YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Profesör İmalathaneleriProf. Dr. Haldun GÜNER

Gazi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

Faks: (312)2124647
Prof. Dr. Haldun GÜNER

31.01.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

Dünyanın pek çok ülkesinde ve ülkemizde, imal edilen her malzemenin yapıldığı, daha da doğrusu imal edildiği yerler vardır. Bu yerlerin büyüklerine fabrika, küçüklerine ise imalathane derler. Ayakkabı imalathanesi, boya imalathanesi, mobilya imalathanesi gibi.

İyi de “Profesör imalathanesi de ne demek oluyor hocam?’ diye soranları duyar gibi oluyorum. İşte bu profesör imalathaneleri, dünya üzerinde sadece bizde var arkadaşlar. Kendimizle ne kadar övünsek yeridir. Çağ atlamak işte buna denir.

 

Ankara’da büyüklerimiz masa başında karar verirler, şuralara, olmadı her ile bir üniversite açılsın diye. YÖK, Bakanlık görevlileri, yüksek danışmanlar sabahlara kadar çalışırlar. Kanunla kurulan, fakat henüz yeri yurdu olmayan üniversitelere, önce bir ad koymak lazım. Şuranın şusu meşhur, buradan falanca ünlü yetişmiş, şuradan şu medeniyetler çıkmış diyerekten önce adları konulur. Çocukların adlarını doğduktan hemen sonra kucağımıza alıp, dualar eşliğinde eşikte koyduğumuz gibi, belki imzalı onay belgelerini yetkili birileri ellerine alıp, yine eşikte dualar eşiğinde üniversite adlarını belgenin kulağına doğru okuyorlar mıdır acaba, bilemiyorum.

 

Kurulan üniversitelere, yeni yeni fakülteler, enstitüler, yüksekokullar gerek denilerekten hemencecik onlar dahi bir çırpıda kurulmuş olurlar. Satın alınan ya da kiralanan binaların kapılarına cafcaflı birer tabela da koyduk mu, olur sana üniversite, olur sana fakülte.

 

Şimdi buralara, öncelikle birer kurucu rektör, ardından hemen ve de ille de profesörleri atamak lazım. Olur mu öyle çiçeği burnunda üniversitelerde, öğretim görevlisi, yardımcı doçent ya da doçentle işe başlamak. Olmaz tabii. Çıkartırsın profesör kadrolarını. Birileri başvurur, başvuranlar atanır (Ben sadece tıp fakültelerinde olanları biliyorum. Diğer fakültelerdeki uygulamaları bilenler lütfen anlatsınlar).

 

Efendim bu yeni kurulan tıp fakülteleri, yurdun değişik yerlerine dağılmış durumda. Kim başvuracak o kadrolara demeyin. İstanbul’da, Ankara’da, özel muayenehanesinde ya da eğitim hastanelerinde pek çok doçent meslektaşımız var. Öncelikle, kadrolara onlar başvururlar. Atanacak olanlar zaten önceden bellidir. Herkesin bir ailesi var, eşi, çocukları var. Kurulu işleyen bir düzeni var. Ha deyince, karda kışta, kalkıp oralara gitmek de neyin nesi. Canım, çok safsınız, kim gidecek oralara? Arkadaşım kadroya atanır. Ertesi gün, falanca madde ile Bakanlık üniversiteden henüz yeni atanmış olan profesörü geçici olarak geri ister!!! İşte böyle, ballı kaymaklı işler olur gider bu ülkede. Hem de, iki binli yıllarda. Açılmış olan tıp fakültesinde profesör, sadece kâğıt üzerinde vardır. Gerçekte ise asla yoktur (Kurulu düzenini bozma pahasına, yeni kurulmuş olan üniversitelerde görev alarak, atandığı yerlere taşınan ve işlerine dört elle sarılan, sorumluluk bilincinde olan arkadaşlarım var, onlara ayrıca teşekkür ediyor ve kutluyorum. Onların gönüllerdeki yerleri ayrı). Profesörü var, binası yok, kadroları var, öğrencisi ya yok ya da falanca fakültede eğitiliyor.

 

Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra, ne asistanlığında ne uzmanlığında ne de doçentliğinde, hiç üniversitede çalışmamış, hatta üniversitenin semtine bile uğramamış halen de uğramak niyetinde olmayan profesörlerimiz var mıdır? Elbette vardır. Halen dahi, üniversite kadrosunda bulunduğu halde, falanca bakanlık hastanesinde görev yapan, belki üniversitesine ayda yılda bir uğrayıveren.

Burası Türkiye, düzenli, dümenli, hatta hileli, hurdalı olsa da, burada işini yürütebilene şapka çıkarırlar, helal olsun bile derler.

Bilmem ne kadar, altı ay mı desem, bir yıl mı, iki yıl mı kadroda çalışmış olarak görünürseniz, ileride profesör kadrosundan emekli olursunuz. Uzman emeklisiyle, profesör emeklisinin arasındaki maaş farkını, emekli sandığından merak edenler öğrenebilirler. Din alimi değilim ki, kazanılan para haram mı helal mi size söyleyeyim.

 

İşte böyledir memleketimin, profesör imalathaneleri ya da üniversite manzaraları.

Binanın kapısına koyduk mu bir tabela, olur sana üniversite. Kapının girişine, ya da masanın üzerine yazdırdık mı - profesör- diye kolayca oluruz sana profesör.

Üniversitede, öğrenci, asistan yetiştirmeden, ders-konferans vermeden, araştırma yapmadan, teorik ve pratik bilgilerini gençlere aktarmadan, dahası üniversitenin havasını solumadan da, yollarını arşınlamadan da pekâlâ profesör olunur, bu ülkede.

Başka nerede var böyle yağlı börek? Belki Uganda’da belki Patagonya’da.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) kemal yılmaz (SES Gn.Sekreteri)
12.02.2011 21:47:52
Sn.Hocam bir marka ürünün asıl fabrikası dışında, merdiven altındaki imalathanede üretilenine sanırım fason mal deniliyor ama bir pazarı var her şeyin.Bu profesörler sözünü ettiğiniz fason üniversitelerde marka oluyorlar.Bir süre önce yeni kurulan Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin akademik personel alım ilanını gördünüz sanırım.Adrese teslim ilanın işaret ettiği akademik kişiler o unvanlarını sizin anlattığınız gibi aldılar.devir fason devri.Eskiden bi şey olabilmek için Mason olmak gerekirmiş.Şimdide Fason.
People
0
2) drbilen (dr)
05.02.2011 17:50:54
değerli hocam az bile demiş,herkes kimin çakma olduğunu iyi biliyor,son zamanlarda ulufe dağıtır gibi yandaşlarına unvan verenleri herkes biliyor,onlar gönüllerde sadece çakma o kadar.
People
0
3) Aşkın Yıldız (tıp Hekimi)
05.02.2011 14:45:03
Elinize, yüreğinize sağlık...
People
0
4) Hasan Basri Turgut (öğretim üyesi)
03.02.2011 14:27:46
Yazınızı çok beğendim. Sizi kutluyorum.

Prof.Dr.Hasan Basri Turgut
People
0
5) hüsnü yıldırım (kamu çalışanı ses sendikası)
02.02.2011 14:57:44
ağzınıza elinize sağlık hocam sevğiler
People
0
6) Doğrucu Davut (öğretim üyesi)
02.02.2011 10:02:16
"adı önemli olmayan" yorumcu çareyi özetlemiş:
"üniversitelerde de iş güvencesi olmamalı, Amerikan sistemi üniversitelere adapte edilmelidir".

yurtdışına çıktığında kaç prof veya doçent göğsünü gere gere ben de prof um diyebiliyor ?.
bizde öğtetim üyelerinin çoğu (hakeden azınlığı tenzih ederim) yurtdışı toplantıyı toplu geziye dönüştüren bir topluluktur. çoğu zaten toplantı salonuna da uğramaz ya !

ozellikle son zamanlarda çok hızlı açılan üniv lerde nerde ise önüne gelen akademisyen (?) oluyor. bu hatanın bedelini Türkiye uzun vadede çok pahalıya ödeyecek.
People
0
7) Adım Önemli Değil (Tıp doktoru)
01.02.2011 15:16:51
Yorum değil tespit;
1)Universitelerde tam zamanlı (iş güvenceli) çalışma sistemi, fikir özgürlüğünü geliştirmek ve yeni şeyler üreten kişileri korumak için geliştirilmiş bir sistemdir, kaynağını ingiltereden alır,
2)Doçentliğin alınmayan verilen bir ünvan olduğunu yazar kendisi daha iyi bilecektir,
3)Verilen ünvanların devamı da yine verilen profesörlüklerdir. Doçentlikten sonra 5 yıl bekleyip yönetimle aranızı iyi tutmanız yeterlidir.
4)Çalışma şekillerini bireysel olarak yapan akademisyenlerin toplamı şimdiye kadar ne üretmişlerdir?
5)Türkiye gelişiminde akademisyenler mi yoksa özel sektör mü daha fazla katkı sağlamıştır?
6)Çoğunluğu aktif olarak çalışıp üretmeyen yada üretemeyen kişilerden oluşmuş, oy kaygıları ile birilerine yakın durmaya çalışan insanlar üniversite ruhuyla ne kadar alakalı olabilirler?
7)Serbest piyasanın zor koşullarını göze alıp bir faaliyet yürütemeyenlerin bir zahmet uğradıkları kurumlarında çok büyük işler yaparak kazandıkları ünvanlarını (!) yüceltme adına yaptıkları değerlendirmeler dikkate değerdir!
8)Sonuçta üniversitelerde de iş güvencesi olmamalı, Amerikan sistemi üniversitelere adapte edilmelidir. O zaman kimin gerçek akademisyen olduğu ortaya çıkacaktır.
9)Her iki kurumda da çalışmış olanların farkı çok daha iyi gördüğünü sayın yazar dikkate almalıdır.
Saygılarımla
People
0
8) Bülent Duran (Prof Dr)
01.02.2011 13:13:21
Elinize, kaleminize sağlık, siz eksik bırakmışsınız ben tamamlayayım, "çakma profesör" onlar Hocam, çakma...
People
0
9) Zait Kaplan (Doktor)
01.02.2011 06:35:14
Yazdıklarınız çok doğru. Ama biraz da iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak lazım. Hangi tıp fakültesine yardımcı doçent alım sınavları herkese açık bir şekilde yapılıyor? Hepsine kimin alınacağı baştan belli. Üniversitelere kadro ataması yapılacak doçent ve prof isimleri en baştan belli değil mi? Örneğin Gazi Tıp Fakültesinde veya başka bir tıp fakültesinde açılan bir Doçent ya da Profesör kadrosuna şimdiye kadar eğitim hastanelerinde çalışan bir aday başvurma cesaretini gösterebildi mi? Hiç değilse eğitim hastanesinde açılan kadrolara ve sınavlara herkes başvurma hakkını kullanabiliyor.
People
0
10) sö (uzman)
31.01.2011 21:25:34
Yıllardır üniversitelerde kadro işgal ederek, öğleden önce muayenehanelere giden sayın öğretim üyelerine ne demeli acaba?

Bir şekilde bu düzen sürmeli, alttan gelenler nereye giderlerse gitsinler, önemli değil çünkü.

Kendini geliştiren, birşeyler yapmaya çalışan insanlara, büyük üniversite hastanelerinin kapalı olduğunu farketmiyor musun yada anlamak istemiyorsunuz.

Saygılarımla.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer