YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Ülkemizde Zorla Aşı Yapılabilir mi?Prof. Dr. Hakan HAKERİ

İstanbul Medeniyet Üniversitesi

Tıp Hukuku Araştırmaları Birimi Başkanı

Prof. Dr. Hakan HAKERİ

10.02.2014, Pazartesi

Tüm Yazıları

Kızına yapılması gereken rutin aşıların yapılmasını kabul etmeyen aileye karşı Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından Asliye Hukuk Mahkemesine müracaatla Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) çerçevesinde sağlık tedbiri uygulanması istenir ve mahkeme bu talebi kabul ederek sağlık tedbiri uygulanmasına karar verir. Bu karara itiraz edilmişse de Aile Mahkemesi 07.01.2013 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Bunun üzerine aile iç hukuk yollarını tükettiğinden, Anayasa Mahkemesine başvurur.

 

Biyotıp Sözleşmesi’nin 6/2. maddesine göre, “kanuna göre bir müdahaleye muvafakatini verme yeteneği bulunmayan bir küçüğe, sadece temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen makam, kişi veya kuruluşun izni ile müdahalede bulunulabilir.

 

Gerek Anayasamız ve gerekse konuya ilişkin temel kanunlarımız, “RIZA”yı temel şart olarak öngörmekte ve çocuklar bakımından da veli veya vasisinin rızasını aramaktadır. Başvurucunun kızına yapılan müdahale ise böyle bir rıza olmaksızın yapıldığından hukuka aykırıdır. Bu müdahaleyi ancak bir kanun hükmü hukuka uygun hale getirebilir ki, rutin aşıları zorunlu gören bir kanun hükmü bulunmamaktadır.

 

Kural hastanın kendi geleceğini bizzat kendisinin belirlemesi ve bu çerçevede her türlü tıbbi müdahale için rızasının bulunması ise de bazı hallerde rıza olmaksızın da tıbbi müdahalenin yapılabilmesi mümkün kılınmıştır.

 

Zorla müdahale, anayasal zorunluluk nedeni ile ancak bir kanun hükmüne dayanılarak yapılabilir. Biyotıp Sözleşmesi’nin 26. maddesine göre de, böyle bir düzenleme ancak kanun hükmüyle getirilebilir. Ayrıca da bu tek başına yeterli değildir, böyle bir hükmün demokratik bir toplumda gerekli olması gerekir.

 

Koruyucu da olsa, aşı bir tıbbi müdahaledir ve bu nedenle tıbbi müdahalenin genel şartlarına ve bu arada da “rıza” şartına tabidir. Bu şartın aranmaması için açık yasal bir düzenlemeye gereksinim vardır. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda çiçek aşısı gibi açık bir şekilde zorunlu olduğu belirtilenler dışında hiçbir aşı zorunlu değildir.

 

Yukarıda belirttiğim ve Anayasa Mahkemesi önünde görülmekte olan bireysel başvuru davasında, Adalet Bakanlığı, Anayasa ve İHAS bağlamında öngörülen kanuni düzenleme şartının, ÇKK 5. madde hükmü ile yerine getirildiğini savunmaktadır.

 

Belirtmek gerekir ki, Anayasa ve İHAS’ın aradığı kanun hükmü, ÇKK gibi genel nitelikli bir kanun hükmü değildir. Kanun hükmü, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun zorla tıbbi müdahaleyi öngören hükümleri gibi açık hüküm olmalıdır. Yani bir kanun hükmü ile o hükümde sayılan aşılar bakımından zorunluluk öngörülmüş olmalıdır. ÇKK ise genel bir hüküm niteliğindedir.

 

Ayrıca, ÇKK hükmünün aşılar bakımından uygulanması kabul edilecek olursa, hiçbir aşı bakımından ayrım yapılmaksızın, idari bir organ olan Sağlık Bakanlığının belirlemesiyle aşılar zorunlu hale gelmektedir.  Bakanlık bir aşıyı rutin aşı takvimine almakta ve aşı yaptırmayan aileler mahkeme kararıyla zorla aşı yaptırmak durumunda kalmaktadırlar. Böylece Anayasa ve İHAS’ın öngörmüş olduğu kanun gerekliliği dolanılmış ve idari kararlarlazorla tıbbi müdahale yapılmış olmaktadır.

 

Kaldı ki, ÇKK 5/1-d’de öngörülen tedbir, “çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbi bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına” yönelik bir tedbirdir. Aşı ile çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının mutlak olarak korunması söz konusu değildir. Aşının temel özelliği önleyici nitelikte olmasıdır. Aşı olmadığı halde sağlıklı olan insanlar vardır. Tıpta da aşılara şüpheli yaklaşan birçok görüş bulunmaktadır. İkinci olarak, aşıda kanunda belirtilen tedavi amacı da söz konusu değildir, zira aşı uygulanan çocuklar hasta değildir.

 

Ayrıca, bu madde hasta veya bağımlı oldukları halde, tedaviyi reddeden veya tedavisi yaptırılmayan çocuklar bakımından uygulanabilir. Aşının birçok yan etkisi ve yol açtığı başka hastalıklar nedeni ile tam tersine kişileri hasta yapması da söz konusu olabilmektedir. O nedenle, sağlığa acil bir müdahale gerekmedikçe bu madde aşı gibi önleyici tıbbi müdahaleler bakımından yasal dayanak olarak kabul edilemez.

 

Sonuç olarak, genel nitelikli ÇKK hükümleri, zorla önleyici nitelikli aşı yapılmasında araç olarak kullanılamaz. Konuya ilişkin açık kanun hükmü olmadığı müddetçe, yapılacak müdahaleler hukuka aykırıdır.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
10
1) melike t. (tasarım)
25.02.2015 12:21:50
Aynı anda birden fazla aşının yapılıp,vücudun bir çok virüsle baş etmeye çalıştırılmasını hangi sağlıklı zihniyet kabul edebilir Soner Recai?? Tıp doktoru filan değilim,ama okuduğum bölümler yerine bir kaç sene daha ekleseydim onu da olabilecek kapasiteye sahip olduğumu düşünüyorum.Şu an sadece 15 senedir ilaçsız gayet sağlıklı yaşayan bir birey olarak ,aşının kar zarar durumunu değerlendirebilecek içgüdü,gözlem ve bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum.Aşıdan önce hastalıklı çocuklarla bir arada vakit geçirmesine rağmen,soğuk karlı havalarda dışarı çıkıp hiç hasta olmamasına rağmen aşıdan 2 gün sonra sesi kısılıp,sık sık burun tıkanıklığı ,akıntı yaşamaya başlayan ,bütün uyku düzeni değişen,keyfi yerine gelmeyen,egzamalarla baş etmek durumunda kalan,minik bebeğimi sizin engin tıp bilgileriniz değil benim annelik gözlemlerim daha iyi değerlendirir.engin tıp bilgilerine güveneceğim doktorlar da insanı doğayla bütün gören doktorlardır.O ilacı ver yutsun,orasını keselim iyileşsin,o aşıyı vur korunsun diye körü körüne maddelere bağlı kalan doktorlar değil....
People
3
2) Asena Devlet (anne)
21.02.2014 12:52:03
Ettiğiniz yemin yanılmıyorsam birebir karşınızda sizden yardım bekleyen bireyin sağlığını korumakla alakalı, 3. kişinin teorideki sağlığı için sağlam bireye güvenliği ve etkinliği garanti edilemeyen riskli prosedürler uygulamayı kapsadığını sanmıyorum.

İkna olmakta zorlandığınızın ben de farkındayım, ancak sizler gibi hipokrat yemini etmemiş CEO'lar tarafından yönetilen ve tek amacı kar oranını arttırmak olan ilaç firmalarının ürünlerini güvenli ve etkilidir diye onaylayıp topluma dayatanların referanssız açıklamaları ve 'aşılar hayat kurtarır' tarzı slogandan öteye gitmeyen gayribilimsel propagandaları benimsemekte zorlanmadığınız açık.

Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim, ancak ben hastalıkların gerçek risklerini araştırmış biriyim. Misal:

Hepatit B enfeksiyonu için:

Hastalığı kapanların %50′si belirti geliştirmez; iyileşerek ömür boyu bağışıklık kazanır (bu kişiler hastalığı geçirdiğini bile fark etmez),

- Hastalığı kapanların %30′u sadece grip benzeri belirtilerle hastalığı atlatır; ömür boyu bağışıklık kazanır,

- Hastalığı kapanların %20′si Hepatit B tanısı almalarına neden olacak belirtileri (bulantı, kusma, sarılık, artmış karaciğer enzim değerleri) gösterir, yani kendini doktora gidecek kadar hasta hisseder,

- Belirti geliştiren bu %20′lik kesimin %95‘i hastalıktan tamamen iyileşir; ömür boyu bağışıklık kazanır. 

Sonuç olarak, Hepatit B geçirmiş kişilerin yalnızca %5′ten az bir bölümü hastalık rezervuarı olarak adlandırılabilecek duruma, yani kronik taşıyıcılık durumuna geçer.

Bunların ise,

%75′i (toplam Hepatit B’li hastaların %3.75′i) asemptomatik (inaktif) enfeksiyonla yaşamlarını sürdürür
%25′i (toplam Hepatit B’li hastaların %1.25‘i) karaciğer rahatsızlığı ve kanser geliştirir; bu rahatsızlıklar ise akut epizoddan 10 ila 30 sene sonra başgöstermektedir.


Polio:

Polio enfeksiyonlarının çoğunda ancak birkaç belirgin semptom ortaya çıkıyor. [Volk WA, et al. Basic Microbiology, 4th edition. Philadelphia, PA: J.B. Lippincott Co., 1980:455.]

Hatta esasına bakılacak olursa, doğal polio virüsüne maruz kalan kişilerin %95'i salgın durumunda bile(!) hiçbir belirti göstermiyor. [Physician’s Desk Reference (PDR); 55th edition. Montvale, NJ: Medical Economics, 2001:778 ve Burnet, M., et al. The Natural History of Infectious Disease New York, NY: Cambridge University Press, 1972:16.]

Enfekte kişilerin sadece %5'inde hafif belirtiler, yani boğaz ağrısı, boyun tutukluğu, başağrısı ve ateş gibi belirtiler görülüyor ki bu da çoğu kez basit bir soğuk algınlığı veya grip teşhisi alabiliyor.

[a) Physician’s Desk Reference (PDR); 55th edition. Montvale, NJ: Medical
Economics, 2001:778.
b) Neustaedter R. The Vaccine Guide. Berkeley, California: North Atlantic Books, 1996:107–8]

Kas paralizisinin hastalığa yakalanmış her 1.000 kişide 1 gibi bir oranda seyrettiği tahmin ediliyor [Physician’s Desk Reference (PDR); 55 th edition. Montvale, NJ: Medical Economics, 2001:778. ve Baby Center. The Polio Vaccine (0-12 months).

Bu durum bazı araştırmacı bilimadamlarına 'paralitik polio' [felç] geliştiren bu az sayıda insanda hastalığa anatomik yatkınlık olabileceğini, nüfusun geri kalan ezici çoğunluğunun ise polio virüsüne doğal olarak bağışık olabileceğini düşündürtmüş.
[Moskowitz R. Immunizations: The Other Side.Mothering Spring 1984:36.]

Paralitik polio nadiren kalıcı üstelik, çoğu kez felçten tam iyileşme sağlanıyor [Harry NM. The recovery period in anterior poliomyelitis. British Medical Journal 1938; 1:164–7. ve Ramlow, J., et al. Epidemiology of the post-polio syndrome. American
Journal of Epidemiology 1992;136:783.]

Birkaç gün içinde kas gücü yerine gelmeye başlıyor ve sonraki 12-24 ay içinde iyileşme devam ediyor. [bkz bir öncekii kaynaklar]

Vakaların çok düşük bir yüzdesinde paralizi kalıntısı görülüyor.

Çok nadir olarak da solunum kaslarında paralizi nedeniyle ölüm gerçekleşiyor. [bkz. Yukarıdaki kaynak]

Tedavi için hastanın yatakta istırahati sağlanıyor ve tutulan uzvun tamamen rahatlaması sağlanıyor. Şayet kişi nefes almakta zorlanıyorsa bir solunum cihazı veya eskilerin 'demir ciğeri' kullanılıyor. Gerekirse fizik tedavi uygulanıyor.

Hastalık risklerinin danışana korkutma amacıyla abartılı veya yanlış şekilde aktarılamayacağını, hekimlerin objektif olarak karşısındaki bireyin(!) çıkarını düşünerek bu bilgileri objektif olarak aktarması gerektiğini hatırlatmak isterim.

İnsanlar aynı tornadan çıkmış makineler değildir, Hertür ilaçta olduğu gibi aşılara da her bebeğin/bireyin tepkisi farklı olacaktır. Aşılamayla herkesi tek tip gömleğe sokamazsınız, tıbben de bilimsel olarak da bu uygulamanın akılla bağdaşan bir yanı yoktur.

Bebekleri üretim hatası olan kusurlu makineler gibi görmekten vazgeçip, çalışsın diye bahşedilen bağışıklık sisteminin çocukluk çağı hastalıklarıyla tanışıp antrenman yapmasını ve güçlenmesini sağlamamız gerekirken biz elde iğne, tanrının hatalarını düzeltmeye çalışmakla meşgulüz.

İnsanoğlu doğanın efendisi olmadığını, bir parçası olduğunu hatırlamalı diyorum ben naçizane.

Sizden yanıt beklemiyorum, sadece anne-babaların bu konuyu bizzat kendilerinin iyice araştırmalarını salık vererek bu yazışmaya kendi adıma son veriyorum.

Saygılar,

a.
People
1
3) Asena Devlet (anne)
21.02.2014 12:45:04
Boğmaca ile ilgili linke gelirsek, ölüm oranlarının aşılılarda çok daha az olduğu bilgisine nereden ulaştınız acaba, CDC MMWR raporlarını mı incelediniz yoksa bu sizin tahmininiz mi sadece?

Hastalığı kimin daha rahat atlatacağı veya komplikasyon oluşup oluşmayacağı bireyin yaşına, bağışıklık sisteminin sağlamlığına, beslenme koşullarına, altta yatan bir başka rahatsızlığı olup olmadığına göre değişir.

Doğardoğmaz alüminyum yüklü Hep-B ve DtaB aşıları ve daha nicesini doz doz almış çocukların mı yoksa immün-sinir ve sindirim sistemleri böyle bir saldırıya maruz kalmamış çocukların mı hastalıkları daha kolay atlatacağının değerlendirmesini bir hekim olarak size bırakıyorum. Ancak bizlerin sahadaki tecrübesi açıkça aşısız çocukların dirayetinin çok daha kuvvetli olduğunu gösteriyor.

Aşılardan da bizzat önlesin diye vurulduğu hastalığı kapabileceğinizi danışanlarınıza belirtiyor musunuz? Örneğin kızamık, su çiçeği, polio, grip? 'Vaccine shedding' konusu ise çok daha vahim ve derin, immün yetersizliği olanların yanına neden yeni aşılanmış çocukların yaklaştırılmaması gerektiğini tavsiye eder CDC, dilerseniz bir boş vaktinizde araştırın.

Boğmaca aşıları 50 sene uygulandı, işe yaramadığı tescillendi, o arada yüz milyonlarca çocuğa vuruldu, onbinlercesini sakat bırkaktı kimini öldürdü, ama sizin çıkarımınız hala daha iyi bir aşı geliştirilmeli mi?! Böylesi körü körüne beslenen “inançlar” yüzünden Alişan hocanın dediği gibi cehenneme giden yolun taşlarını tek tek döşüyoruz işte.

Baltayı sürekli sağlam ayağa indirmeye devam etmek isteyenler lütfen durmasınlar, kimse engellemiyor, ancak herkesin bu çılgınlığa koşulsuz biat etmesini de beklemesinler lütfen. 50 yılda önce ömür boyu korur deyip, sonra 2 doza, sonra 4 doza, sonra 5 doza çıkarttıkları ve hala korumayan aşıların daha iyisinin geliştirilmesini ben nefesimi tutarak beklemeyeceğim. O arada, çocuğumun bağışıklık sistemini doğal yoldan elimden geldiğince güçlendirmenin yollarına bakarım ve geçirmesi gereken(!) hastalıkları, adı üzerinde 'çocukluk çağı hastalıkları' bunlar, geçirip, atlattığı hastalıklarla bağışıklık sisteminin çeliklenmesini sağlarım, annelik görevimi yerine getiririm.

Siz halk sağlığı adına 1 yaş altında boğmaca ölümlerini mi engellemek istiyorsunuz? O halde bırakın insanları boğmacayı çocukluklarında geçirsinler, ömür boyu bağışıklık kazansınlar ve anneler gayet basit bir şekilde emzirerek süt çocuklarına tam koruma sağlasın, yüzyıllardır olduğu gibi. Boğmacayı süt çocukluğu dönemine çeken ve onları 2 ayın altında tamamen korumasız bırakan bizzat kitlesel aşılamadır. Tıpkı kızamık ve SSPE oluşumunda olduğu gibi!

Boğmacanın C vitamini ile neredeyse kesin tedavisi mümkün mü? Evet. Peki bu hekimlerimizce biliniyor ve danışanlarına açıklanıyor mu? Hayır.

Hekimlerimiz ilaç firmalarının yazdırdığı ders kitaplarından sadece mucize aşılarının hayat kurtardığını öğreniyor.

Salt çocuk felciyle ilgili değil size önerdiğim yazı, aşılanabilir tüm hastalıkların resmi morbidite/mortalite grafikleri ve aşılarının etkinliğine dair bilimsel veriler. Gazete de değil bu site, ancak siz madem bu linki güvenilir bulmuyorsunuz, o halde bizzat kendiniz devletlerin sağlık bakanlıklarının açıkladığı tarihi bulaşıcı hastalık istatistikelerini inceleyin, aynı sonuca varacaksınız.

Kolera, kızıl ve tifo hepsi de bulaşıcı hastalıklar. Ve korkarım bunların hiçbirinin dediğiniz gibi rutin aşısı filan da yok. Hatta kızıl ve koleranın hiçbir zaman olmadı. Tifonun ise oldukça ilkel bir aşısı var evet, 20. yy'ın başında geliştirilmiş, ancak kullanıldığında yarattığı korkunç ölümler nedeniyle öyle uzun süre rafta kalamamış bir aşı.

Hep-B, kuduz ve tetanoz ve polio da birbiriyle mukayese kabul etmeyecek hastalıklar, üstelik biri bulaşıcı bile değil, ama aynı çerçevede değerlendirilebiliyor?

Verdiğim kitap linki her tıp fakültesinde ders olarak okutulması gereken, hekim adaylarına tıbbın ve enfeksiyonel hastalıkların gerçek tarihini(!) bizzat resmi istatistikler ve bilimsel yayınlarla açıklayan bir kitap. Bu hekim üniversitedeki fizik eğitimin ardından tıp okumuş, dahiliye ve nefroloji uzmanı ve aşılama ile bizzat hastalarına verilen zararı gördüğü için konuyu araştırmaya başlıyor ve sonuçta kendi ifadesiyle onca yıllık eğitim süresince nasıl beyinlerinin yıkanmış olduğunu fark edip, hastanedeki görevini de bırakıp kendini aşılar konusundaki gerçekleri kamuoyuna ve tıp camiasına duyurmaya adıyor.

Sizin buradaki açıklamalarınızın hiçbiri bilimsel yayın destekli değil, sağlık bakanlığının aşılama ile gönderdiği metni paylaşmış bir arkadaşımız, burada da herhangi bir bilimsel referans göremiyorum, ancak resmi ağızlardan gelen bu tip bildirimler doğru olarak kabul edilebiliyor demek ki? Mesela o metinde difteri ile ilgili bir ölüm oranı verilmiş, bu oranın doğruluğunu teyit ettiniz mi? Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir oran yok, Türkiye'ye özgü bir oran mıdır bu, yoksa bir kalem oynatmayla uydurulmuş mudur?
People
1
4) Asena Devlet (anne)
21.02.2014 12:38:02
Soner Bey,

Öncelikle, facebooktan yorum yaptığınıza dair bildirim almama rağmen medimagazin'in ana sayfası üzerinden bu kanaldan yapılmış hiçbir yorumu şu anda göremediğimi belirteyim, nedenini ben de bilmiyorum.

Size yönelttiğim soruları polemik olarak değerlendirmenize şaşırdım. Bir diğer değerli meslektaşınızın buradaki bildirimiyle çelişkili yorumunuza açıklık getirmenizi rica etmiştim; Türkiye'de %1-15'lik ölüm oranlarına sahip aşılanabilir hastalıklar hangileridir diye. Bunların tartışmaya veya polemiğe açık veriler olmadığını düşünüyorum. Çocuğunu aşılatacak kitlenin 'aydınlatılmış rıza' hakkı çerçevesinde kendi çocuğu için risk/fayda değerlendirmesi yapabilmesi için doğru/eksiksiz bilgiye ihtiyacı var.

Harvard Tıp Fakültesi araştırmacılarının çalışması evet fareler üzerinde yapılmış, immünoloji dalındaki diğer tüm hastalık deneyleri, aşı geliştirme çalışmalarında olduğu gibi. İnsanlar üzerinde bu tip bir deney tıp etiği gereği yapılamaz biliyorsunuz. Piyasadaki tüm aşılar bu yolla geliştirildiğine göre, sizin kritelerinize göre bilimsel yeterliliğinin oldukça düşük olduğunu söyleyebilir miyiz tüm aşıların?

Bu çalışmanın sonuçları deney konusu virüslerin çok ötesine gidiyor kanaatimce, bugüne kadar tıbben kabul görmüş bağışıklanma teoremini çürütüyor. Bazı virüslere karşı bağışıklıkta antikorların hiçbir rolünün olmamasının tespit ve teyidi tıp ve özelde de immünoloji dalı için çığır açıcı nitelikte, bu bilgi hiç de yeni olmasına rağmen hem de. Sözkonusu virüs sinir sistemini tutan kuduz, Batı Nil virüsü (ki aşıları vardır biliyorsunuz) ve ensefalopati gibi benzer virüsler üzerindeki araştırmalara da ışık tutuyor, en azından çalışma yazarları öyle bildiriyor.

Sizin, ortaya koydukları resmi ve bilimsel verileri okumadan kişisel görüştür diye bir kenara ittiğiniz, ancak konuyu derinlemesine araştırmış meslektaşlarınız, immün sistem antikorlarının enfeksiyonu tek başına yenemeyeceklerini ve bağışıklık göstergesi olarak alınamayacaklarını yıllardır söylüyorlar zaten. Oysa gayet iyi biliyorsunuz ki aşıların “etkinliği” için klinik deneylerde aranan tek faktör antijene özel antikor mevcudiyetidir. İster viral ister bakteriyel olsun tüm aşıların koruyucu gücü salt antikor oranına bakılarak “tahmin edilir”, kaldı ki piyasadaki pekçok aşı için bizzat üreticileri koruma sağlanması için gerekli antikor oranının bilinmediğini(!) yazar. Bunca bilinmeyen arasında meslektaşlarınızın bilimsel açıklamaları sizi ikna edemiyor, ancak ilaç firmalarının bu "hayat kurtaran mucize suları"nın işe yaradığına kanisiniz, şaşırtıcı hakikaten de.

Antikor mevcudiyeti ve bağışıklık arasında bağlantı olmadığı bilgisinin yeni olmadığını söylemiştim, belki şu örnekleri incelemek istersiniz:

What are the limits of adjuvanticity?

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/11587808

“ It is known that, in many instances, antigen-specific ANTIBODY TITERS do NOT correlate with PROTECTION. In addition, VERY LITTLE is known on parameters of cell-mediated immunity which could be considered as surrogates of protection.”

http://www.neurology.org/content/42/4/761.abstract
“SEVERE TETANUS in IMMUNIZED patients with HIGH anti‐tetanus titers“

http://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736%2868%2990701-0/abstract

“One of the most disconcerting discoveries in clinical medicine was the finding that children with congenital agammaglobulinaemia, who could make NO ANTIBODY and had only insignificant traces of immunoglobulin in circulation, CONTRACTED MEASLES in normal fashion, showed the usual sequence of symptoms and signs, and WERE SUBSEQUENTLY IMMUNE. NO MEASLES ANTI-BODY was detectable in their serum (the water part of blood minus clotting factors and cells).”

İlginç değil mi, antikor üretme kabiliyeti olmayan insanlar kızamığı kapıyor, tüm belirtileriyle geçirip, gayet rahat atlatıp bir de üstüne ömür boyu bağışıklık kazanıyor?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde KKK aşısı ile ilgili bir duruşmada uzman bir hekimin kayda geçen bildirimi şu şekilde:

“A titer test does not and cannot measure immunity, because immunity to specific viruses is reliant NOT on ANTIBODIES, but on MEMORY CELLS, which we have NO WAY to measure. Memory cells are what prompt the immune system to create antibodies and dispatch them to an infection caused by the virus it "remembers." Memory cells DON'T NEED "reminders" in the form of RE-VACCINATION to keep producing antibodies. (Science, 1999; "Immune system's memory does not need reminders.")”

Doğal bağışıklık prosesinin neden hastalığı bir kez geçirdikten sonra ömür boyu koruma sağladığı ve neden bizlerin 4-5 doz olduğumuz aşıların üstüne ergenlik ve yetişkinlikte pekiştirme dozları almak zorunda kaldığımız, 5 doz aşıyla neden 3 yılın ötesinde korunamadığımız daha anlaşılır hale geliyor sanırım?

Polemik olarak algılamazsanız son bir örnek daha vermek istiyorum bu konuyla ilgili. Hayvan aşıları geliştiren İmmünolog John B. March şöyle diyor: “Particularly for viral diseases, the 'cellular' immune response is all important, and antibody levels and protection are totally unconnected." (Özellikle viral hastalıklarda esas olan 'hücresel' bağışıklık [aşılar humoral bağışıklık sağlar biliyorsunuz] yanıtıdır ve antikor seviyeleri ile korumanın birbiriyle hiçbir ilişkisi yoktur.)

Sonuç; ne aşılama ne de antikor yanıtı bağışıklanma ile eş anlamlı değildir.
People
0
5) aydin sinal (hekim)
20.02.2014 19:32:07
sayin Anne Asena devlet sizin ve diger saygideger yorumculari okudum,siz pekcok litaretür veriyorsunuz asinin koruyucu degil bilakis hastalik yaptigina dair.Yillardir bu mevzu Almanyadada gündemde ama tipbi yüzeyde degil medaya magazin seviyesinde cok tartismalar yasaniyor,bilhassa alternatif -naturheil-tipla ugrasan hekimlerin yazdiklari asi karsiti kitaplar makaleler halk arasinda itibar görüyor,bu gibi kisiler bilhassa kendilerinin san ve söhreti icin pek cok ailenin aklini celmis bebeklerini tehlikeye attirmistir,ne yazikki kemoterapi tedavisi karsiti icinde bu gibi ucuk -kacin hekimler türemislerdir.bir lösemili cocugun kemoterapi almayip ölmesi üzerine yüksek mahkemenin verdigi"ölüme sebebiyetten" hem hekim hemde anne-baba tecilsiz hapis cezasi aldilar,hapishaneyi boyladilar.Bu karar simdi emsaldir.Her tipbi yayin ve arastirmanin gercegi yansitmadigi,baglayici olmadigi bilhassa akademik cevrelerde malumdür.Bu sebeple tipbi yayinlar degil gercek hayatta,praktikteki asinin koruyucu etkisini bizzathi incelemenizi tavsiye ederim.hic bir zamanda bilir bilmez avrupa ve amerikayi örnek göstermeyin,salgin hastaliklarda cevre,hijyen,bagisiklik sistemi,beslenme,gelisme her ülkenin cocuklarinda ayridir
People
0
6) Soner Recai Öner (Tıp Doktoru)
20.02.2014 13:25:48
Sayın Asena Devlet;
Yazınıza yaptığım göremedim dediğiniz yorumu Facebook Medimagazin sayfası üzerinden yazdım.

Hatta Şu an Medimagazin'de aynen gözüküyor. Nasıl göremediniz şaşırdım doğrusu.
People
0
7) Soner Recai Öner (Tıp Doktoru)
20.02.2014 12:52:15
Sayın Asena Devlet
"Bakın literatürden son örnek, içkin bağışıklık ve adaptif bağışıklığın ne olduğunu anlatıyor:
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22386268"
Bu makalede yapılan aşıların söz konusu olmadığı gruptan bir virusun farelerdeki bağışıklık sistemi üzerine olan etkileri araştırılmış. Bilinen şeyleri değiştiren bir makale değil. Her şeyden önce insan üzerinde yapılmamış deneysel çalışma.

http://www.pnas.org/content/early/2013/11/20/1314688110
Bu makalede de boğmacanın ağır formunun engellendiği yazıyor. Aynen hastalık geçirilmiyor. Ölüm oranı dediğiniz gibi aynı değil aşılı olanlarda çok çok az. İstenen etkilerden-korumalardan biri de bu. Bazı aşılar hastalığın hafif geçirilmesini sağlar, tam koruma olmaz. Bu bile sakatlık ve ölüm oranlarını inanılmaz derecede düşürür. Doğru dediğiniz, aşı olup hastalanıp ölenler için, "daha iyi, daha etkili aşılar yapılmalıdır!"!!!!

Çocuk felciyle ilgili olan makale aşı tipinin başarısına olan bir doktorun kişisel görüşleri. Bilimsel bir dergi değil gazete makalesi. Bilimsel dayanağı yok.

Kolera kızıl ve tifo tamamen farklı kategorilerde hastalıklar. Bunları karşılaştırmak mümkün değil. Birinin rutin aşısı var, birinin yok, biri salgın tehlikesi olduğunda aşı gerektiren hastalık... Evet aşısı olanların oranı tifo gibi çok düştü haklısınız! Neticede karşılaştırılması olanak dışı bir hastalık grubu.

Bir kitap linki vermişsiniz. Bu da bilimsel dergi niteliğinde olmayan, bir MD nin (ABD'li) popüler kitabı....

Videodan söz etmiyorum bile.

Sonuçta Sayın (hangisi adınız soyadınız bilemediğim için) Asena söylediklerinizle ikna olmakta zorlanıyorum.

Size naçizane bir tavsiyem var; çocuklarınız varsa ve aşısızsa hatta bu sizler için de gerekli, bir tıp doktoru olarak aşı programları düzgün olmayan ülkelere, özellikle çocuk felci, difteri, boğmaca, hepatit B gibi, seyahat ederken iyice düşünmeniz.

Bu sütunlarda polemik hoş değil ancak mesleğim gereği söylemek zorunda hissettim kendimi. Yemin ettim çünkü bunun için.

Hakan Hakeri hocanın dediği gibi çocuklardan ebeveynler sorumludur. Kimseye istemi dışında doktor olarak bırakın müdahaleyi, dokunamaz, soru bile soramazsınız.

Ancak şu da var tabii; çocuklar yalnız anne -babanın çocukları değildir! Ülkemizin geleceğini oluşturdukları için hepimizin sorumlulukları dahilinde bulunurlar!

Sevgi ve saygılarımla.


People
0
8) Asena Devlet (anne)
19.02.2014 22:43:40
Sn. Öner,

Facebook üzerinden bana cevaben bırakmış olduğunuz yorumu göremiyorum, ancak buradaki söylemleriniz üzerine size birkaç soru yöneltmek istiyorum.

Öncelikle, Alişan hocamızın uzman bir immünolog olarak yaptığı alttaki yorumları gördünüz mü?

Kendisi sizin ileri sürdüğünüz gibi aşı programında yer alan hastalıkların çocuk yaş grubundaki morbidite ve mortalite oranlarının üniversal aşılamayı gerektirmeyecek oranda olduğunu söylüyor. Oysa siz bizlere bu hastalıkların ölüm oranalrının %1 ila 15 arasında olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar tam olarak hangi hastalıklar belirtebilir misiniz?

Alişan hocamız yine aşılama doktrininin temeline dinamit koyacak bir açıklama yaptı farkındaysanız; aşılamanın dayandığı 'antikor-bağımlı "bağışıklık"' 'inancı'nın yanlış olduğunun bugün artık anlaşıldığını belirtti.

Bakın literatürden son örnek, içkin bağışıklık ve adaptif bağışıklığın ne olduğunu anlatıyor:

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22386268

Aşıyı olan birey "hastalıktan korunduğunu" zannediyor, oysa aşılama biyolojik olarak 'sensitizasyon'un ötesinde bir işleve sahip değil, tek yaptığı enflamatuvar bir tepki, antikor üretimini sağlamak. Ancak bugün artık gayet iyi biliniyor ki antikor mevcudiyeti hastalığa karşı bağışıklandığınız veya hastalıktan korunduğunuz manasına gelmiyor. Nötralize edici antikor üretimini uzun süreyle sağlamıyor aşılar ve bağışıklık sistemimizin yalnızca küçük bir parçası bunlar. Aşıyla bir insana hastalıktan korunduğunu söylemek tek ayaklı bir sandalyeye oturtup düşmeyeceğini söylemek gibi bir şey.

2 yaş altında çocukların 4 doz olduğu (amerika'da 5 yaş altında 5 doz oluyorlar) DtaB aşısıyla ilgili son haberleri sanırım kaçırdınız.

1. GSK, aşı üreticisi, difteri-tetanoz-aselüler boğmaca aşısının etkinliğini ("koruma" süresini) meğersem çalışmamış?

2. Bu aşılar, son yıllarda Amerika'da üstüste patlak veren, yakalananların %81'nin tam doz (5 doz) aşıyı almış olanlar olduğu boğmaca salgınlarından (sadece 2012'de 48,000 vaka ve 18 ölüm) sonra bu aşının koruma süresinin 3 yılı geçmediği tespit ediliyor ve maymunlar üzerinde yapılan son çalışmada da bu aşının boğmacanın ağır bir tabloda seyrini önlediği, ancak bakterinin kolonizasyonunu ve enfeksiyonu ÖNLEMEDİĞİ, aşılanmış kişilerin temaslılara boğmaca geçirdiğini buluyor.

http://www.pnas.org/content/early/2013/11/20/1314688110

Şimdi sormak isterim size; 1 yaş altında ölümcül diye 2. aydan itibaren vurulmaya başlanan ve son derece reaktif, yüksek oranlarda alüminyum içeren bu aşıyı 4-5 doz olduktan sonra aynen boğmaca geçirip hastalanacak ve belki de ölecek çocuğa karşı kim mahcup durumdadır? Aşı seni korur diyen hekim mi, etkinlik çalışmasını yapmayan aşı firması mı, bu aşıyı denetleyen ve ruhsat veren ve takvime koyan devlet kurumları mı?

Bana kalırsa burada açık bir bilimsel sahtekarlık, mesleki kusur ve ihmal sözkonusu. Mahcubiyeti bir tarafa bırakırsak, Amerika'da olduğu gibi beyin özrüne yol açtığı bilinen bu aşıyı 5 tam doz almış olduğu halde hala boğmaca geçiren, zarar gören ve hatta ölenlerin karşısında bu sayılanların tümü 'suçlu' durumundadır.

Aselüler boğmaca aşısının yerini aldığı tam hücre boğmaca aşısı, kullanımdan kalkmasının üzerinden 18 yıl geçmiş olmasına rağmen bugün hala Amerika'da yol açtığı beyin özrü ve ölümler nedeniyle en fazla tazminat ödenmiş aşı olma ünvanını elinde bulunduruyor.

Aşının ürün bilgisine baktığınızda, literatürde 'encephalitic cry' olarak geçen ve beyin enflamasyonundan kaynaklanan uzun süreli, teskin edilemeyen çığlık şeklinde ağlama, ateşli/ateşsiz havale, yığılma/şok, BEYİN ENFLAMASYONU ve ENSEFALOPATİ bizzat yan etkiler arasında yazar.

Dünya üzerindeki en ölümcül toksinlerden birinden, gayet iyi bilinen bir nörotoksinden bahsediyoruz; boğmaca (pertussis) toksini. Öylesine iyi biliniyor ki senelerdir deney hayvanlarının beyninde otoimmün ensefelalomiyelit (EAE) oluşturmak için kullanılageliyor.

Son olarak, Alişan hocanın verdiği linkleri okuduğunuz takdirde siz de takvimdeki hastalıkların insidansında ve ölüm oranlarında aşıların "zamansal korelasyon"dan başka hiçbir ilgisi olmadığını göreceksiniz ama size yine bir hekim tarafından kaleme alınmış yazıyı önermek istiyorum. Tek tek her hastalık için resmi morbidite/mortalite oranlarını ve aşının devreye girdiği tarihi paylaşmış. Örüntü gayet açık:

http://healthimpactnews.com/2013/dr-kurt-why-i-will-never-choose-to-vaccinate-my-own-son-and-any-future-kids-my-wife-and-i-have/

Bir de sanırım koleradan örnek vermişsiniz, ancak koleraya karşı geniş çaplı bir aşılama uygulaması olmamasına rağmen tıpkı diğer aşısı olmayan kızıl ve tifo gibi hastalık insidansının yok denilecek seviyeye düştüğünü biliyorsunuz herhalde.

Polionun ve çiçeğin aşılarla eradike edilMEdiğini uzun uzun anlatmak isterdim ancak sizi yine konuyu derinlemesine araştırmış meslektaşlarınıza yönlendirmekle yetinmeliyim bu koşullarda:

http://www.amazon.com/Dissolving-Illusions-Disease-Vaccines-Forgotten/dp/1480216895

İnternetteki ayrıntılı makaleleri için de:

http://www.vaccinationcouncil.org/2012/07/05/herd-immunity-the-flawed-science-and-failures-of-mass-vaccination-suzanne-humphries-md-3/

Polio üzerine sunumu (türkçe altyazılıdır):

http://www.youtube.com/watch?v=ZuA10VjyYK0

Saygılar,

a.
People
0
9) anestunara (doktor)
18.02.2014 22:03:43
arkadaşlar bi de bu aşıların yapılmasından,takibinden sorumlu olan aile hekimleri var ve onlara bu aşılar performans olarak yansıyor.şimdi hasta çocuğun ebeveynleri aşıya rıza gösterrnediğinde aile hekimi derdini nasıl anlatacak,bakanlık performans kesintisi yapacak mı?sadece merak ettim.
People
1
10) Soner Recai Öner (Tıp Doktoru)
18.02.2014 17:56:57
Sayın anestezi teknisyeni arkadaşım. Hastalığı yayan kişiler aşılılar değil, hastalık geçirmekte olanlar veya taşıyıcı olanlardır.
Bir toplumda aşısız bir grup insan varsa ve oralarda hastalıklı veya taşıyıcı biri varsa (yani aşı olmayıp hastalananlar, mülteciler, turistler vb)ilk olarak aşısızlar hastalanıyor değil mi mantıklı düşünürsek!
Ayrıca tetanoz!... Biliyorsunuz tetanoz, yaralanmalar neticesinde her yerde bulunabilen tetanoz mikroplarıyla bulaşıyor.
Yine ayrıca hepatit B (yine çok iyi bilmeniz lazım çünkü hep kanlı ortamlardasınız!) hem hastadan direkt olarak bulaşıyor, hem de kuaför berber gibi yerlerden ya da tıbbi prosedürler neticesinde bulaşıyor.
Tabii bir de biyolojik savaş var!!!! Aşısız bir topluma yay bakalım çocuk felci, kızamık, hepatit, kolera vesair virüsünü!
Yaa! Biraz geniş düşünmekte fayda var sevgili meslekdaşım.
Aşı aynı zamanda ülke savunmasında stratejik öneme sahip bir korunma aracıdır!



Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)