YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Hekimlerin Hekimlere Akrep Etmez Ettiğin! İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

08.04.2013, Pazartesi

Tüm Yazıları


Bu yazının başlığı aslında, toplum açısından çok fazla meşhur ve malum olmasa da, atalarımız tarafından, yakınları ve akrabaları vasıtası ile maruz kaldıkları önemli ihanet, kadirbilmezlik, nankörlük ve düşmanlık tecrübeleri sonucu serd edilmiş “Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğin. ”özdeyişinden mülhem, meslektaşlarımızın hal-i pür melâlini bir kez daha gözler önüne sermek gayesi ile mütenasip, “Hekimlerin hekimlere akrep etmez ettiğin!” olarak belirlenmiştir.



Nitekim mümkün olduğu nispette, yazılı, boyalı ve görsel basın yanında, Medimagazin Gazetemiz’de yayımlanan gerek haber gerekse köşe yazısı niteliğindeki makaleleri ve bunlara yapılan okuyucu yorumlarını da takip etmekteyim.



Hekim olmayanların yorumlarını, bazı yazılı ve görsel basında hemen her gün karşılaştığımız, meslektaşlarımıza karşı kontrol edilemez ve rekabet kabul etmez dermansız bir kin ve düşmanlık besleyenlerin kıskançlık krizlerinin ifadesi olan haber, program ve makalelerini, bir dereceye kadar anlayışla karşıladığım gibi, nispeten mazur görmekteyim.



Ancak, bazı meslektaşlarımız tarafından bazı haber ve makalelere öyle yorumların yapıldığına şahit oluyorum ki, bu yazımızın başlığı ile uyumlu “Doktorun doktordan başka düşmanı yoktur.” galat-ı meşhurunun ne kadar yerinde ve doğru bir ifade olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.



”Aile hekimi neden uzmandan çok para kazanıyor? Uzman varken pratisyen doktor başhekim veya amir pozisyonunda olabilir mi? Devlet hastanelerinde doçent ve profesör varken neden bir uzman idareci oluyor? Hoca! Senin de cemaziyel evvelini bilmez miyiz? Ameliyat yapmayan hekim, ameliyat yapana oranla neden daha çok kazanıyor?..” gibi uzayıp giden bir liste, meslektaşlarımızı inciten, töhmet altında bırakan ve hekim düşmanlarının ekmeklerine yağ süren, ellerine koz veren, etik ve deontoloji karşıtı hasmame yorumlar... Tabii ki problemler mutlaka halledilmeli, meslektaşlarımızın onur, haysiyet, şeref ve itibarları iade edilmelidir. Ancak “Neden bir aile hekimi bir uzmandan fazla alıyor?” sorusu yerine, “Neden bir uzmanın hakkı verilmiyor, daha az maaşa çalıştırılıyor?” sorusu üzerinde durulması gerekmez mi? Diğer taraftan, aile hekimlerinin de hak ettikleri kazancı elde edemediklerini ifade etmek isterim. Bu sadece bir örnek.


Bütün meslektaşlarımız; pratisyen hekiminden profesörüne kadar, kendi unvanları oranında, aynı aşamalardan hemen hemen aynı sıkıntı, engelleme, yokuşa sürme ve diğer sayısız problemlerle boğuşarak geçmiş ve bugünlere gelmişlerdir.

Bir müddet önce, Medimagazin Köşe Yazarlarından, Aziz Dostum Prof. Dr. Haldun Güner'in “Doktor Çocuğu Olmak” isimli makalesinde, yıllar önce kendisinin tıp fakültesine kayıt yaptırma aşamasında yaşadıklarını veya kendisine şu ya da bu amaçla yaşattırılanları okurken, kendimin fakülteye kayıt yaptırma hatırasını tekrar yaşıyor gibi oldum. Bir farkla... İlk listede yer almama rağmen, yaşım küçük olduğu için, yani reşit, yani fârik ve mümeyyiz olmadığım sebebi ile(!) kaydımın tamamlanabilmesi için babamın gelerek muvafakatini beyan etmesini istemişlerdi. O gün cumartesi idi ve öğleye kadar mesai vardı. Babamın Trabzon’dan gelmesi ve mesai saati içerisinde yetişmesi fizik olarak mümkün değildi. Üstüne üstlük, o gün kayıt olmazsam, hakkımı kaybediyordum. Zira ikinci liste aynı gün ilan edilecekti. Tam dünyam başıma yıkılacakken, yıldırım telefonla istediğim “Baba muvafakatini ihtiva eden yıldırım telgraf” elimize ulaştı da, tıbbiyeye (Bu kelimeyi çok severim) kaydımı yaptırabilmiş oldum.

Eminin bütün meslektaşlarımın, en basitinden bu ve buna benzer hatıraları vardır. Fakülte yılları, anatomi laboratuvarında kadavralarla, kafatasları ve kemiklerle haşır neşir geçen zamanlar, zor dersler, amansız stajlar, hekim düşmanlarının patolojik davranışlarına maruz kalmalar... Asistanlık yıllarını söz konusu etmeye gerek yok. Liste uzar da uzar. Velhasıl, hepimiz aynı “çile”nin çocuklarıyız. Başkalarının kin, kıskançlık, haset, garaz ve düşmanlıkları yetmezmiş gibi, nedir bizlerin birbirimize bu çekememezliği, bu düşmanlığı?..



Fukara beyinlerin ukalâ fikirlerine lütfen meydan vermeyelim.



”Hicr-i Aşkındır beni Şair-i Hicran eyleyen” mısrası ile hayat bulan beşinci şiir kitabımız “HİCRAN”dan bir rubâiyi birlikte okuyalım. (HİCRAN, Rubâiler, İsmai Hakkı, Öteki Adam Yayınları, Barış Matbaası, Sayfa;102, İstanbul, 2013.)



PÜSKÜLLÜ BELÂ



Ansızın bir dilbere, gönül mübtela olur,
Kalbi cennet bahçesi, gözleri ela olur,
Gece gündüz hayali, süsler rüyalarını,
Aşk denilen bu meçhul, püsküllü bela olur.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
1
1) abdulkerim olğun (asistan hekim)
19.04.2013 02:12:15
aslında sözlerime başlarken size sayın hocam demeyi isterdim.ancak hocalık öğretmekle olduğu için ve beyin cerrahi stajımda bana bir şey öğretmediğiniz için size hocam diyemiyorum..evet atatürk üniversitesi tıp fakültesi beyin cerrahi kliniğinden bahsediyorum.. 5.yıl tıp fakültesi öğrencisiyken bir kış ramazan ayıydı... beyin cerrahisi stajım. staja başlamadan bizlere '' aman ,sakın ha,sabah 06:00 da serviste olun..hoca(ismail hakkı bey) saat 06:30 da vizit yapar,traşınızı sabah olun valla geçemezsiniz stajı'' gibi telkinler yapıldığından staja hazırlıklı başlamıştık...
o 15 günlük staj programında -40 derece erzurum soğuğunda sahurdan sonra yola çıkıyor ve o saatte dolmuş olmadığından yürüyerek 1.5 saatte hastaneye varıyordum..hastaneye vardığımda saat 06:00 dı ve bölümün asistanları ''mesaiye '' çoktan başlamış oluyorlardı. ..bu 15 gün böylece devam etti..hasta vizitlerinde hoca hazretleri asla sizinle muhatap olmaz veya olsada cevapsız bir soru sorar yanıtlayamadığınızda da basar fırçayı..sakalınız 1 günlükse vizitten atılma ihtimaliniz bile vardır.bölümün asistanları gün aşırı nöbete tabidirler.zaten evlerine gitmeseler iyi olur çünkü mesai zaten sabah 06:00 da başlıyor..şimdi ismail hakkı bey gerek asistanlarına gerekse bölümdeki diğer stajyer doktorlara uyguladığı bu muamelede hangi insani değer anlayışını savunabilir....cebinde 5 kuruş dolmuş parasını sabahın köründe taksi parası olarak kullanamayacak o stajyer doktorları hiçmi düşünmemiştir..ya asistanlar...bana 15 günlük staj dönemimde ismail hakkı bey bölüm başkanı olmamasına rağmen bölüm başkanı tahakkümüyle koyduğu gayri resmi kurallarla çile çektirmiş ve eğitim vermemiştir..allahtan çetin hoca vardı da imdadımıza o yetişti..allah ondan bin defa razı olsun..beyin cerrahi konusunda bize güzel bir eğitim verdiğini düşünüyorum.. birde o bölümde ismail hakkı bey (?!) tarafından ''engizisyona'' tabi tutulan mehmet dumlu hoca vardı..zavallı adamla bütün asistanlar aynı engizisyona tabi olmamak için muhatap olmaktan çekinirdi.onun yatırdığı hastalar onun bilgisi dışında taburcu edilir, amelyathanede beyin cerrahi odası ona yasaklanırdı..neden mi ?
çünkü hekimin hekime yaptığını akrep bile yapamazdı........
People
0
2) Mehmet (dr)
18.04.2013 16:37:07
Hocam, bir yerde deontolojiden bahsetmişsiniz. Acaba deontoloji kaldı mı? Tıp dakültelerinin kaçında deontoloji dersi var, kaçında bunun kürsüsü var?
People
0
3) Coşkun Öztekin (uzman hekim)
14.04.2013 12:36:33
Hocam güzel yazınız için teşekkür ederim. Saygılarımla.
People
0
4) hatice s (dr)
11.04.2013 13:43:43
sevgili Kaya Turan madem aile hekimleri bu kadar zor durumda, çok çalışıp az kazanıyorlar devlet hastanelerine geçsinler onlar da daha çok kazansınlar(!!!)
People
0
5) Mücahit Altuntaş (İç Hastalıkları Uzmanı)
11.04.2013 12:01:29
Hekimlerin Hekimlere Akrep Etmez Ettiğin! yada “Doktorun doktordan başka düşmanı yoktur” adında meslktaşımız Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN, Sinir Sistemi Cerrahisi Derneği Eski Başkanı İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkan Danışmanı ve medimagazinde yazılar yazıldı.

İnsanı ileştirilebiliri ama daha çok insan eleştirmek , birbirimizle sonu geçmez tartışma , suçlamaya girmek yerine , aslolan , bizi ileri getirecek olan mevcut sorunlu sistemi tanımlamak , sistem eleştirisi getirmeye dikkat etmeliyiz.Sistemi düzeltmek , sistemi konuşmak durumundayız ! İnsan hamdır , pişer , yanar , yada "insan beşer birgün şaşar" hareketle insanı değil daha çok sistemi sistemine , içindeki insanı konuşmak , odaklanmak durumundayız.

Çoklu denetim , otokontrolü olan kültürel ortam önemli.Eğitimde ,siyasette , heryerde , ahlak sisteminde bu gerekiyor.Otoriter , ben yaptım oldu , ben hocayım , herşeyi bilirim , değil , sorgulayan ve sorgulatan bir bakış açısı önemli.Eğitimde ilkokuldan itibaren bunu atlıyoruz.Tıp fakültesinde koca koca adamlar gülünç bir bilimsellik , eleştiri , biat kültür sergiliyor.Bağımlı , boyun eğen , sorgulamayan , insan tipi yetişiyor.

Ayrıca meslektaşım çok iyi tesbit etmiş.Sorun "sorunun az çıkmasından öte yaptığnız işin mantığı " , insan olarak hayatın başka alanlarıylada haşır neşir olabilecek bir yaşam olmalı.Sorun yoksa 17 saat çalış yada 32 saat çalış , bu bakış yanlış.

Bazı insanlar nöbet sürelerini kahredici yorgunlukla eşdeğer görüyor.Yani uzun süre ortamda kalmayı savunuyor.Bu arada kaldığı süre içinde ortamın bilimsel , gözlemsel , düşünsel , pratik eylemlerini sorgulamıyor.Kalite eğitimde de öncelikli konudur.Burada da kalite olmadığını , adam ezmece , bizde bu yollardan geçtik , bizde yorulduk , sizde yorulacaksınız kaba , ahmak yaklaşımı sergilenebiyor.Bilimsel diyebilirmiyiz?.Son derece yanlıştır.Çünkü sahada kimin ne kadar yorulduğunu yada yorulacağını ölçmüyorsunuz Yani rastgele dayanabildiği kadar...İnsanlık dışıdır.Sağlık beklemeyin.

Eğitimde tıp fakültesine ilk yıllarda güya teorik bilgi yükleyeceğiz diye afonksiyonel bilgi yüklenmesi yapılmaktadır.Bilginin çoğu beyinde , yaşam olanağı bulmadan sönümlenmektedir.Kalıcı bağlarını oluşturamamaktadır.Eğer doğru kelimeyi kullanıyorsam "örgün" değildir.Pratik kavrayışından yoksundur.Samimiyetinden , yani eğitimi veren ve alan kişilerin iletişiminden de yoksundur.Asistan intörn alt sınıflar ilişkisi önemlidir.Buralarda kişisellik , kişilikler ön plana çıkmakla birlikte insanlara her zaman eğitim verecek imkanı tanımak gerekir.

Görüyorsunuz , biz bir performans konusunu bile bilimsel sorgulamaktan ve bu sistemin insanı ve maliyet anlamında kendini tüketen mantığı entellektüel dışa vurmaktan kaçınıyoruz.Koca koca adamlar , eğitimci diye gördüklerimiz duruş sergileyemiyor.Çünkü akıllar özgür değil.Bir yerde sakat edilmiş durumda.

Bağımlı bir kültürel ortam ve kişisel ilişkilerimiz var.Bağımsız insan , bağımsız eğitim formasyonunun öne çıkması ,aklın , bireyin , bilimsel ortamın özgürleşmesi gerekiyor.Olanlardan bunu anlıyorum.Mustafa cerrah hemen hemen aynı konuya değinmiş.Bunları görmezden gelerek , büyük resmi görmezden gelerek kacak , kişiselleşmiş bir bilimsel performasn sergiliyoruz.Alttan sorgulamayan , bağımlı olan insan modeli sistemi sarmalıyor.80 sonrası kültürel kuşağın göstergesi , özelliğidir.Kötürüm , sakat , işlevsel değil...


Dikkatinizi ne kadar gereksiz iş yapıldığına odaklayın.Çünkü inanılmaz gereksiz bir iş akışı var.Sadece sağlık değil tüm alanlarda!Mevzu budur.Akıl kendisi ve çevresi için gerekli organizasyonu yapma konusunda "gelişmiş nörojenik konfigürasyonuna= beyin " sahipken !!!!.

İnsan , i n s a n , i n s a n , i n s a n diye uzayan bölünmeler hayatın, gerçekliğin içinde insanı kaybetmeye maruz kalıyoruz.Gereksiz iş , (fonksiyonel hale getiremediği ) gereksiz bilgi , organize olmamış insan çevre dünya uyumu , aptallaşmış bir eğitim sistemi , ahmak bir dünya bakışı , gereksiz işlerin altında debelenmektedir.

Sağlıkta yapılan işlerin büyük kısmı gereksizdir.Gereksiz işi tanımlayın , eleştirin , süreçten çıkarın.

İnsan bunu yapyığında , yada yapabildiğinde özgürleşecek.Fırsat bulunca ,herhangi bir sebeble , bilimsel ,yada aklın gereği bunu yapmaya çalışın.Kendi hayatınızıda gereksizik , zorunluluklardan azat edin.Sorumsuzluk kastım yoktur.

Sağlıkta hasta hekim buluşmasında , iyi iletişimde , hastaya yeterli zaman ayırma konusunda tanımlanmamış , ama doldurulması , tanımlanması zorunlu alanlar var.bunlar çeşitli sebeblerle görmezden geliyoruz.İnsanı , insani ilişkileri , ihtiyaçları unutmuş durumdayız.Sağlık olabilrmi?Olmayacağı baştan bellidir.Amaç sağlıksa olmayacak.Ticaretse pazar olsun !Sistem bir pazardır.bu performasn sistemini kabül eden akıllarla daha bir pazar haline gelmiştir.Kamu hastanelerinin başına karlılığı sorgulayan CEO lar gelmiştir.

Asistanlar böylesi bir sistemde akıllarını kaybetmezse , iş yükünden kurtulabilirilerse , eğitim alacak.Onlara eğitim verecekler pazar bakışından akıllarını ve bakış açılarını kurtarabilirlerse , zaman bulabilirlerse eğitim verecek.

Sağlıkta akıl almaz iletişim sorunu, akıl almaz yandal -uzman fetişizmi var.Tıp Eğitim sisteminde akılalmaz iş yükü , işe yaramayacak , yada fonksiyonel hale getirilmemiş , beklemkten ekşitilmiş , bozulmuş fonksiyonel olmayan bilgi yüklemesi var.

Sağlıkta iyi iletişim yok , sağlıklı sevk sistemi yok , hasta takibi yok.Uzman aile hekimi , uzman yan dal hekimi ilişkisi yok.

Herkesin kafasına göre takıldığı , bilinmeyen , ölçülmemiş , insanların kafasına göre eczaneye gidip satın aldığı ticari öğeler , yapılan işlemler var.Nasıl yaşadığını sorgulamak yok!


Mustafa(cerrah)notu eke alıyorum.Medimagazin Pazartesi, 08 Nisan 2013
Asistanların çalışma saatleri kısalsa da, eski öğrencilerin yaptığı vaka sayısı kadar vaka yapmaları bekleniyor. Bu da, hata riskini artırıyor.Mustafa şöyle yazmış..
"Bakış açısı yanlış. Tıbbi hata azalsın mantığıyla yapılıyor. Yani tıbbi hata azalmayacaksa insanlar kesintisiz 500 saat çalışsa da olur. Asistanlar insan değil, onların hiç hakkı yok. Bence asistanların eğitimlerini denetleyen kendi dernekleri olmalı. Hocalar da sınıfta kalabilmeli yetersizseler. Tıp eğitiminde standardizasyon geliştirilmeli. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı mantığı ortadan kalkmalı"



People
0
6) dr.a.şiddet sona ERSİN (doktor)
11.04.2013 10:56:01

İsmail hocam elinize dilinize sağlık doktorun en büyük düşmanı yine meslektaşları. Zaten sırf bu yüzden bu gün acınacak durumdayız.

Gün aramızdaki suni ayrımları (pratisyen uzman, klinisyen prekilinikçi vb.)bir kenara iterek mesleki dayanışma içinde mücadele etme günüdür.

İlk yapılacak iş ise Böyle Sağlık Sistemi Olmaz/Sağlıkta Şiddet Sona ERSİN..! Talebi ile 17 Nisan Çarşamba günü yapılacak greve destek vermek.

Böyle Sağlık Sistemi Olmaz! Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıldönümünde G(Ö)REVDEYİZ

17 Nisan 2013, Dr. Ersin Arslan’ın Gaziantep’te çalıştığı hastanede bir hasta yakını tarafından öldürülmesinin birinci yılı.

Başta Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olmak üzere sağlık meslek örgütlerinin çağrısıyla 17 Nisan 2013 tarihinde Türkiye’nin her yerinde, her hastane ve sağlık biriminde hekimler ve sağlık çalışanları artan şiddeti ve alınmayan önlemleri protesto etmek üzere seslerini yükseltecek, “Eşit, ücretsiz, nitelikli sağlık hizmeti, iş, can ve gelir güvencesi” talepleri ile iş bırakacak.

People
0
7) hüseyin kurt (doktor)
10.04.2013 10:52:40
İsmail abi,hocam kaleminize yüreğinize sağlık..
People
0
8) dr.sinan (uzman dr.)
10.04.2013 09:31:21
kesinlikle katılıyorum.
People
0
9) a.s (dr)
09.04.2013 22:46:41
sayın dr(dr) yorumunuza katılmıyorum. Bu sistem dünyanın neresinde uygulanırsa hiç kuşkum yok aynı sonucu verir. Sorun bizim doktorlarda veya insanlarda değil bizim sistemde.

Sayın hocam aslında size de kısmen katılmıyorum. kimse şu benden niye fazla kazanıyor söyleminden ziyade ben niye onlardan az kazanıyorum söylemi daha hakim olmasına rağmen maalesef sizin zihninizde de olumsuz yer etmiş. Bence kıyasların çoğunda sorun yok ve kıyaslamalar en iyi kendi içinde yapılabilir. Sorun alınganlık yapan kesimler de.
Elma ile armutlar tabi ki kıyaslanamazlar.

Yine de yazılarınız için teşekkürler.
People
0
10) inal (dr)
09.04.2013 21:59:34
yorumunuz doğrudur başka bir cümle eklemeye gerek yok.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer