YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Tıp Fakülteleri ve Hoca ÇeşitleriProf. Dr. Haldun GÜNER

Gazi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

Faks: (312)2124647
Prof. Dr. Haldun GÜNER

05.11.2012, Pazartesi

Tüm Yazıları

Hep düşünmüşümdür, “Üniversitelerimizde kaç çeşit hoca vardır?” diye. Eskiden tıp fakültelerinde, tam gün çalışanlarla kısmi statüde çalışanlar olmak üzere iki çeşit hoca grubu vardı. Muayenehanesi olan hocalar öğlen yemeklerini yedikten sonra, yasal olarak muayenehanelerine giderlerdi. Arada bir günlük, hatta haftalık kaytaranlar da olurdu. Şimdi tam gün yasasına göre, bütün hocalar sabah 08.00’dan akşam 17.00’a kadar üniversitede çalışmak zorundalar. Ancak bir şartla; muayenehanesi olanlar hasta bakamıyorlar, ameliyat yapamıyorlar. O halde, teorik olarak, “Bilimsel araştırma için bolca vakitleri var.” diye sevinebilirsiniz. Ancak, böyle hocaların çoğunu gündüz vakti ara ki bulasın. Gündüz mesai vakti, odalar NATO duvarı gibi hep kapalıdır. Peki, bu hocalar güpegündüz nerededirler acaba? Bir alışveriş merkezinde, sporda; belki yüzme havuzunda belki tenis kortunda ya da evinde istirahatte, olacak iş değil! Olmaz olamaz, hocalarda böyle şeyler hiç olmaz!.. Hoca olsa olsa kütüphanededir, orada bilimsel çalışma yapıyordur!!! Çoğu yerini yurdunu da bilmez, gidip görmüşlüğü de pek yoktur da, konumuz o değil. 

 

Polis ya da dedektif değiliz ki arayıp soruşturalım. Bazıları açılış, kapanış, temel atma, kokteyl, mezuniyet, panel, konferans gibi, gündüz mesaiden, akşam evden kaytarılan, ille de kayıntılı, hafiften alkollü toplantıları pek de severler. İdareciler, rektörü, dekanları, müdürleri, icabında milletvekili, hatta bazen bakanlar bile orada bulunduğundan, mümkün olduğunca ortalıklarda bulunup kendini göstermek, gerektiğinde belli makamlara yağdanlık yapmak oldukça da önemlidir.    Tam gün yasası uygulanmaya başladıktan sonra, fakültede neler oldu bir bakalım. Uzun zamandır “part-time” çalışan, belli bir hasta portföyü nedeni ile kendine güvenen hocalar, yaş haddini bile beklemeden emekli olup hepten ayrıldılar. Ne de olsa, altı üstü bir sayfalık dilekçeye bakıyor, verdiler ve gittiler. İkinci grup, “Ne olur, ne olmaz, gün olur işler düzelir.” düşüncesiyle, bir yıllık ücretsiz izin alıp, hekimliklerine ve bilimsel aktivitelerine özel sektörde devam ediyorlar. Üçüncü grup, tam gün fakültede, akşam 17.00’dan sonra da muayenehanesinde çalışıyor. Dördüncü grup ise benim de aralarında bulunduğum; tam gün çalışan grup. Poliklinikte, klinikte, ameliyathanede, acilde her daim çalışan grup…

 

Günün her saatinde  “fellow”, asistan, öğrenci, intern ve özellikle hasta ve yakınlarıyla, klinik, poliklinik, laboratuvar, acil servis, ameliyathane, doğumhane, asansör, koridor, merdiven, bahçe, kafe, çiçekçi, banka, PTT,  hatta icabında tuvaletlerde bile, her nerede, her ne zaman olursa olsun meşgul olan grup. İşte ben onlara, “Üniversitenin gerçek sahipleri ve de hamalları” diyorum arkadaşlar.   Bu grup içinde de farklı alt gruplar oluşmadı değil. Bunlar arasında, günün her saati hasta bakan da bir bakmayan da, ameliyata giren de bir girmeyen de. Tüm gün ayakta kalmaktan tabanları çöken de, odasında internette sörf yapan da bir. Tam gün maaşını alacaksın, ama hiçbir iş yapmayacaksın. Böylesi bolluk dünyanın hangi ülkesinde var? Bir bizde var,  belki bir de Patagonya’da. Haftada bir gün, bir saatlik seminer toplantısı var. Katılan iki üç hoca, hep de aynı kişiler. Ayda bir kürsü kurulu olur, herkes orada. “Yahu hoca, daha yarım saat önce bilimsel toplantı vardı, neredeydin?” diye sormak hiç yakışık almaz.

Zaten merak etmeyin, kimse de sormaz.  Derslere, ameliyatlara, pratik ve tatbiki eğitimlere zamanında girilmezse, mesaiye zamanında gelinip gidilmezse, tüm gün boş oturulursa, nerede kaldı üniversite hocasının saygınlığı?  Nerede kaldı  gerçek araştırmalar nerede kaldı bilimsel çalışmalar!.. Nerede kaldı yenilikler, nerede üniversite-toplum-endüstri-sanayi iş birliği ve dayanışması. Nerede patent nerede bilimsel üretim nerede imalata ve ihracata dönük çalışmalar!.. Nerede, katma değer, istihdam ve milli gelire katkımız!.. Bunun adına,  üniversite özerkliği denmez arkadaşlar!..

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) mustafa ozbek (jinekolog)
10.11.2012 00:32:20
lutfen meslektaslarinizi asagilamaya ugrasmayin..devlet bu kadar ustumuze gelirken bir birimizi yemeyelim..siz hic meslektasini kotuleyen hakim savci gordunuz mu,bu kadar hukuksuzluk varken....
People
0
2) Murat (Uzm.dr)
09.11.2012 14:48:30
Ceyrek asır okul oku her türlü angaryanın altında ezil evlatlarını bile yeri geldiginde görme yıllarını ver prf ol.sonra devlet sana gel canim o kadar okumanın benim için anlamı yok 21 puana hasta bak desin bende tabi emredersiniz efendim diyeyim yok canim.doktorun bu ülkede doktordan daha büyük bir düşmanı yok kendini Çinli işçi sanan emegini uç kurusa satan bunuda etikle açıklamaya çalışan zihniyet bizi cehennemin en dibine çekecek.Hocami tanımam ama yazdıklarına bir toplu iğne bası kadar katılmıyorum .Ben o hocaların yerinde olsam tırnağımı bile kıpırdatmam bu sistem icinde...
People
0
3) Dr.Faruk (cerrah)
06.11.2012 11:34:34
Sayın hocam,
Yeni birşey keşfetmiş gibi yazmışsınız. Yoksa hükümete ve yönetmeliklere karşı mı çıkıyorsunuz anlamadım. Hukuk ve kanunlar ne emrediyorsa o yapılıyor.
Sizi tanımıyorum ama muayenehaneniz olmadığı kesin. Yazınızda grupladığınız dördüncü grubun alt gruplarından hiç bahsetmemişiniz. Performansı en üst düzeyde tutmak için yanlış beyanla bir fiil yapmadığı eğitim, ameliyat, yanlış uygulama kodlamaları, gereksiz malzeme kullanımı,yaptığı tedavinin sonucunun hiç sorgulanmaması,SGK'dan dönen hatalı faturalara hiç değinmemişsiniz. Haksız kazançla devletten performans adı altında kazanç sağlamak idealistlik olmasa gerek. Bence, sizin tanımladığınız 4. grubun a,b,c ..şıklarını içeren tam gün doktorları hakkında da yazmanız gerekir!!
Saygılarımla.
People
0
4) baran ince (hekim)
06.11.2012 09:23:26
siz tekrar istanbulu keşfetmişsiniz,bunları herkes biliyorr.sorun sistemde ve de insandaa,her dönemde adamı olanlar malı götürüyorr,onlara ben liboş diyorumm.hoca gerçek hoca ise üretmelli.tam gun çalışmalı,iyi maaş almalıı,gerisi zaten teferruatt.
People
0
5) laconic (öğ üye)
05.11.2012 23:18:04
YÖK'ü suçlayan arkadaşa bilgi notu:
yeni yök yasa taslağı yök sitesinde açıklandı. görüş ve önerielre açık.
üşenmeden hepsini okudum.
tek fark rektör seçimi.
rektör seçiminde öğretim üye oylaması kaldırılması öngörülmüş. yerine rektör adayı belirleme konseyi var.konsey siyasi vesayet getiriyor.
üniversiteden en fazla oy alan adaylar bazen atanmıyor ve kamuda tartışmalar yol açıyordu. bu durum kalkmış ama rektörler tamamen siyasi olan bir konsey tarafından belirlenip cumhurbaşkanına sunuluyor.
yardımcı doçent atanması tus gibi olmalıydı.
bu yok.
rektörün yetkileri,kadro vs olduğu gibi duruyor.
işte şikayet edilen yök yerine yeni taslak. rektör seçimi ve görev süresi (5 yıl ve aynı fakülteden üst üste rektörlük yok. tıp fak hep rektör veremeyecek) dışında eski hamam eski tas.
yök yasası siyasi erkin üniversitelere müdahil olmasına müsait. niye değiştiriliyor ki.
yeni taslak eskinin aynısı. siyasi vesayet daha da ağır.
People
0
6) Osman D (Doktor)
05.11.2012 16:20:12
Hocam,

Tespitleriniz güzel. Ancak her üniversite için geçerli değil. Daha çok İstanbul, Ankara ve İzmir'deki büyük üniversitelerde geçerli olan bir tablo bu. Oysa memlekette onların dışında birçok anadolu üniversitesi de var. Onlardaki durum hiç de böyle değil. Daha ziyade akademisyenlik için çabalayan, ancak torpilleri olmadığı için büyük üniversitelerde kendilerine kadro bulamayan daha amatör ruhlu doktorlar var orada. Hastanelerinin hitap ettiği halk kesimi yoksul olduğundan, birçoğunda kimsenin muayenehanesi de yok. Zaten serbest olduğu yıllarda da yoktu. Onlar, aynı şehirdeki devlet hastanelerinde çalışan meslektaşları harıl harıl muayenehane çalıştırırken, bırakınız muayenehaneye kaytarmayı, her gün yönetici kaprisleri çektiler. Bazen hastalarının ihtiyacı olan bir demirbaş tıbbi malzemeyi aldırabilmek için günlerce rektör beyin ya da başhekimin kapısını beklediler. Zaten torpilleri olmadığı için büyükşehirdeki meslektaşlarına göre doçentlik ve/veya profesörlük makamlarına hep daha geç atandılar.
Tabii bunlar büyükşehirde olan bitenelere göre medya tarafından hep daha az görüldü ya da görülmedi. Tıp Fakültesi'nde doktor deyince hep Çapa Tıp'taki hocalar akla geldi ve sanki tüm tıp fakültesindeki hocalar onlar gibiymiş gibi sunuldu.
Oysa öyle değil. O nedenle, memleketin ücra köşelerinde özveri ile akademisyenlik yapanları ayrı bir grup olarak değerlendirirseniz daha iyi olacak sayın hocam.

Saygılarımla.
People
0
7) x (güya akademisyen)
05.11.2012 12:13:23
Sayın Hocam,
Yayın yaptım, muayenehanen var diye bilimsel performans vermediler.
Muayenehanem varken poliklinikte hasta bakar, ameliyat yapardım. Şimdi nasıl yapayım bu işleri. Endikasyon koydum diyelim; kim yapacak. Bana boşa verilen maaşı eskilere sayıp vicdanımı kısmen rahatlatabiliyorum. Yöneticiler içinde tonla hukukçu olmasına rağmen adam gibi kanun çıkartamıyorlar. Olan bizlere oluyor. Ne yapacağını herkes şaşırdı. Sizin gibiler gerçeği söylüyor ama bunlar kısmen doğru değil. Sistemin düzeltilmesine uğraşmalıyız, kızgınlıkla çamur atmaya değil.
Saygılarımla
People
0
8) Tevfik Güvenal (Öğretim üyesi)
05.11.2012 11:37:13
Sayın hocam, sistemin hiç suçu yok mu?
People
0
9) Bülent Duran (Akademisyen)
05.11.2012 11:25:51
Hocam, haklısınız ama insan yoruluyor, emeklerinin karşılığını alamıyor, bu da motivasyon kaybına neden oluyor, zaten saygı sevgi de kalmadı, asistanların, uzmanların yorumları da bunun kanıtı, bakalım daha ne kadar dayanabileceğiz, sevgi ve saygılarımla.
People
0
10) hasan ekim (dr)
05.11.2012 09:20:13
Tüm bunların nedeni eski YÖK'te aramak gerekir. En küçük bir işadamı bile değil bakanın genel müdürü bile karşılayarak işinin daha iyi olması için çabalarken, eski YÖk'ün rektörleri başbakanı bile karşılamadı, üstelik oda kim diyerek kaba kuvvet gösterisinde bulundular. YÖK te onlara arka çıktı, ceza vermeyi boş ver resmen destekledi, hatta ödül verdi. Neticede üniversitelerimiz gelişmedi. Hatta geriye gitti. Bu kabadayılıklarını da bilmem neyin bekçileri olduklarını söyleyerek savunmaya kalktılar. Üniversitelerden de hiçbir hoca sayın rektörüm, dekanım hatalı iş yapıyorsun, bak bizim gelişmeye ihtiyacımız var, yatırıma ihtiyacımız var, lütfen başbakanı, bakanı karşılayın sorunlarımızı aktarın demedi. Zaten ağızını açan az sayıdakileri de akademik hayattan attılar. Bugünde o eski yasal korumaların desteğinde olduklarından kimse bu tembel kişilere birşey yapamıyor. Başka bir ülkede olsa bulunduğu kurumu iflasa sürüklemeden dolayı ağır bir şekilde cezalandırılırlardı. İnsanın siyasi görüşü ne olursa olsun, bulunduğu kurumu kendi görüşüne göre yönetemez. Sorunların çözümü için çabalar. Koç, Sabancı,vs işadamlarımız her iktidar döneminde işlerini yürütüyor, bunların da belli bir siyasi görüşü vardır, ama işlerini yürütürken hükümete kafa tutmuyorlar. bizim idarecilerimize onlar örnek olamaz mıydı? İllaki hükümet ile atışmak mı gerekir?
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer