ve tedavi önerisi gerçek mi, yoksa hekimin performansını yükseltmek için mi?” ön yargısı silinmiş olacaktır.

·      Verilecek maaş, mutlaka bazı bürokratların maaşları ile paralel hâle getirilmelidir.

·      Eğer devam ettirilecek ve Bakanlık Nuh diyecek, Peygamber demeyecekse, tıp fakülteleri ve eğitim-araştırma hastaneleri performans sisteminin dışında tutulmalıdır.

·      Tıp fakültesi ve eğitim-araştırma hastaneleri, SGK ücretlendirilmesinde tekrar değerlendirilmeli ve diğer hastanelerden farklı olan teşhis yöntemleri ayrıntılarıyla ücretlendirilmeli ve yapılan girişimsel işlemlerin de farklılık ve daha fazla zaman alışları yanında, bu sırada yapılan asistan ve öğrenci eğitim uğraşları da değerlendirilmelidir. Çünkü bu eğitim uğraşısı, yapılan bir işlemin süresini uzatmakta, sonuçta da günlük girişim sayısını düşürmektedir.

·      Hastanelerde görünür yerlere asılı bulunan “Hasta Hakları ve Sorumlulukları”nın yanına “Hekim Hak ve Sorumlulukları”nı belirten yazılar da asılmalıdır.

·      Yasal çalışma süreleri dışındaki çalışmalar, emeğin karşılığı olacak hâle getirilmelidir.

·      Hekimlik ile birlikte, tüm sağlık çalışanlarının, çalışma zorlukları ve riskleri sık sık medya yoluyla ve özellikle Sağlık Bakanlığı aracılığı ile anlatılmalı ve dikkatler devam ettirilmelidir.

·      Hekime ve diğer sağlık çalışanlarına yapılacak haksız bir saldırı, diğer memurlara yapılan karşı çıkmalar ve saldırılardan, çok daha fazla yasal bir karşılıkla cezalandırılmalıdır.

·      Hekim ve diğer sağlık çalışanlarının çalışma kapasiteleri belirlenmeli ve hastalar ile yakınları bu konuda bilgilendirilmeli ve sağlık ekibini hem zorlamaları hem de suçlamaları engellenmelidir.   

 

Liste çok uzun. Fakat köşe yazısı sınırlı olmak durumunda. Bu sefer devamı siz sayın meslektaşlarımdan olsun artık… 

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) ÖF (Doktor)
27.03.2014 13:40:16
Onun yerine:
1-Tıp fakültelerini özerkleştirelim,
2-Devlete ait tüm hastaneleri özele devredelim,
Yani,
-Partizanlığı kaldıralım.
-Mafyalaşmayı, suistimali,
-Hamili Kart Yakınımdır tarzı adam kayırmacılığı yok edelim.
-Meslek örgütümüzün etkinliğini yasalar önünde yükseltelim.
-Bakalım o zaman, Performans mı? Mecburi hizmet mi? yoksa Kadro kısıtlaması mı? Kalır...
People
0
2) www.aciamagercek.com (dr)
27.03.2014 09:59:26
BİLİM ve TEKNOLOJİDE KISIRLIĞIN NEDENİ : BİLİMSEL MASTURBASYON

Teknolojiye, para ve refaha dönüşen bilim, Da Vinci’nin şifresidir. Bu şifreyi çözen ülkeler zengin ve gelişmiş olur, patent ve teknoloji üretmeden bilimsel masturbasyon yapan ülkeler ise sömürge olur.

Bilim ve teknolojide kısırlığın nedeni, üniversitelerin harem ağası gibi kısırlaştırılmasıdır. Üniversitelerin sanayi ile bağını koparırsanız, bilimi hadım etmiş olursunuz. Başkalarının yıllar önce yaptığı kopya araştırmaların anlamsız tekrarı ise bilimsel masturbasyon demektir. Kıt kaynakların boşu boşuna tüketilmesine yol açan bu durum ülkelerin modern sömürge yapılmasının temelidir. Bilimsel mandacılık ise, bu sömürüyü idrakten aciz, başkasının ürettiği akıllı telefonlarla caka satmayı marifet zanneden zavallılar yetiştirir. Patent ve teknoloji üretemeden laf üreten harem ağaları bu bilimsel kısırlığın ürünü. Para kazanmadan para tüketen modern sömürü sisteminin figüranları işte bunlar.

Bizim gibi bilim ve teknoloji yarışına daha yeni başlayan ülkelerin yapacağı şey, kıt kaynakları oraya buraya saçıp savurmak değil, belli yerlerde bilim ve teknoloji merkezleri açarak ülkenin cari açığını artıran 10 konuda çalışarak bu açığı kısa sürede kapatmak. Yoksa her yerde bilim yapmak gerekmiyor ama her vatandaşın bilimsel anlayışa sahip olması gerekiyor. Bu ise hem çok kolay hem çok zor. Zor olan şu : Köhnemiş ve teste dayalı, ezberci dersaneciliğe dayanan sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor.

Üniversiteler, bilim ve düşünce kuruluşları, ulusal sorunları çözmeye yarayacak bilginin üretildiği ve akıl eden, planlayan, yöneten derin aklın oluştuğu ulusal bir beyine dönüşmelidir. Yaşamsal sorunlar karşısında dağıtılan ve işlevsiz bırakılan akıl ve bilim gücümüzü, sağlam bir kafatası içinde toplayarak ulusal bir beyin olmalı yani aklımızı başımıza almalıyız. Bu beyin naklini başarmadan kendi geleceğimizi kendimiz tayin edemeyiz.

Üniversiteler, düşünce kuruluşları ve strateji merkezleri hangi sorunları çözen ulusal bilgi üretiyor, bunları kim nasıl uyguluyor? Sonuç ne? Bu yeterli mi? Kötü kaderimiz değişiyor mu? Eksik olan nedir? Başkalarının çıkarlarına hizmet eden reklam ve pazarlama yerine, kendi yaşamsal sorunlarımızı çözmeye yönelik bilimsel araştırmalar ve kongreler yapmayı ne zaman akıl edeceğiz? Bilimsel yozlaşma ile teknolojik, ekonomik ve kültürel işgalin yol açtığı yaşamsal sorunlara çözüm arayan ‘Ulusal Bilim Kongreleri’ ne zaman ve kimin tarafından düzenlenecek? Kongreler yabancı beyinlerin pazarı ve gösteri merkezi olmaktan ne zaman kurtulacak?

Beyin hücreleri ne kadar yetenekli olursa olsun beyin değildir. Beyin; sorunları idrak eden, araştıran, çözen ve yöneten akıldır. Beynimizi üstün kılan, vücudun mükemmel çalışmasını sağlayan beyin hücrelerinin arasındaki network yani iletişim ağıdır. Öncelikle yapılması gereken iş, nitelikli beyin hücrelerinden bu anlamda bir beyin oluşturmaktır.

İkinci aşamada yapılacak operasyon ise bu özelliklere sahip beyin naklidir. Bunun anlamı, Ulusal Araştırma Merkezi, Milli Sağlık Akademisi, Bilim ve Teknoloji Merkezi gibi ağların kurulmasıdır. Yaşamsal sorunlarımızı çözecek bilimsel araştırmaları akıl eden, planlayan ve yöneten beyin organizasyonunu ve beyin naklini başarmak zorundayız. Kötü kaderimizi değiştirecek olan bu beyin naklini yapmadan, bitkisel hayattaki bilim ve aydın dünyamızı diriltmek mümkün değil.

Çağımızda bilgi ve teknolojiyi üreten ve pazarlayan kazanıyor. Gerçek dünyada keşfettiğiniz kadar özgür, ürettiğiniz kadar bağımsızsınız. Bilim ve teknoloji üretemezseniz, yaşama hakkınızda yoktur, şansınızda. Keşfettiği ile değil, tükettiği ile övünenin özgür yaşama şansı yok. Milletler ancak bu şekilde ayakta kalabilir, yoksa ayaklar altında kalır. Artık sokaklarda bağırarak özgür ve bağımsız olma dönemi bitti. Filistin’den Afganistan’a İslam aleminin sefaleti ve zavallı durumunun asıl nedeni bu. Bilim ve teknolojide 57 İslam ülkesi, bir İtalya etmiyor. Acı ama gerçek.

Tüm sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor. Yapılacak iş basit: ‘Bilim ve Teknoloji Merkezleri’ kurmak için zaman kaybetmeden üniversiteleri ve milli eğitimi, sanayi ile entegre olacak şekilde baştan aşağı değiştirmek. Ülkeleri sömürge yapmanın yolu da basit: Eğitim, öğretim, bilim kurumları, sanayi ve üretimi birbirinden kopuk, dünyadan habersiz hale getirerek bu entegrasyonu engellemek.

Bilim ve teknolojide devrim için ya acı gerçeklerle yüzleşeceğiz, ya da tatlı yalanlarla sömürge ve tüketim toplumu olacağız. Ya enerji, aşı, cep telefonu… gibi cari açığı artıran on konuda bizi dünya devi yapacak ‘Bilim ve Teknoloji Merkezi’ kuracağız, ya da futbol, televole, UFO’lar, melekler kaç kanatlı gibi geyiklerle toplumu uyutmaya devam edeceğiz. Daha önce söylenmiş bir sözü değiştirip özetleyelim : Bilim ve teknoloji, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen ülkeler uçar ve özgür olur. Uçamayan ülkeler ise tavuk olur, başkasının eline bakar. Tavuk ülkeler, önüne atılan yemi yerken yumurtalarının alındığını farketmez, sömürge olur. Tek kanat ise uçmaya yetmez. Ya tavuk ülke olup altımızdan alınan yumurtalardan habersiz başkaları için çalışacağız, ya da bilim ve teknoloji kanadını çırparak dünya devi olacağız.
People
0
3) ALPER (dr)
26.03.2014 17:16:36
Kamuda SB dışında tam gün çalışan ama tek kuruş Performans ödenmeye binlerce Kurum Hekimi ne yapsın? Çalışırken ödenmeyen performans geliri emekli olunca zaten hiç ödenmeyecek. Çalışırken de, emekli olunca da, öte dünyada da mağdur edilecek. Allah'tan reva mıdır?
People
0
4) Elvan Dalton (Uz. Dr.)
26.03.2014 14:58:55
Koca koca profesörler ve bilim, araştırma, yayın birbirleriyle haklı olarak eşleştirilmiş. Ama gerçekten böyle mi. PUBMED e koca koca doçentlerin, profesörlerin ismini yazıyorum, ya yayın çıkmıyor ya da 14 isimli yayının son 2 isminden biri olduğu 2,3 yayın. 18 nisan bir geçse de araştırmanın asıl sahipleri 13 kişiyi gereksiz yere çalışmalarına yazmaktan kurtulsalar.
People
0
5) selim ileri (op dr )
26.03.2014 12:08:14
aydın sinal hocamız çoğu kez doğru söyler kitabın ortasından konuşur ve bu yüzden sevilmez.aykırrı bazen absürd uslubu ile birlikte çoğu kez içinde doğruluk payı yüksek yazıları vardır..Çoğu kez batıdan bize olayın nasıl olması gerektiğini yazar ve medimagazine ayrı bir çeşni ve derinlik katar.Görmek duymak istemediğimiz gerçekleri yüzümüze vurur. aşağıdaki yazısı bana göre on mumara..herkes hak ettiğinin üstünde para peşinde...ülke o yüzden adam olmuyor dersek yalan olmaz.
People
0
6) halim harap (us dr)
26.03.2014 11:08:30
Aydın Bey, siz, bizdeki performansı zaten anlamamışınız. İlmi performans diye bir şey yok. Para performansı var. Yani yaptığın iş kadar (muayene, ameliyat) puan ve para var. Dolaysıyla koca koca profesörler geçim derdi ile hasta bakma telaşına girdiler. Bilim, yayın, araştırma hak getire. Oralardan atıp tutması kolay. Sizin ordaki maaş düzeninden de bahsetsene biraz. Sizde de var mı performans? Eğer yoksa bu sistemi size verelim siz kullanın.
People
0
7) aydin sinal (hekim)
26.03.2014 10:40:49
Güzel,performans sistemi kaldirilsin,yalniz calisan ile calismayani nasil ayirt edelim,talebesi,asistani,hastasi(para almadan),ilmi calismasi,yayinlari ile hayati gecen bir hoca ile yan gelip yatan hoca ya ayni maasmi verilsin?Benim zamanimda hocalarin ancak %10 nu yukardaki kriterler icinde calisirlar diger hocalar degil talebe yetistirmek yüzlerini bile görmezdik ögle yemegini yedikten sonra dogru muayenehanelerine giderlerdi.Bunlar gecmiste kalan herkes tarafindan bilinen gercekler.Herkesi memnun edecek bir maas zaten verilemez verildi diyelim calismayani nasil ayiklayacaksiniz?Docentlik ve Profosörlük kadrolarinin ömür boyu degilde Bati dünyasinda oldugu gibi ilmi,kisisel calisma,proje üretebilme performasyonuna bagli olarak belli zaman birimine bagli anlasmali,sinirli olarak verilmesine ne dersiniz?Evet para olarak performasyon kalkar ama ilmi,etik ve hocalik performasyonu getirilirse buna ragzi olurmusunuz.Almanya is arayan docentlerle dolu.Yoksa "giderim anadoluya 72 yasima kadar-simdi 70 yas-yan gelir yatarim ,sonrasi Allan kerim mi? dersiniz.Bende diyorumki paraca performasyona hayir,ilmi performasyona evet-yazdigi makaleler,konferanlardaki ingilizce anlatim kabiliyeti ,ders anlatim kabiliyeti,vaka taktimi,yetistirdigi talebelerin ,asistanlarin egitim ögrenim durumlari ile degerlendirilip profosörlük ,docentlik kadrolari önce iki sene sonra iki ve bes sene uzatilir bu emekliligine kadar devam eder veya etmez emekli maasi son aldigi maasin %65 dir.Gerek calisirken gerekse emekliliginde bir tip profosörünün maasi bir hakim maasi kadardir yani türkiye sartlarinda 6500 liraya bir kardiyoloji profosörü calisacak!! Bu Almanyada böyledir,insallakh Türkiyedede böyle olur,On dönüm bostan yan gel yat osman mentalitesinden kurtulunup cagdas olunur.Saygi ve selamlar,
People
0
8) düşünen süpürge (uz dr)
26.03.2014 01:27:01
Sevgili hocalarım performans her yerde kalkmalı; patolog olmadan cerrah, mikrobiyolog olmadan nörolog bir işe yaramaz; keşke bunu size biz öğretmek zorunda kalmasak…..
evet üniversitelerde de performans kalkmalı aynı zamanda da muayenehane kalkmalı…. hemen celallenmeyin; sizin gibi yeri doldurulamaz becerileri sadece parası olduğu için gelen aslında konversif hastalar meşkul etmemeli…..
Son 15 belki 20 yıldır belirginleşen üniversitelerin fırtınalı dünyasını hatırladıkça ne yazık tüm hocaları zihnimiz aynı payda altında topluyor…..
Saygı bekliyorsanız tüm hekimleri kapsayan yaklaşımlarda bulunmalısınız…. bakın hocalar böyle olursa hekimler nasıl bir araya gelecek.. ama olmuyor...
Bence bugün bu hale düşmemizde özellikle hocaların muayenehanelerinin olabilmesi çok önemli rol oynadı…..
People
0
9) Cengiz (dr)
25.03.2014 15:55:06
"Performans geliri emekli maaşına yansımayan bir gelir olduğundan bütün hekimler geleceklerinden umutsuz, endişeli ve mutsuz bir psikolojiye mahkûm edilmişlerdir" demişsiniz hocam, haklısınız ama Kamuda Tamgün çalışmakta olduğu halde hala bir Allah'ın kuruşu Performans ödemesi verilmeyen SB dışında binlerce Hekim var. Çalışırken ödenmeyen performans geliri emekli olunca zaten hiç olmayacak, asıl haksızlık burada değil midir?
People
0
10) Elvan Dalton (Uz. Dr. )
25.03.2014 14:00:26
Sayın Hocam siz yeterlilik sınavını hem hocalara hem de uzmanlara yapalım derseniz sizi sadece takdir ederim. Saygılarımla.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer