YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Yetenekli Bir Akademisyenin Günlüğü Prof. Dr. Hakan ÖMEROĞLU

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Hakan ÖMEROĞLU

03.06.2013, Pazartesi

Tüm Yazıları

Bu öyküde anlatılan olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi, kurum ya da kuruluşlarla hiçbir ilgisi yoktur.

 

1. Gün: Fakülteden artık mezun oldum. Babam, amcam, dayım, eniştem hepsi çok iyi ve değerli insanlar olduğu için herhalde artık önüm açık. Bugün sevgili dayıcığımın da değerli katkılarıyla asistanlık sınavını kazandım. Gerçi yeni kurulan bir üniversitenin yeni kurulan bir bölümü ama olsun. Ölmez sağ kalırsam, uzman, doçent ve profesör basamaklarını kolaylıkla geçeceğimi umuyorum.

 

5. Yıl: Bugün uzman oldum. Tezimi sınava üç ay kala belirleyebildik. Neyse ki bu üç ayda yoğun bir tempoyla tezin işlerini bitirdim ve yazdım. Sağ olsun, yakın arkadaşım tezimin önemli bir bölümünü yazdı. Çocuğun geleceği bence çok parlak, hem üç yabancı dil biliyor hem araştırma işlerinden çok iyi anlıyor hem de bilgisi mükemmel. Tek kusuru, çevresinde değerli tanıdıkları yok. Neyse bunları geçelim. Hem pratik hem de teorik sınavda pek iyi değildim, ama nasıl olsa bu sınavda herkesi geçiriyorlar. Hem suç bende değil ki. Bölümün kadrolu üç profesörü var, ama hepsi de büyük illerde geçici görevli, iki üç ayda birkaç gün buraya ancak gelebiliyorlar. Bir tane genç uzman var, o da her şeye yetişemiyor ki. Neyse bundan sonra sevgili babacığım sayesinde büyük bir ilde ve büyük bir kurumda çalışacağım. Orada bilgi ve becerimi geliştiririm.

 

10. Yıl: Bugün doçent oldum. Zaten bu yola girdikten sonra doçent olamamak çok zor. Bu işin en zor yanı yayın işi galiba. Bilimsel araştırma ve yayın yapma konusunda yeteneğim oldukça kısıtlı gibi. Çevremde yetenekli arkadaşlarım vardı, sağ olsunlar bilimsel çalışmalar yaptılar, pek katkım olmasa da benim adımı yayınlara yazdılar. Bir de makaleleri yayınlamak için bazı dergiler bir sürü para istediler, arkadaşlarım hesabı hep bana ödettiler, neredeyse maaşımın hepsini bunlara harcadım. Neyse doçentlik dönemimde şu yazı-çizi işine biraz eğilirim ve açığımı kapatırım. Ama bir jüri üyesi “Adayın yayınları niteliksel açıdan yetersiz, hiç atıf almamış, birkaç yayınında etik sorun olabilir.” diye tutturmuş, neyse ki diğer jüri üyeleri ona uymadılar. Hem bana ne kızıyorsun kardeşim, bu makaleleri ben yazmadım ki, yalnızca benim adımı eklediler, bu makaleleri yazan arkadaşlara kız… Büyüklerimin ve özellikle de sevgili amcacığımın hakkını yemeyeyim, sınavdan önce jüri üyelerine “Bu çocuk pırlanta gibi.” diye son derece önemli referans verdiler. Sınavda pek bir şey bilemedim, ama onu da heyecanıma bağladılar. Sanırım teorik bilgimi doçentlik dönemimde biraz geliştirmem gerekiyor. Bir süre sonra profesörlük var. Neyse o zamana dek kendi yerimde durayım, çünkü burası çok iyi, üniversiteyi şimdilik ne yapayım, sonra profesörlük için düşünürüm.

 

15. Yıl: Bugün profesör oldum. Enişteciğim sağ olsun, uzaklarda bir üniversitede profesör kadrosu açılmasına ön ayak oldu ve kadro ilanında tesadüfen beni tanımlayan özellikler de vardı. Son altı ayda sağ olsun çevremdeki gençler üç beş yayına birden benim adımı da yazıverdiler, böylece sevgili dostlarım olan jüri üyelerinin olumlu raporlarıyla da profesör oldum. Ama büyük şehirden ayrılmamam lazım, çünkü ailem, oturmuş iş düzenim burada. Geçici görevlendirmeyle yıllardır çalıştığım gözümün nuru kurumuma yeniden geldim, ama uzaklardaki üniversitede profesör kadrosundayım. Asistanlık dönemimde hocaları geçici görevlerde bulunan bir bölümde çalışmıştım, demek 15 yılda pek bir şey değişmemiş, istikrar korunmuş. Şu bilimsel araştırma konusuna biraz eğilmem lazım, profesörüm diye gençler bu konuda beni biraz sıkıştırıyorlar.

 

20. Yıl: Beş yıllık profesör olmama ve bugüne dek bir gün üniversitede fiilen çalışmışlığım olmamasına rağmen, sevgili bacanağımın da katkılarıyla bendeki büyük akademik geleceği görüp beni önemli bir göreve atadıklarını öğrendim. Teşekkür konuşmamda, akademik yükseltme ve atamalarda hatır gönül işlerinin değil akademik geçmişin ön planda olması gerektiğini, üniversitelerdeki öğretim üyesi kadrolarının eğitim-öğretim ve araştırma işlerini hakkıyla yapanlarca doldurulması gerektiğini söyledim. Büyük alkış aldım, hatta o kadar duygulandım ki, gözlerimden birkaç damla yaş bile süzülüverdi. Artık bugünden itibaren üniversitede fiilen çalışmaya başladım ve öğrencilere ilk dersimi anlattım. Üniversite hocalığı zor işmiş, ilk derste öğrenciler beni sorularıyla epey terlettiler. Daha çok okumam ve çalışmam lazım… Ama yayın sayım müthiş, gençler benim adımı her yayına yazıyorlar, ama ne yazık ki adımın yazılı olduğu çalışmaların çoğunu dergide yayımlandıktan sonra okuyabiliyorum.

 

25. Yıl:  Yükselişim sürüyor. Atama ve yükseltmeler için çok fazla “adaya destek isteği” geliyor. Desteksizler için işimiz kolay, “Ne yazık ki yeni bir elemana ihtiyacımız yok.” diyorum, olay bitiyor. Destekli adaylar için de aslında iş kolay, ama bunlara kadro bulmak çok seyrek de olsa zor olabiliyor, kadro bulamazsak eşe, dosta, büyüklere meramımı anlatamıyorum, hemen küsüyorlar. Bazen çok donanımlı, ama “hiç desteksiz” ya da “desteği yetersiz” adaylar geliyor, onlara da üzülmüyor değilim, ama elimden bir şey gelmez ki…

 

30. Yıl: Bugün asistanlığı birlikte yaptığım, bana tezimde çok yardımı olan ve “geleceğini parlak gördüğüm” arkadaşıma rastladım. Çok yetenekli bir çocuktu, ihtisas sonrası zar zor kendini uzaklarda bir üniversiteye atmıştı. Ülke içinde ve dışında pek çok başarılı bilimsel projeye imza attığını, çok sayıda bilimsel ödül aldığını, ülke dışında çok tanınır olduğunu ve oralardan çok sayıda teklif aldığını ancak geri çevirdiğini, değerli öğrenciler yetiştirdiğini duymuştum. Biraz karamsardı, kendini eğitim-öğretim ve araştırmaya fazlasıyla adadığı için geçim sıkıntısı çektiğini, kimsenin kendisinin fikirlerinden yararlanmadığını söylüyordu. “Güzel kardeşim sen çok değerli bir bilim insanısın, bizim bölüme gel.” diyecek oldum, ama bir baktım ki “Bizim bölümde yeni hocaya ihtiyacımız yok.”… Hem daha birkaç ay önce yeğenimi hoca olarak almıştık. Yeğenim diye söylemiyorum, ama “pırlanta gibi bir çocuk.” Bir de bölüme almak için söz verdiğim bir büyüğümün yakını var. Gerçi kendisini tanımıyorum, ama eminim ki o da “pırlanta gibi bir çocuktur”…

 

40. Yıl: Bugün emekli oldum. Şu yaş sınırı olmasa bir 10 yıl daha koltuğumda oturur ve hizmetlerimi sürdürürdüm. Huzur içindeyim, çünkü arkamda bana benzeyen, akademik olarak o kadar parlak bir genç nesil bıraktım ki.  Yerimi nasıl dolduracaklar bilmem, ama benim gibilere o kadar çok ihtiyaç var ki...

SON...

 

Sevgili Medimagazin okuyucuları,

Üç yıldır büyük bir zevkle sürdürdüğüm köşe yazılarıma üzülerek son veriyorum. Belki arada sırada sizlerle gündeme ait görüşlerimi paylaşırım.

Hoşça kalın.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
3
1) selim (op.dr.)
12.06.2013 20:13:21
bu akademisyenlik olayınıda amma büyütüyorsunuz ha..3-5 kuruş kazanabilmek için o kadar zorluk olurmu be.birde daha zorlaşmasını istiyorsunuz.bırakın kardeşim.adam istanbulda simit satarak proof dan fazla para kazanıyor...simitçiden az para kazanabilmek için en kötü akademisyen 40-45 yaşına kadar çalışıyor be...yani akademisyenliği gözünüzde çok büyütmeyin, zorlaştıırlmasınıda istemeyin...simitçiden daha düşük kalitede bir meslek bence...
People
1
2) Ziya Akcetin (Ürolog, Prof. Dr. )
10.06.2013 21:25:30
Bu yaziyi okuyan ve görevlendirme yoluyla üniversiteye ugramadan profesör olan kac utanmaz var acaba? Benim tanidiklarima buradan selam yolluyorum.
People
0
3) Frankie Bellevan (Tıp Doktoru)
10.06.2013 14:52:55
RKTR uzmanımın yorumunun altına imzamı atıyorum.
kendisine sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
People
0
4) Mehmet K. Çelenk (Uzm. Dr.)
10.06.2013 13:56:31
Ben yine de arkadaşlarla aynı fikirde değilim. Evet Hoca’nın dediği gibi adamlar var. Ama çok esaslı, gerçekten kaliteli akademisyenler de var bu ülkede.
People
0
5) drA (dr)
07.06.2013 02:30:48
geçenlerde bir internet sitesinde türkiyeden hiçbir şekilde yayın kabul etmeyecegini açıklayan majör jurnallerin listesi verilmişti.

hakan hocayı okuduktan sonra sebebini aramaya gerek yok. zira sorumluları belli.
People
0
6) RKTR (Uzm)
07.06.2013 02:24:17
İşte, kendilerine dava açılan doktorlar için en feci şeylerden biri de bu.

Artık herkes biliyor, Adli Tıp Kurumu’nda ve Yüksek Sağlık Şurası’nda korkunç derecede yanlış kararlar verilebiliyor. Savunmanızı hiç okumayıp, muazzam tıp ve mantık hataları, hatta çelişkiler ile dolu raporlar yazılabiliyor. Aleyhinize karar veren adamlara bakıyorsunuz, çoğu, hatta bazen HİÇBİRİSİ sizin branştan olmuyor .. Tek kelimeyle skandal.

Bu yanlış kararlara imza atarak sizi suçsuzken suçlu duruma düşüren, dolayısıyla hayatınızı mahveden SÖZDE HOCALARIN profili bu yazıda mükemmel tasvir edilmiş. “Gerçek hoca” olduğundan şüphe duymadığım Prof. Hakan Ömeroğlu’nun eline, kalemine sağlık. Evet, bu yazı kesinlikle siteden kalkmamalı. Yıllarca kalmalı.
People
1
7) RA (Dr)
06.06.2013 07:19:43
Sayın hocam teşekkürler, gerçekten böyle bir gerçek var.. İşte bu sebeple Türkiye'de H-index i 9 olana Doçentlik sınavına girme hakkı, 13 olana Profluğa başvurma hakkı sistemi gelmelidir. Ne kadar araştırma projen ve paran var diye sorulmalı ....
People
0
8) kazı kazancı (hekim)
05.06.2013 13:13:25
gerçekler,kariyeri basmaklarını hızla tırmanmanın yolları,ahbap çavuş ilşkisi,doğrular...kaleminize yüreğinize sağlık...
People
0
9) aydin sinal (hekim)
03.06.2013 13:41:43
Sayin prof.H.Ömeroglu makaleniz hic silinmesin ,hergün yeni okuyucular bilgilensinler.Türkiyedeki bizim bildigimiz akedemik kariyeri cok yalin ve carpici sekilde gözler önüne serdiniz.Utanan olurmu;zannetmem,kizan olurmu;sayisiz olur.Ben yorumlarimda bu gercekleri dile getirmege calisiyorum,"sen alamancisin"diye tepki cekiyorum,ama siz bu tip dünyasinin hemde 40 senelik bir fakültenin ögretim üyesi olarak gercekleri dile getirdiniz,gittikce iyilesmesi gereken bir ilim dalinda .bilhassa temelsiz acilan tip fakültelerinde yetisen ögrencilerin basarisi,meslege intigrasyonu nasil olacak,yoksa sadece para kazanilan bir meslek olarakmi algilanilacak.eger okuyan olur yorumlarlarsa tekrar yazismak isterim ,saygilar,hürmetler.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA