YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Ankara’nın Sağlık BaronlarıProf. Dr. Haldun GÜNER

Gazi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

Faks: (312)2124647
Prof. Dr. Haldun GÜNER

21.05.2012, Pazartesi

Tüm Yazıları

Ankara’da Sağlık Bakanlığında değişik kurullar var. Zaman zaman Sıhhiye’deki binada toplanırlar. Bunlardan biri de “Yüksek Sağlık Şûrası”. Maalesef Şûra’mız son zamanlarda, çoğunlukla sağlıkçılara karşıt bir görünüm sergilemekte. Doktorlar aleyhine verilen olumsuz kararlar nedeniyle meslektaşlarımız zarar görmekte, adli cezalara maruz kalmakta. Sonuçta meslektaşlarımız bundan oldukça zarar görmekte.

 

Adli karar mercii olan hâkimlerin dosya bilgilerine göre hareket etmesi çok doğal.  Hâkim, bilirkişi, adli tıp ve Şûra’dan gelen raporlara bakarak karar verir. Bu doğru, ancak, sağlıktan sorumlu olanların da, sadece dosyalar üzerinden karar vermesinin, meslektaşlarımız üzerinde  çok yıkıcı etkileri oluyor. Bilirkişiler ve adli tıp hocalarının raporları, her nasılsa, “En iyisini biz biliriz” denilerek midir  nedir,  Şûra’da birden bozuluveriyor. 

 

Anadolu’da görev yapanın derdinden, ancak oralarda, o zor şartlarda görev yapmış olanlar  anlar. Tunceli’nin Hozat’ı, Afyon’un Dinar’ı ile Ankara ve İstanbul’daki tam teşekküllü, hiçbir eksiği bulunmayan hastaneleri  bir tutanlar tek kelime ile yanılırlar. Bu işlerin en iyisini, yıllarca doğuda Erzurum’da görev yapmış olan Sayın Bakanımız bilir. Ben de, bundan 33 yıl önce askerliğimi Ağrı’da yapmıştım. O dönemde, koskoca vilayette, başka kadın-doğum hekimi bulunmadığından, askeri hastane ile devlet hastanesi arasında mekik dokuyarak,  500  bin nüfusa, tek başıma bir buçuk yıl  hizmet vermiştim. Anestezi uzmanımız yoktu, kan bankamız yoktu. Hatta, ameliyata girecek deneyimli hemşire bile bulmakta zorlanırdık.  Ne acıdır ki, galoş bile  bulunmadığından, ameliyathaneye ayakkabı ile girildiği yıllardı.  Doğumhaneyi üç çift, evet yanlış yazmadım, üç çift eldivenle döndürürdük. Yıka yıka, yeniden kullan. Devlet hastanesinde çalıştığım dönemde, kadın-doğum ameliyathanesinde halotan cihazımız  yoktu. Penthotal ve ardından azot protoksit ve kas gevşetici ile  ameliyat yapardık. Şimdi bile  bunları yazarken,  tüylerim diken diken oluyor. O yıllar, 70 sente muhtaç olduğumuz dönemler, ipek bulunmadığından, balıkçıların ağ yaptıkları naylon iplikleri steril ettirip kullanırdık.

 

Şimdi dahi, taşra hastanelerinin pek çok cihaz ve eleman eksiklikleri var mıdır?  Olumsuz bir karar almadan önce, dosyada okuduğunuz olayın geçtiği hastaneye zahmet edip aranızdan biriniz gidip baktınız mı, neden bu işler oldu diye, bizzat sormak zahmetinde bulundunuz mu? Yoksa, “İfadesinde şu şunu dedi, bu bunu dedi.” diye, sadece yazılanlara mı kıymet verdiniz.

 

Şûra’ya gelen dosyaların pek çoğu kadın-doğumcularla ilgili.Gece evinde icap nöbeti tutan  ya da hastanede nöbetçi olan kadın-doğum hekiminin muhatabı nöbetçi doktor değildir. Onun muhatabı, nöbetçi ebedir.  Eğer siz ebenin çalışmasından memnun değilseniz, bu nedenle aranızda sürtüşme varsa, yandı gülüm keten helva. Bir olay olduğunda, ilgili arkadaş, kendini kurtarmak için   sizi ateşe atmakta  hiç tereddüt etmez.

Anadolu’da işler böyledir, gidip oralarda çalışmayana  bu işler hayal gibi gelir. Siz hiç doğum salonundaki kovanın bir anda litrelerce kanla doluverdiğini, acil kan bulunamadığından hastanızın elinizden kayarak bir çırpıda ölüme gidiverdiğini gördünüz mü? Ya da ameliyatın tam ortasında elektriğin birden kesiliverdiğini, koşarak gelen nöbetçi teknisyenin,  “Aküler boşalmış doktor bey, jenetatör çalışmıyor.” dediğini, ameliyatı elektrik feneriyle bitirmek zorunda kaldığımızı…

Sağlık Şûrası’nda bu işleri hakkıyla bilen  kaç cerrah, kaç kadın-doğumcu var.

Sayın Müsteşarım, siz o kurula başkanlık ediyorsunuz, Sayın Bakanım bu işleri siz çok daha iyi bilirsiniz. Her bir şeye el attınız, şu Şura’ya da bir el atsanız. Yıllardır, Şura’da çalışmaktan  yorulmuş olan arkadaşlarımızı dinlendirseniz.

Öğrendiğime göre, Şûra’ya gelen dosyaların üçte birinde, doktorlar kusurlu bulunuyormuş.  Bu nasıl iştir? Sizce de bu işte bir terslik yok mu? 

Doktorları kusurlu bulmadan önce, bu işler neden böyle oluyor, diye araştırmak gerekmiyor mu ?

Anadolu’da her türlü güç şartlarda görev yapan, başta kadın-doğumcular olmak üzere, tüm meslektaşlarımın tıbbi cihaz, malzeme, cerrahi deneyim, yirmi dört saat, anında hizmet verebilen personel, teknik ekip, kan bankası, serum, ilaç, yoğun bakım, güvenlik vs. gibi acil ihtiyaçlarını sağlamak için çaba gösterin, habire meslektaşlarınızı kusurlu bulup durmayın.

Sizler, ne kadar doktor aleyhine olursanız, doktorları da  o kadar darp ederler, hatta öldürürler de.  Örnekler mi, hepsi meydanda!

Hangi meslekte olursa olsun, doktor düşmanlığının kimseye bir yararı yok. İster meslektaş  ister politikacı  ister hukukçu.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) RKTR (Uzm)
18.06.2012 06:41:50
Günün birinde;

- trilyonluk tazminatlar çığ gibi çoğaldığında,
- hekimler kötü vakaları veya belli hastalıkları hiç almamaya başladıklarında,
- bazı Batı ülkelerinde olduğu gibi, hastalar dava açmayacaklarına dair yazılı taahhüt vermeden özel hekimlere ameliyat olamaz hale geldiklerinde,
- şefkat ve empati duyulması gereken hastalara karşı hissedilen tek duygu “korku” olduğunda,
- insanlar mesleği, hatta Tıp Fakültesi’ni bırakmaya başladıklarında,
- bir sürü cerrah baz maaşa razı olup, sadece poliklinik yapar hale geldiğinde,
- cerrahlar iyi bildikleri ameliyata bile “ben onu yapmayı bilmiyorum” demeye başladığında,
- hekimin bir yandan hastayı değerlendirirken diğer yandan, “ben bu hastadan başımı derde sokmamak için neler yapmalıyım ?” diyerek önlemler alması rutin hale geldiğinde,
- dolayısıyla sevk ve Defansif Tıp patlama boyutlarına ulaştığında,
- SGK battığında,
- …….

Çok merak ediyorum. Cidden, o zaman “Baronlar”ın vicdanı rahat olacak mı ?

People
0
2) RKTR (Uzm)
13.06.2012 12:08:32
Bugün tüm gelişmiş ülkelerde Tıp ve İktisat Fakülteleri ilgili Bakanlıklar ve Sosyal Güvenlik Kurumları ile işbirliğine de giderek, “Defansif Tıbbın kendilerine ne kadara malolduğunu” tesbit etmeye çalışıyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi korkunç rakamlar çıkıyor.

Türkiye’de ise, defalarca teklif edilmesine karşın ne Üniversiteler, ne de Bakanlıkların hiçbiri böyle bir şeyle uğraşmadı. Neden, çünkü o zaman doktorların davalarla korkutulmasının SGK’ya getirdiği mali felaketin boyutu ortaya çıkacaktı. Kısacası, verdikleri zarar somut bir şekilde ortaya konmuş olacaktı.
People
0
3) RKTR (Uzm)
27.05.2012 16:25:40
Defansif Tıp, SGK'yı tamamen batırabilir ..
People
0
4) fatih yılmaz (doktor)
27.05.2012 14:42:51
hocamı tebrik ediyorum çok önemli bir konuyu çok güzel ifade etmişsiniz
People
0
5) Mustafa Bulun (Doktor)
27.05.2012 03:36:19
Bilimsel çalısmalara göre hatalar %85-98 oranında kişi değil sistem kaynaklı. Yine bilimsel olarak hataları azaltmanın önündeki en büyük engel suçlayıcı yaklasimlardir. Böyle giderse defansif tip uygulamaları nedeniyle saglik harcamaları patlayacak. ABD defansif tip nedeniyle yılda 650 milyar dolar fazla harcama yapıyor... Söylenecek çok şey var ama...
People
0
6) sezgin erturan (doktor)
25.05.2012 21:48:50
Doğum doktoruyum,nöbetten çıkan arkadaşa eğer nöbet proplemsiz geçmişse büyük bir beladan kurtulmuş gibi geçmiş olsun diyoruz.Çünkü biliyoruzki kutardığın anne ve bebekler için bir teşekkür bile almazken ,hertürlü komplikasyonda yada hastalıkla la ilgili olumsuz durumda şikayet ediliyoruz.Geçirdiğimiz ağır ve yorucu nöbetlerin arkasından aldığımız sarı zarflar ve şikayet dilekçeleri resmen kimyamızı bozuyor,mesleğimizden iyice soğumuş durumdayız.geçen hafta 2 doktor arkadaşım sevcılığa ihmal suçlamasıyla şikayet edildi.Şifa vermeye çalıştığımız hastaların bize olan bakış tarzının bu kadar olumsuz olması beni ürkütüyor.Hekim hasta ilişkiside maalesef eski duygusal uhrevi,ilişkiden çıktı vahşi kapitalizmin ve materyalizmin gelişimine uygun olarak yeni bir raya oturdu.Doktor arkadaşlara oluşan bu yeniçizgide öncelikle hasta ve hukuk karşısında kendilerini iyi korumalarını tavsiye ediyorum.Tanrı bizi korusun.
People
0
7) mehmet (dr)
25.05.2012 09:55:18
Sayın dr cevdet arkadaşım, memlekette neden bu kadar çok gecekondu var? Konut ihtiyacını çözmenin en kolay yolu. Gözünü kapat vatandaş oraya buraya diksin evini. Doktor ve hastane ihtiyacı mı var alırsın bir karar dikersin gecekondu hastane ve fakülteleri olur biter. Sonrası mı? O da sonra çook uzun süre sonra başkaları tarafından düşünülsün. "Gün, günü kurtarma günüdür" ilkesi siyasette hep iyi çalışmıştır.
People
1
8) RKTR (Uzm)
21.05.2012 15:30:36
En acısı da ne biliyor musunuz, Hocam ?

Şura, kendisi ile hiçbir alakası olmayan vakalarla ilgili de kararlar veriyor. Yani, gönderilen vakanın branş uzmanı Şura'da mevcut olmayabilir. Hiç önemi yok. Hemen bakıp, 5 dakikada Beşiktaş türünden bir karar veriyorlar. Şura'daki Psikiatrist, KBB'ci ve Nöroşirürjist, örneğin bir Endokrinoloji veya Kardiyoloji vakası ile ilgili yorum yapıp, itham altındaki doktora suç isnat edebiliyor. Bazen de, Adli Tıp raporunu Kes-Yapıştır yapıp, doğru-yanlış olduğuna bakmadan olduğu gibi yazıveriyorlar.

En küçük bir inceleme, en temel bir değerlendirme bile yok. Bunu yapacak üye de yok çünkü. Sanık doktor tarafından sunulan savunma ve tıbbi delillerin tek kelimesi bile okunmuyor. İlgili branştan jüri seçme yetkileri var. Onu da yapmıyorlar. Dediğim gibi, 5 dakikada hüküm veriyorlar. Ve bir sürü kişiyi yakıyorlar.

Sizin de belirttiğiniz gibi Hocam, bu Şura'da feci tıbbi hatalar yapılıyor. Suçsuz insanların hayatı karartılıyor.




People
0
9) Dr.Cevdett (cerrah)
21.05.2012 14:12:13
Sayın hocam, yüksek sağlık şurasına gelen dosyalarda doktorların 1/3'ünde doktorların suçlu bulunmasını garipsemeyin.Kısa bir süre sonra dosyaların yarısında doktorlar suçlu bulunacaktır.Altyapısı yetersiz, öğretim üyesi yetersiz birçok yerde tıp eğitimi ve uzmanlık eğitimide yetersiz verilmektedir.Yeni kurulan tıp fakülteleri ve eğitim araştırma yapılan devlet hastanelerinde eğitimin ne kadar yetersiz olduğunu görmemek için kör olmak lazım.Tıp fakültesi ve eğitim-araştırma hastanesi olmak için kriterler var mı?Ben olmadığını biliyorum, kriter var diyen varsa söylesin.Kayseri eğitim araştırma hastanesinde genel cerrahide 2009 yılında hiç eğitici yokken 4 tane asistan başladı. 1 yıl hiç eğitici olmadığından 2 tanesi başka yerlere nakille canını kurtardı, 2 taneside 1 şef ve 1 başasistanla uzmanlık eğitimi almaya çalışıyor.Sonumuz hayrola.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer