YAZARLAR

Tüm Yazarlar

“Doçentlik Sınavları” Üzerine İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

20.05.2014, Salı

Tüm Yazıları

 

Aslında bu makalemde hekimlerin-cerrahların, özellikle “beyin cerrahlarının feryadı” hususunda ifade-i beyanda bulunacaktım. Zira yakın zaman önce, gerek Türk Nöroşirurji Derneğimizin 4-8 Nisan 2014 tarihleri arasında Antalya’da, gerekse Sinir Sistemi  Cerrahisi Derneğimizin Dicle Üniversitesi ile  18-19 Nisan 2014 tarihleri arasında Diyarbakır’da ortaklaşa düzenlediği kongre ve sempozyumlarda, özellikle periferde çalışan meslektaşlarımızın yakınmalarını, feryad’u figanlarını, yakinen bizatihi dinleme imkânını ve duygularını paylaşma fırsatını bulmuştum. Ancak, köşemde en son yayımlanan  “Doçentlik Sınavları” isimli makaleme gelen tepki ve yorumların fazlalığı, beni tekrar bu konu üzerinde ilmi gerçekleri ifade etme mecburiyetinde bıraktı. Bu sebeple, “meslektaşlarımızın feryadı” üzerinde daha detaylı kalem oynatabilmek için bu konuyu bir sonraki makalemize bırakıp, tekrar yukarıda bahsi geçen, yayımlanmış son yazıma  dönmek istiyorum.

 

 

Okuyucu yorumlarından ve bizatihi telefonla bana ulaşarak fikir ve şikâyetlerini beyan eden gerek akademisyen meslektaşlarımızdan gerekse dostlarımızdan edindiğimiz intiba, bu hamurun çok daha fazla su kaldıracağı ve çok basit bir çözümü olmasına rağmen, yetkililerin bu hususta kolay kolay adım atmayacağı ya da atamayacağı hakikatini ortaya koymaktadır.

 

 

Yakın zaman önce, eski Atatürk Üniversiteli, şimdi ODTÜ’lü değerli Bilim Adamı, TÜBİTAK Ödüllü, Kadim Dostum Prof. Dr. Metin Balcı, bir yazısında, makale intihallerinin nasıl cirit attığını, uydur-kaydır metotlarla bir şekilde  SCI kapsamına girmiş, yazarı, hakemi, editör ve yayımcısı hep aynı telden çalan nice “paralı dergiler”in impakt faktörünün yerlerde yüzüstü süründüğünü ve bunlara maalesef ülkemizde bazı akademisyenler tarafından ne kadar rağbet edildiğini, doçentlik sınavlarında bunların ne derece görmezden gelindiğini veya görülebildiğini çok detaylı bir şekilde ifade etmişti.

 

 

Köşe yazılarımdan ve yayımlanmış kitaplarımdan başka, yıllar önce, benim de başkan vekilliğini yaptığım DPT, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı çerçevesinde, Yükseköğretim Komisyonunda çok detaylı bir rapor hazırlanmış ve ilgili makamlara sunulmuştu (http://www3.kalkinma.gov.tr/DocObjects/Download/3218/oik550.pdf). Ancak, yazılanlar maalesef hep sayfalarda ve dosyalarda kalıyor, icraata bir türlü geçilemiyor.

 

Diğer taraftan “H Faktörü” şartını aramak bir yana,  (http://www.medimagazin.com.tr/.../ismail-hakki-aydIn/tr-8220h8221-faktoru-72-) 2547 sayılı Üniversiteler Kanunu, Akademik Atama ve Yükseltme Kuralları bihakkın uygulansa, uydur-kaydır yöntemlere tevessül edilmese bu problemler büyük oranda çözüme kavuşur. Fakat “bir gizli Şark kurnazı el” devamlı bir çıkar yol bulmakta ve işaret edilmesini istediklerine yol gösterebilmektedir(!). Apoletlerini, yıldızlarını parlatmak isteyen, adı sanı bilinmez bir sanal memleketin sözde kralı, prensi veya kraliçesi gibi, isminin önüne uydur-kaydır sözüm ona unvanlar, nişanlar ilave edip ticari amaçlarını gerçekleştirmek, yoksunu olduğu erdem, haysiyet, şeref ve onur sahibi olabilmek için şeytanın bile aklına gelmeyen yöntemleri kullanarak amacına ulaşanlara çanak tutanlar, yol gösterenler ve göz kırpanlar var olduğu müddetçe, nekahet dönemi ve arkasından sağlıklı bir akademik hayata kavuşamayacağız(!). Nitekim geri kalmışlık bir bütündür, parçalanamaz!

 

Her ne kadar ifade dilleri  ve şekilleri açısından eleştirilebilir ise de yorumculara katılmamak elde değil…

 

En son çıkan “YAA HAYY!” isimli kitabımızdan, dumanı üstünde  (İsmail Hakkı AYDIN, Yaa Hayy!, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2014) bir rubai paylaşalım.

 

EY SEVGİLİ YÂR! 

(Mef'ûlu, Mefâîlü, Mefâîlü, Feûl)

Ey Sevgili Yâr!  Cevrine  kızgın değilim.

Hicranla tutuştum ama, kırgın değilim.

Cân sevdi senin zulmünü, vuslat diyerek,

Kahrın da güzel,  hicrine dargın değilim.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) ÖF (DOKTOR)
01.06.2014 13:04:10
-Şu doçentlik ne menem bir şeydir?
-Ne işe yarar?
-Neyi ifade eder?
-Amerika'da, İngiltere'de var mıdır?
-Bence Yök ne işe yararsa, Doçentler de o işe yararlar...
-Yök gibi kaldırılması gerekir.
-Öğretim görevlisi olarak bir tek kürsü önemlidir.
-O kürsü sahibi de, fakültede PROFESÖR olarak adlandırılır.
-Amaç eğitim ise, Profesör, kendisi ile uyumlu çalışabilecek yardımcı ve ekibini kendi seçebilmelidir.(Yök değil)
-Üniversite yönetimi sözleşme yaptığı öğretim görevlisini başarılı bulursa sözleşme sonrası yeniden sözleşme imzalayabilir.
-Yoksa yeni birisine fakülte kürsüsünü sözleşme ile devredebilir, dolayısı ile profesörlük yeni gelene verilir.
-Giden üniversite dışında kalırsa profesörlük ünvanını da kaybeder.
-Öyle muayenehane tabelasına asılmak ve mezara kadar taşımak üzere profesörlük olmaz.
-Doçentlik ise...
-Lafı olmaz.
People
0
2) ky (dr)
27.05.2014 09:19:45
'Tüm akademik ünvanlar üniversite dışında kamu yararı yoksa kullanılmamalıdır'

Yani, toplumu aydınlatan yararlı faaliyetlerde kullanılmalıdır. Böylelikle kendisinden başka kimse yararı olmayan ve ünvanları kendi çıkarları için kullanan, toplumu ve çevresini aşağılayan narsistik anlayışın önüne geçilmelidir.
People
0
3) Dr (Dr)
20.05.2014 21:40:16
Şimdilik tek yolu H index faktörünü şart koymaktır. Doç 9, Prof 13 olacak. Bitti gitti.....bu ülke için bu şimdilik yeter ileride başka faktörlerede bakılır.
People
0
4) ercan (öğretim üyesi)
20.05.2014 15:26:54
Doçentlik sınavlarında jüri sistemi baştan aşağı değişmelidir. ÜAK bundan sonra tüm profesörlere sırayla jüri üyeliği vererek objektifliği sağlayacağını söylüyor. Bunun doğru olmadığı kanısındayım. Jüri üyesinin yayın ve atıf sayısı adaydan daha az iken defalarca jüriye yazılıyor. Ayrıca bir yıllık profesörler jüriye yazılıyor. Bazen sınavına girdiği adaydan yaşça küçük hocalar jüride oluyor. Yıllarını üniversiteye vermiş, özelde hiç çalışmamış ve yayın sayısı, atıf sayısı ve doktora yöneticiliği fazla olan hocalar jüriye giremiyor.
h indeksi, toplam atıf sayısı, dergi impact faktörü, tez yöneticiliği gibi kriterler konulmalı. Bu kriterler hem adaylara hem de jüri üyelerine uygulanmalıdır. ÜAK alt kurullarındaki kişiler sürekli aynı kişileri jüriye yazıyor. Jüriler objektif olarak kriterleri tutturan hocalar arasından herkese açık bir kura ile belirlenmelidir.Tüm akademik ünvanlar üniversite dışında kullanılmamalıdır.
People
0
5) OP DR A YILDIZ (OPDR )
20.05.2014 10:30:16
BENCE İNSANLAR ÜNVANLARINI ARAÇ PLAKALARINA DA YAPIŞTIRMALI.
HERKES TARAFINDAN GÖRÜLECEK ŞEKİLDE...
AKADEMİK ÜNVANI OLANLARA TIPKI MEBUSLAR GİBİ DOKUNULMAZLIK GELMELİ...
ARAÇ PLAKALARI SİYAH OLMALI...
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer