YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Üniversite Hastanelerinde Geçiş Sürecini En Az Kayıpla AtlatmakDr. İbrahim ERSOY

Medimagazin Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Faks: 0 (312) 220 04 70
Dr. İbrahim ERSOY

06.12.2010, Pazartesi

Tüm Yazıları

Öncelikle şunu tespit etmemiz gerek; üniversite hastanelerinde büyük bir değişim yaşanıyor ve yakın zamanda üniversite kavramı sanırım iyiden iyiye değişecek. Bu değişimde üniversitelerin haklarını koruyan, düzenlemelerde söz sahibi olan ve gelişmeleri yakından takip eden Üniversite Hastaneler Birliği Derneğinin kurulması büyük bir açığı kapatmıştır. Böyle bir Derneğin olmaması halinde üniversitelerde daha büyük sorunlar yaşanacak ve YÖK kendi bildiğini (bildiğini düşündüğü) yaparak bir kaosa neden olacaktı.

 

Ancak böyle bir derneğin kurulması sorumluluğu da büyük oranda üzerine aldığından, Derneğin yapması gerekenleri iyi ayarlaması, özellikle bilgilendirmeleri üniversitedeki öğretim üyelerine yeterince ulaştırması gerekiyor.

Tam Gün Yasası’yla üniversitelerde (sadece tıp fakültelerinde değil tüm fakültelerde) uygulanacak kurallar, seçimden sonra YÖK’ün yapısında yapılacak düzenlemeler, değişimin yanında şu an bir belirsizlik dönemi de oluşturmaya başladı. Yani aslında tam bir geçiş dönemi yaşanıyor.

 

Bu geçiş döneminin henüz tam anlamıyla kavrandığını söyleyemem. Büyük şehirlerdeki üniversitelerde bile hâlâ yeni süreçle ilgili kavranılamamış birçok şey var. Hem yöneticilerin hem de öğretim üyelerinin bu süreci iyi algılaması, geçiş dönemini minimum kayıpla atlatmalarını sağlayacaktır.

 

Yöneticilere ve öğretim üyelerine hemen bir örnek verelim;

Hastane yöneticilerinin şu andan itibaren semt poliklinikleri işini unutmaları gerekiyor. Önceki dönemlerdeki gibi yakın gelecekte tabirimi mazur görün “Sürümden kazanmak” olmayacak. Çünkü SGK önceden beri uygulamak istediği sevk zincirini seçimlerden sonra kademeli de olsa bir şekilde hayata geçirecek. Aile hekimlerinin de performansa geçeceği düşünüldüğünde, üniversite ve eğitim hastanelerinin polikliniklerden fazla hasta muayene ederek döner sermaye geliri sağlaması hayal olacak.

 

Bir örnek de öğretim üyelerine; toplantıda yöneticiler Tam Gün Yasası’nda Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği maddelerden sonra üniversite hastanelerindeki öğretim üyelerinin tekrar muayenehane açmak için harekete geçtiğini söylediler. Ancak benim okuduğum süreç, bundan böyle üniversite öğretim üyeleri için muayenehane kavramının olmayacağı yönündedir. Sağlık Bakanlığının yaklaşımı dikkate alındığında, bu işin olmayacağı açık seçik görülecektir.

 

Şu anki haliyle aslında üniversitelerde uygulanacak performans yöntemi, hastanelerin iyi yönetilmesi halinde aslında ekonomik olarak avantajlı olarak bile görülebilir. Bunu uygulayan (örneğin; Gaziantep Üniversitesi) ve performans sürecine çok kolay adapte olacak hastaneler var. Performans sisteminin uygulanmasında bu işi bilen hastanelerden örnek alınarak uygulamanın başlatılması birçok üniversite hastanesini yine bu geçiş döneminde kurtarabilir.

 

Bu süreçle ilgili daha çok tartışacağız, ancak Eskişehir’deki toplantıda Anadolu Üniversitesinin Sayın Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın’dan söz etmeden geçmememiz gerekiyor. Gerçekten Anadolu Üniversitesi gerek kampüsü gerek işletim modeliyle örnek bir üniversite şeklinde. Sayın Aydın, akademisyenliğinin yanında bir işletmeci olarak da fırsat yaratan ve oluşan fırsatları üniversitenin lehine kullanan biri.

 

Anadolu Üniversitesinden birkaç da haber verelim;

Sayın Rektör, 6 Ocak’ta TRT’de unuttuğumuz “Açıköğretim Derslerinin” tekrar başlayacağını söyledi. Belki açıköğretim derslerinden hatırladığımız O “küt saçlı” İngilizce dersi veren hanım olamayacak ama, formatta da değişiklikler var. Bütün üniversiteler halka yönelik eğitici faaliyetlerini bu kanaldan duyurabilecek.

Bir haber de sağlıkla ilgili; Anadolu Üniversitesi bir tıp fakültesi kurmayacak, ancak var olan hastanesini genişletecek. Aynı zamanda havacılık tıbbında Türkiye’de söz sahibi olan bir birim kuracak.

 

Toplantıda aslında hep “para” konuşuldu ve yöneticiler de bazen bundan utandıklarını söylediler. Ancak Dernek Genel Sekreteri Sayın Haluk Özsarı güzel bir iyilik düşünmüş ve araya “Büyük Ameliyatlarda Sıfır Mortalite Olası mı? Ne Pahasına?” diye bir sunum koymuş. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. İlgin Özden tarafından aktarılan sunum, katımcılar tarafından çok beğenildi. Hekim emeği ile ilgili “paranın” değil “emeğin” önemine vurgu yapılan konuşmayla ilgili olarak daha sonra Sayın Özden’le konuşup size aktaracağım. Umarım bu “para” konularını yakında bitirip asıl konuşmamız gerekenleri konuşuruz.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Dr.Cevdet (uzm)
07.12.2010 11:04:12
İbrahim Bey toplantıda hep para konuşulduğunu ifade ediyor. Zaten şu anda hekimlerin en büyük rahatsızlığı onca strese rağmen emeğinin karşılığını alamamalarıdır. Anayasa mahkemeside gerekçeli kararını açıklamışken taban maaş olarak pratisyen hekime 5000, uzman hekime 7000, yrd doç. 9000, doç 11000, prof.a 13-15000 tl gibi temel maaş verilmesi sıkıntıyı büyük ölçüde çözecektir. Şu an olduğu gibi şark kurnazlığı yaparak döner sermayeden 1000 tl maaş adı altında ödenip bunun 350-400 tl.side mevcut dönerden kesilirse sıkıntı katlanarak artacaktır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)