YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Profesör DosyalarıProf. Dr. Haldun GÜNER

Gazi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

Faks: (312)2124647
Prof. Dr. Haldun GÜNER

12.12.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

Pek merak ederim iş bu ‘profesör dosyaları’ ne menem şeydir diye. Kim bilir belki sizde merak edersiniz. Anlatayım, üniversitenin falan fakültesinin, falanca bölümü için profesörlük kadrosu açılır. Bölümde kadro bekleyen doçentler varsa onlar için. Yoksa dışarıdan gelecek hatırlı, torpilli, uygun görüşlü, falancanın yeğeni, bir başkasının oğlu, kızı için. Kadroya atanacak olanlarsa, zaten baştan bellidir.

 

Aslında, jüriler kura ile belirlenir derlerse de, sakın siz inanmayın. Önceden usulü vechile sorulur, kimleri yazalım diye. Jüri olacaklara önceden, falancanın jürisi olması için rica edilir.

Sonuçta yasal süreç işler, dosyalar jüri üyesine gönderilir.   Kimi bir klasör gönderir.  Kimi iki, çok nadiren de üç klasör gelir. İşin yoksa, hadi  incele bir bakalım.

Yapılan çalışmalara verilecek olan puanlar bellidir belli olmasına da, bunların hesaplanması oldukça zordur. Jüri üyesinin işi mi yok, bu işlerle uğraşacak.

Burada necip milletimizin ileri görüşleri hemen devreye giriverir. Adayın yakın arkadaşları, bölümdeki kıdemli profesörler işi hallederler, hallettirirler. Profesör olacak olan aday ise boş durmayıp, puanları bir zahmet hesaplayıverir artık.

 

Gönderilen jüri raporları, ilk yönetim kuruluna gelir. Orada okunur mu, okunmadan onaylanır mı orasını bilemem. Genelde jüri üyelerinin tamamı olumlu görüş bildirdiklerinden,  yönetim kuruluna, atama kararını  bir çırpıda geçirerek onaylamak kalır. Sonrasında rektör imzalı resmi bir yazıyla adayın atandığı fakültesine bildirilir. Hepsi o kadar.

Bir kadro, bir başvuru, iki kadro iki başvuru olduğunda yönetimin işleri çok kolaydır. Ancak maalesef bu kadrolara bazen dışarıdan da başvurular da olmuyor değil. Öncesinde bu kişilere, ‘Oğlum bu kadro bölümümüzden falanca doçent için açıldı’ diye nazikçe uyarıda  bulunulur. Çoğu, bunu dinler, kadroya başvurmaz. Ancak bazen dış etkenler, tavassut ve torpiller işe girdiğinde dışarıdan başvurular olursa, işler işte o zaman karışır.

 

Yok ‘Benim şu kadar yayınım, senin şu kadar puanın var’ hesapları işin içine girerse de, genelde düğüm üniversite idarecilerinin elindedir. Onlar ne derlerse o olur. Yayın sayısıymış, puanlama imiş, hiçbir şey orada işlemez, yönetim ne derse o olur. 

 

Bunları herkesler biliyor. Dosyaları kimse incelemiyor. Benim derdim o değil.

Benim derdim, fakültelerde profesör odaları, doçent ve profesör dosyalarıyla, klasörlerle dolup taşıyor. Bu yüzden bazı binalar hafif depremde bile yıkılırsa hiç şaşmayın. Sebebi iş bu dosyalardır zahir. Atsan atılmaz, hepsi ‘birbirinden değerli çalışmalarla dolu’. Pişirip yemek yapmaya kalksan hiç olmaz, zira hazmı pek zordur. Satsan kimsecikler, hatta sahibi bile geri almaz. Aldık mı başımıza belayı. Çaresiz, içlerini boşalttırıp bölümün klasör ihtiyacı için kullanırsınız. Kağıtlarsa, TEMA sepetlerine giderek yine de ekstra bir işe yarar.

 

İşte böyledir, memleketimin profesör manzaraları. Vakti zamanı geldiğinde tüm doçentler ister üniversitede çalışsın ister çalışmasın, er ya da geç bir yerlerde profesör olur. Olamayan varsa, önce kendine bir baksın, ‘Kimin ayağına bastım’ diye. Ben böyle yazsam da aslında, pek kimse kimsenin ayağına basmaz. Üniversitelerde işler, danışıklı döğüş, usulünce yapılır gider. 

İlk yıllarda, hayatımda bir kez, evet sadece bir kez,  yayınlara bakıpda, negatif profesör raporu yazdım. Hay elime tükürseydim de, yazmaz olaydım. Hem aday profesör oldu hem ben düşman kazandım. İşte bu olay beni, gaflet ve dalalet uykusundan uyandırdı.

Yağma yok, şimdi akıllandım. Artık kimseye negatif  yazmıyorum. Hatta elimden gelse kartvizitime, ‘İtina ile profesörlük dosyası incelenir, iki günde olumlu rapor düzenlenir’ diye yazdıracağım. 

İşte arkadaşlar, böyledir üniversitelerimizde profesörlük işleri. Bütün iş, kadro açılıncaya kadardır. Kadro bir kez açıldı mı, okun yaydan çıkmasıyla hedefe varması, artık an meselsidir.

Ciddi araştırmaları olup, bu unvanı gerçekten hak eden de, başkasının yayınına ismini yazdıran da, oturup yatan da rahatlıkla profesör olur bu ülkede. 

 

Bir kere profesör oldun mu, ister üniversitede kal ister istifa et, dışarı çık ister yan gelip yatmalara devam et, artık hiçbir şey değişmez. Aldığın unvanı, paşa gönlünce istediğin gibi kullanırsın. Beyaz gömleğine, kartvizitine, kapına, muayenehanendeki tabelana, hatta varsa katına, yatına, teknene, bile yazdırırsın. Artık sana, kimsecikler karışamaz.

‘Bizde şu kadar profesör, şu kadar doçent var’diye diye övünerek, bazıları, bunun adına, ‘üniversitelerimizin ve ülkemizin, bilimsel düzeyinin gelişip yükselmesi’ diyorlar. Kimi kandırıyorlar?

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Ertuğrul Efeoğlu (Öğretim Üyesi)
21.09.2013 08:28:43
Fincancı katırlarını ürkütürseniz başınıza gelecekleri siz düşünün!..
People
0
2) YP (dt)
17.12.2011 17:38:06
Sayın Hocam;

Geçenlerde bir sitede yapılan yorumda okumuştum.Bazı üniversitelerdeki hocalar yeni yapılması planlanan"DUS" diş hekimliği uzmanlık sınavına soru hazırlamayı kabul etmemişler.Önce Niye ki?diye kendi kendime sordum,sonrasında biraz araştırınca, malum üniversitede yapılan doktora seçmelerinde, akademik ortalama,yabancı dil ve ales sınavında oldukça vasat görünen bir adayın, akabinde yapılan Mülakata birdenbire "ASLAN PENÇESİ" kesildiğini gördüm.Bir.prof.böyle bir metnin altına nasıl eli titremeden imza atar.bunu çok merak ediyorum.
People
0
3) JinOb (Kadın Doğum)
16.12.2011 10:22:12
Sayın hocam,

Türk akademik camiası denince en bilinen benzetme mafya benzetmesi idi. Hacettepe mafyası, Gazi mafyası, Çapa mafyası vb. gibi. Ancak meğer durum ondan da kötü imiş. Zira Godfather serisinden anladığımız kadarı ile mafyada bile kariyer merdivenleri sadakatten önce liyakat ile tırmanılıyor...
Eh madem omertayı(susma sözü) bozdunuz bari şu doçentlik sınavları ile yardımcı doçent alımlarına da bir el atıverin şanınız olsun..
People
0
4) Hakan Koç (Dr. Uzm)
14.12.2011 23:46:49
Sevgili Hocam
Böyle üniversiteye böyle profesör çok bile.
Kriterleri diyelimki çok zorlaştırdınız. Sıkı sıkıya uyguladınız. Nasıl olacak. Bilimsel değeri yüksek araştırmaları kim finanse edecek. Araştırmaya kendini adamış doçent ve profesörün okul parasını kim ödeyecek. Tıp için söylersek hasta bakacak ki hayatını sürdürsün
People
0
5) SEZAİ (YILMAZ)
14.12.2011 14:15:17
ben Türker beyin yorumuna katılıyorum. Birkere üniversiteye kapağı attınmı sonunda prof oluyorsun. Türkiyede üniversitede kalıpta prof olamamış kaç kişi vardır acaba. Dert ihtisas sonrası üniversitede kalabimekte. Bunun adil temelller üzerine oturtulmaması kimlerin işine yarıyor ve böylece kimler harcanıyor acaba.
People
0
6) türker (akçay)
13.12.2011 19:16:41
Sayın Hocam. Akademik kariyer yolculuğunun bence en şaibeli evresi ihtisas sonrasında üniversitede kalacak kişilerin seçimi aşamasında. Bu aşamada seçimde objektif nitelikler maalesef kullanılmıyor. Öncelikle rektörün veya diğer üst düzey sözü geçen birilerinin yeşil ışık yakması herşeyi değiştiriyor. Siz ağzınızla kuş tutsanızda, eğer yetkili kişiler istiyorlarsa hiç yayını olmayan, iyi eğitim kurumlarından geçmemiş birileri tercih edilebiyor. Bu da daha akademik kariyeri başlangıç aşamasında şaibeli hale getiriyor. Bence bu aşamada TUS gibi bir sınav uygulanmalı ve seçimde TUS sonucu sıralamasına göre yapılmalı. Durum böyle olmayınca hem kişinin sisteme ve kişilere güveni kalmıyor, hemde akademik kariyer daha başlangıçta adaletsizlik üzerine kurulmuş oluyor. Bu durumda eğitim seviyesi yüksek tıp fakültelerini, kaliteli uzmanlık veren kurumları bitirmenin bir anlamı kalmıyor.
People
0
7) CZ (DR)
13.12.2011 09:18:15
Nefis bir özeleştiri, en büyük eksiğimiz, saygı duyuyor ve kutluyorum.
People
0
8) HÜDAİ GENÇ (GENEL CERRAHİ UZMANI )
13.12.2011 09:02:12
Tebrik ederim.Eksiğivar, fazlası yok.Sayın Sağlık Bakanının dikkatle okuması gereken bir yazı. Eğitim hastanelerinde, birçoğu sınavlarla kazanılmış, Şeflikleri kaldırdı, yerine profesörleri domine eden bir sistem getirdi.Türkiyede profesörlük ve şeflik sistemini birlikte ele alan bir düzenlemeye ihtiyaç var.Devlet büyüklerinin konuya bir an evvel el atmaları dileğiyle.
People
2
9) Dr.Cevdettokat (op)
12.12.2011 23:48:16
Sevgili hocam bu yazıyı size yazdıran sebep nedir bilmiyorum ama işte bu durumlardan dolayı tıp alanında dünyada esamemiz okunmuyor.Elin gavurunun yaptığı robotlara milyon dolarlar ödeyerek ''şu ameliyatı robotla yaptık, bu ameliyatı robotla yaptık'' diye övünür dururuz.Şimdilerde moda, yeni açılan eğitim hastaneleri yada yeni üniversitelere girip kısa sürede doçent ya da prof kadrosu alıp bir an önce oralardan sıvışmak.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer