YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Tıbbi Genetik ve HukukProf. Dr. Hakan HAKERİ

İstanbul Medeniyet Üniversitesi

Tıp Hukuku Araştırmaları Birimi Başkanı

Prof. Dr. Hakan HAKERİ

06.12.2010, Pazartesi

Tüm Yazıları

Önümüzdeki hafta, 1-5 Aralık 2010 tarihleri arasında, 9. Ulusal Tıbbi Genetik Kongresi İstanbul’da toplanıyor. Bu toplantıda, benden de, “tıbbi genetik ve hukuk” başlıklı bir sunum yapmam istendi. Bu vesileyle bu konu hakkında özet bilgiler aktarmakta yarar görüyorum.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, mevzuatımızda, tıbbi genetik konusunu düzenleyen genel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, genel hükümler ve mevcut yönetmelikler göz önünde tutularak, tıbbi genetik alanındaki hukuksal durumu değerlendirmek gerekmektedir.

 

Tıbbi genetik kapsamında yapılan birçok tıbbi müdahale bulunmaktadır. Ben bunlardan sadece prenatal tanı ve preimplantasyon tanı bakımından yorum yapmak istiyorum.

Prenatal tanı, bir embriyonun veya fetüsün belli bir hastalığı bulunup bulunmadığının tespitine yönelik olarak yapılan işlemdir. Prenatal genetik tarama ise bir genetik hastalığı kendi çocuklarına aktarma rizikosu bulunup bulunmadığına yönelik sağlıklı bireylere yönelik yapılan tarama testidir. Prenatal genetik tarama, hamilelik süresince ve her iki cinsiyet üzerinde de yapılabilir. Bu testler, doğacak çocukların sağlığına yönelik tehlikeleri belirlemek amacıyla evlilik öncesi yapılabilir. Ülkemizde görebildiğim kadarıyla her iki işlem de yapılabilmektedir. Bununla beraber, mevzuatımızda bu hususa ilişkin ayrıntılı hükümler bulunmamakta, bağlayıcı nitelikli Biyo-Tıp Sözleşmesi’nin bazı hükümleri ile Genetik Tanı Merkezleri Yönetmeliği ve bağlayıcı olmayan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiye kararlarının bu kapsamda göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu tavsiye kararlarına değinmeyeceğim. Diğer mevzuattaki ilgili hükümler ise şöyledir:

 

Biyo-tıp Sözleşmesi’nin 11. Maddesine göre, “bir kimseye, genetik kalıtımı nedeniyle herhangi bir ayrımcılık uygulanması yasaktır”. 12. madde ise genetik teşhise yönelik testleri düzenlemektedir. Buna göre, genetik hastalıkları teşhise yönelik veya ya kişinin bir hastalığa neden olan bir geni taşıdığını belirlemeye ya da genetik bir yatkınlığı veya bir hastalığa eğilimi ortaya çıkarmaya yönelik testler, sadece sağlık amaçlarıyla veya sağlık amaçlı bilimsel araştırma için ve uygun genetik danışmada bulunmak şartıyla yapılabilir. 13. Maddeye göre ise, insan genomunu değiştirmeye yönelik bir müdahale, yalnızca, önleme, teşhis ve tedavi gayeleriyle ve sadece, amacının, herhangi bir altsoyun genomunda değişiklik yapılması olmaması halinde yapılabilir. 14. madde cinsiyet seçme yasağı sevk etmiş bulunuyor: Cinsiyetle ilgili ciddi bir kalıtsal hastalıktan kaçınma hali hariç, doğacak çocuğun cinsiyetini seçmek amacıyla tıbben destekli dölleme tekniklerinin kullanımından kaçınılacaktır.

 

Genel hükümler çerçevesinde değerlendirildiğinde, gerek prenatal tanı ve gerekse preimplantasyon genetik tanı, bir tıbbi müdahaledir ve dolayısıyla tıbbi müdahalenin genel şartlarına tabidir. Yani, bu müdahaleler için, müdahaleyi yapanın hekim olması, endikasyonun bulunması, aydınlatma ve rıza şartlarının gerçekleşmiş olması gerekir.

 

Burada “endikasyon” noktasında bir sıkıntı olabilir. Gerçekten de bu müdahaleler, doğrudan annenin tedavisi amacına yönelik değilse, bu takdirde endikasyon şartı gerçekleşmemiş olur. Cenindeki bir hastalığın teşhisine yönelik işlemler ise sonucunda gebeliğin sonlandırılmasına yönelik olacağından, yine endikasyon şartı gerçekleşmemiştir. Bununla beraber, burada bir yasal endikasyonun bulunduğunu görmekteyiz. Bu da, bu işlemlere imkân veren Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliği’dir.

 

Bu noktada, yapılan tanı işlemleri neticesinde ne tür hukuksal sorumluluk doğabileceği de tartışılmalıdır. Preimplantasyon genetik tanıdaki bir hata, insan üzerinde olmadığı için olsa olsa bundan dolayı bir zarar doğmuşsa, bu zararın tazmini sorumluluğunu doğurabilir. Buna karşılık, prenatal tanı nedeniyle, cenin üzerinde yanlış teşhis sonucu, çocuğun düşmesine vs. neden olunursa, tazminat sorumluluğunun yanı sıra anneye yönelik taksirle yaralama söz konusu olabilir (Bkz. TCK 89/2-f, 89/3-e).

 

Son olarak GENETİK HASTALIKLAR TANI MERKEZLERİ YÖNETMELİĞİ’nin ilgili hükümlerine de değinmek istiyorum. Buna göre, cinsiyete bağlı hastalıklar dışında cinsiyet belirleme yapılamaz (md. 17/2). Cinsiyete bağlı hastalıklar dışında cinsiyeti belirlediği tespit edilen genetik tanı merkezlerinin ruhsatı bir daha verilmemek üzere geri alınır. Mesul müdür hiçbir merkezde bir daha mesul müdür olarak çalışamaz (md. 18/2). Genetik tanı merkezlerinde, başvuranın bilgilendirilmiş onay formu ile rızası alınmadan işlem yapılamaz. Sonuçlar, kişinin rızası olmadan üçüncü kişilere bildirilemez (md 19).

 

Görüldüğü üzere, tıp hukuku mevzuatının birçok alanında olduğu gibi burada da, mevcut düzenlemeler çok yetersizdir. Tıp hukuku mevzuatının, günümüz modern tıbbının geldiği noktayı takip etmekte ve düzenlemekte çok geri kaldığı açıkça görülmektedir.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)